TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

112- İHLÂS SÛRESİ

 

Bu sûre dört ayettir. Mekkî’dir.

 

 

كانَ رَسولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ إذَا أوَى إلى فِرَاشِهِ، نَفَثَ في كَفَّيْهِ بقُلْ هو اللَّهُ أحَدٌ وبِالْمُعَوِّذَتَيْنِ جَمِيعًا، ثُمَّ يَمْسَحُ بهِما وجْهَهُ، وما بَلَغَتْ يَدَاهُ مِن جَسَدِهِ قَالَتْ عَائِشَةُ: فَلَمَّا اشْتَكَى كانَ يَأْمُرُنِي أنْ أفْعَلَ ذلكَ به قَالَ يُونُسُ: كُنْتُ أرَى ابْنَ شِهَابٍ يَصْنَعُ ذلكَ إذَا أتَى إلى فِرَاشِهِ

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخار الصفحة أو الرقم: 5748  خلاصة حكم المحدث صحيح 

الراوي : -  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرفتح الباري لابن حجر الصفحة أو الرقم: 10/221  خلاصة حكم المحدثمحفوظ

Resûlullah as, yatağına yattığında iki avucunaقُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  ve muavizeteyni okuduktan sonra üflerdi. Ellerini önce yüzüne, ondan sonra elinin yetişebildiği yerlere kadar bütün vücuduna sürerdi. Âişe ra: Resûlullah, hastalandığında bana aynı şeyleri yapmamı söylerdi.

 

أنَّ رَسولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ بَعَثَ رَجُلًا علَى سَرِيَّةٍ، وَكانَ يَقْرَأُ لأَصْحَابِهِ في صَلَاتِهِمْ، فَيَخْتِمُ بقُلْ هو اللَّهُ أَحَدٌ، فَلَمَّا رَجَعُوا ذُكِرَ ذلكَ لِرَسولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ، فَقالَ: سَلُوهُ لأَيِّ شيءٍ يَصْنَعُ ذلكَ؟ فَسَأَلُوهُ، فَقالَ: لأنَّهَا صِفَةُ الرَّحْمَنِ، فأنَا أُحِبُّ أَنْ أَقْرَأَ بهَا، فَقالَ رَسولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَأَخْبِرُوهُ أنَّ اللَّهَ يُحِبُّهُ.

 الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 7375  خلاصة حكم المحدث : [صحيح 

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 813  خلاصة حكم المحدث صحيح   انظر شرح الحديث رقم 26481

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 793  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه 

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثشعيب الأرناؤوط  المصدرتخريج صحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 793  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

 الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرصحيح النسائي الصفحة أو الرقم: 992  خلاصة حكم المحدثصحيح   

Aişe: Rasûlullah bir adamı bir askeri birliğin başında kumandan olarak gönderdi. O namaz kıldırdığında arkadaş­larına Kur'ân okuyor ve sonunda da  قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  De ki: O Allah'tır, bir tektir sûresi ile okumayı sona erdiriyordu. Geri döndüklerinde bu durumu Rasûlullâh’a aktardılar. Rasûlullâh: Ona niçin böyle yaptığını sorunuz, buyurdu. Sordular, şu cevabı verdi: Çünkü o Rahmân'ın sıfa­tıdır. Ben o sûreyi okumayı seviyorum. Rasûlullah as. şöyle buyurdu: Ona Allah'ın da onu sevdiğini bildiriniz.

 

كانَ رَجُلٌ مِنَ الأنْصارِ يَؤُمُّهُمْ في مَسْجِدِ قُباءٍ، وكانَ كُلَّما افْتَتَحَ سُورَةً يَقْرَأُ بها لهمْ في الصَّلاَةِ ممَّا يَقْرَأُ به افْتَتَحَبقُلْ هو اللَّهُ أحَدٌ حتَّى يَفْرُغَ مِنْها، ثُمَّ يَقْرَأُ سُورَةً أُخْرَى معها، وكانَ يَصْنَعُ ذلكَ في كُلِّ رَكْعَةٍ، فَكَلَّمَهُ أصْحابُهُ، فقالوا: إنَّكَ تَفْتَتِحُ بهذِه السُّورَةِ، ثُمَّ لاَ تَرَى أنَّها تُجْزِئُكَ حتَّى تَقْرَأَ بأُخْرَى، فَإِمَّا تَقْرَأُ بها وإمَّا أنْ تَدَعَها، وتَقْرَأَ بأُخْرَى فقالَ: ما أنا بتارِكِها، إنْ أحْبَبْتُمْ أنْ أؤُمَّكُمْ بذلكَ فَعَلْتُ، وإنْ كَرِهْتُمْ تَرَكْتُكُمْ، وكانُوا يَرَوْنَ أنَّه مِن أفْضَلِهِمْ، وكَرِهُوا أنْ يَؤُمَّهُمْ غَيْرُهُ، فَلَمَّا أتاهُمُ النبيُّ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ أخْبَرُوهُ الخَبَرَ، فقالَ: «يا فُلاَنُ، ما يَمْنَعُكَ أنْ تَفْعَلَ ما يَأْمُرُكَ به أصْحابُكَ، وما يَحْمِلُكَ علَى لُزُومِ هذِه السُّورَةِ في كُلِّ رَكْعَةٍ» فقالَ: إنِّي أُحِبُّها، فقالَ: «حُبُّكَ إيَّاها أدْخَلَكَ الجَنَّةَ»

الراويأنس بن مالك  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 775  خلاصة حكم المحدث معلق

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرأصل صفة الصلاة الصفحة أو الرقم: 1/400  خلاصة حكم المحدثهو على شرط مسلم   

الراويأنس بن مالك  المحدثابن العربي  المصدرعارضة الأحوذي  الصفحة أو الرقم: 6/41  خلاصة حكم المحدثصحيح   

الراويأنس بن مالك  المحدثالترمذي  المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 2901  خلاصة حكم المحدثحسن غريب صحيح من هذا الوجه   

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2901  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح   

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرمساجلة علمية الصفحة أو الرقم: 20  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح على شرط مسلم وعلقه البخاري 

Ensardan bir kişi, Küba Mescidinde onlara imamlık yapıyordu. Namaz­da okuduğu her sureden önce قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ okuyor onu bitir­dikten sonra da başka bir sure okuyordu. Her rekâtta böyle yapıyordu. Arkadaş­ları onunla konuşup: Sen bu sureyle başlıyorsun. Sonra bunun yetme­diğine kanaat getirerek başka bir sure okuyorsun. Ya sadece bu sureyi oku veya bunu bırak başkasını oku, dediler. O da: Ben bu sureyi bırakmam. Siz bu şe­kilde imamlık yapmamı isterseniz yaparım, istemezseniz bırakırım, dedi. Bu kişinin, kendilerinin en faziletlileri olduğu görüşündeydiler. Onun dışın­da birisinin kendilerine imam olmasını istemiyorlardı. Nebi as. bunlara gelin­ce ona durumu bildirdiler. Resûlullah ona: Ey filan arkadaşlarının istediği bir şeyi yapmana engel nedir? Bu sureyi bütün rekâtlarda gerekli görmene sebep nedir? buyurdu. O da: Ben onu seviyorum, dedi. Resûlullah: Senin onu sevmen seni Cennet’e koydu, buyurdu.

 

İbn Mes'ud, Hasen, Atâ, îkrime ve Câbir: Mekke'de in­miştir. İbn Abbas'ın iki görüşünden birisine göre, Katâde, edDahhâk ve esSüddî'ye göre de Medine'de inmiştir.

Müşrikler Ma'bûd’unun cinsini bize bildir: O, altından mı, gümüşten mi? diye haber saldılar. İşte bunun üzerine, Allah Teâlâ bu sûreyi indirdi.

Müşrikler: Üçyüz altmış putumuz bile, bizim ihtiyaçlarımızı tam yerine getiremiyor. Peki, tek bir ilah, bütün mahlûkatın ihtiyacını nasıl yerine getirebilir? Medine’den Yahudiler Ka'b b. Eşref ile geldiler:

- Ey Muhammet, Allah, mahlûkatı yaratmıştır. Peki, Allah'ı kim yaratmıştır, dediler.

 

Mukatil:

Arap müşrikleri: Melekler, Allah’ın kızlarıdır.

Yahudiler: Üzeyir Allah’ın oğludur.

Hristiyanlar: Mesih, Allah’ın oğlu derlerdi.

Ubey bin Ka’b: Müşrikler, Allah Resulüne bize rabbini tarif et dediler.

Amir bin Tufeyl ve Eldeb bin Rebia Allah Resulüne geldiler. Amir ona:

- Ey Muhammed bizi neye çağırıyorsun diye sordu.

- Allah’a buyurdu.

- Onu bize tarif et, altından mı? Gümüşten mi? Demirden mi? Yoksa ağaçtan mı, dedi. Bunun üzerine bu sure indi.

 

Yahudi hahamlarından bir gurup Allah Resulüne gelerek:

- Ey Muhammed bize, Rabbini tarif et belki sana inanırız. Çünkü Allah kendi özelliklerini Tevrat’ta indirmişti. Onun hangi şeyden olduğunu bize bildir. Yer-içer mi? Göğe kim vâris olacak? Yere kim vâris olacak, dediler.

 

Ebu'l-Aliye: Allah Resulü onla­rın tanrıları hakkında konuşunca: Haydi sen bize Rabbini tanıt, dediler. Bunun üzerine Cebrail ona bu sûreyi getirdi: De ki: O Allah'tır. Bir tektir, dedi.

 

أنَّ المشركين قالوا: يا محمدُ، انسِبْ لنا ربَّكَ، فأنزل اللهُ عزَّ وجلَّ:  قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ، اللهُ الصَّمَدُ، قال: الصمدُ الذي لم يَلِدْ ولم يُولَدْ، وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُؤًا أَحَدٌ.

الراويأبي بن كعب  المحدثالألباني  المصدرتصحيح العقائد الصفحة أو الرقم: 110  خلاصة حكم المحدثإسناده ضعيف وله شاهد

الراويأبي بن كعب  المحدثابن خزيمة  المصدرالتوحيد الصفحة أو الرقم: 95/1  خلاصة حكم المحدثأشار في المقدمة أنه صح وثبت بالإسناد الثابت الصحيح   

الراويأبي بن كعب  المحدثابن تيمية  المصدرتلبيس الجهمية الصفحة أو الرقم: 7/512  خلاصة حكم المحدثمشهور عن أبي سعد الصاغاني

Müşrikler: Muhammed!.. Rabbini bize tanımla-anlat, dediler. Bunun üzerine Allah azze ve celle: قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ ، اللهُ الصَّمَدُ … ihlas suresini inzal buyurdu.

 

سورة الإخلاص

بسم الله الرحمن الرحيم

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ 1 اللَّهُ الصَّمَدُ 2 لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ 3 وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ 4

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm

Bismillâhirrahmânirrahîm

 

1. De ki: O, Allah’tır, bir tektir.

2. Allah Samed’dir.

3. O doğurmamış ve doğurulmamıştır.

4. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.

 

  

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ 1

1. De ki: O, Allah’tır, bir tektir.

 

1- HÜVE

Hüve هُوَ  bu zamir, doğrudan doğruya Allah’ın zatına râcidir.

هُوَ hüve mübtedasının haberi Allah'ın ismidir. أَحَدٌ ehad de ikinci haberidir. Buna göre mânâ O Allah'dır, birdir demek olur.

هو hüve zamîru’ş şân da olabilir. Zamîru’ş şân söylenecek olan cümlenin önemini ifade etmek için cümlenin evveline getirilip önemli olan şudur ki anlamında kullanılır. Ayrıca Yüce Allah’ın niteliği gaybî bir nitelik olduğundan bir gaib zamiri olan هو ile ifade edilmiştir.

 

2- ALLAH:

De ki: O Allah'tır. Bir tektir. Benzeri, zevcesi, oğlu, kızı, ortağı... olmayan bir ve tektir.

أَحَدٌ anlamındaki lafzın,اللَّهُ  lafzından bedel olduğu da söylen­miştir. 

 

Lafzatullâh:

Allah sözcüğü; yüce Yaratıcının zatına mahsus olarak kullanılan özel bir isimdir. Arapça olan bu kelimenin aslı genellikle ilâh olarak kabul edilir. İlâh kelimesinin başındaki إ hemze yani i atılmış ve onun yerine el getirilmiştir. ألْ  لَاهْ  الله  (el+lâh=Ellâh). Bu kelime sadece yüce Allah’a mahsustur.

 

3- EHAD

أَحَدٌ in aslı, وحد olup; و vav أَ hemzeye kalbedilmiştir.

أَحَدٌ ehad lafzı; sayısal bir demek olan واحد vâhid anlamında kullanılır ise de aslında aralarında önemli farklar vardır. واحد vâhid kelimesi izafî ve itibarî de olabilir ve sayısal bir anlam ifade eder. Ehad ise; zatın bölünmesi ve ikinci birinin bulunması ihtimali olmayandır. Hep bir ve daima bir demektir. Vâhid ile ehad eş anlamlı değildir.

Hasılı Allah ehadtır demek, gerek zatı, gerek sıfatları, gerek isimleri hangi açıdan ele alınırsa alınsın hep birdir, hiçbir şekilde ortağı olmayan bir tek hakikattir.

Eşi, benzeri bulunmayan, zevcesi, çocu­ğu ve ortağı olmayan bir ve tektir.

 

Zayıf bir rivayete göre:

إنَّ لِكُلِّ شيءٍ نِسْبِةً وَإِنَّ نِسْبَةَ اللهِ قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ

الراويأبو هريرة  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 7/149  خلاصة حكم المحدثفيه الوازع بن نافع وهو متروك

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرضعيف الجامع الصفحة أو الرقم: 1937  خلاصة حكم المحدثضعيف جداً

الراويأبو هريرة  المحدثالطبراني  المصدرالمعجم الأوسط الصفحة أو الرقم: 1/222  خلاصة حكم المحدثلا يروى هذا الحديث عن أبي هريرة إلا بهذا الإسناد تفرد به عبد الرحمن بن نافع

Her şeyin bir neseblemesi-nibetlemesi-tanımı-vasfı vardır. Allah’ın tanımı-vasfı da قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ ‘dır.

 

 

اللَّهُ الصَّمَدُ 2

2. Allah Samed’dir.

 

O hep bir… Ve gerçekte en mükemmel ve tek samed ancak O'dur.

Dilciler şöyle demiştir: الصَّمَدُ  Samed musibetler anında yardım ve imdat için kendisine başvurulan yüce efendi demektir.

ed-Dahhak, İbn Abbas'tan: İhtiyaçla­rın kendisine sunulduğu kimsedir.

Bazıları da الصَّمَدُ  samed, ezelden beri var olan ve ebediyyen var olacak olan, daim ve baki demektir, demişlerdir.

Ubeyy b. Ka'b: الصَّمَدُ  samed, doğurmayan ve doğurulmayan demektir,

Ali, İbn Abbas, Ebu Vail, Şakik b. Seleme ve Süfyan: الصَّمَدُ samed her türlü şeref ve efendilik alanlarında, efendiliği üstünlüğü en ileri derecede olan seyyid demektir.

Ebu Hureyre: الصَّمَدُ kimseye muhtaç olmayıp, herkesin kendisine muhtaç olduğu kimseye denir.

esSüddi: الصَّمَدُ arzu edilen hususlarda ken­disine yönelinilen, bütün musibetlerde kendisinden yardım istenilendir.

elHuseyn b. el-Fadl: الصَّمَدُ  dilediğini yapan ve dilediğine hüküm veren­dir.

Mukatil: الصَّمَدُ  hiçbir kusuru bulunmayan kâmil demektir.

elHasen, İkrime, edDahhak ve İbn Cübeyr:الصَّمَدُ  samed, ka­rın boşluğu olmayan, içi boş olmayan demektir.

 

Samed: Lügat açısından iki anlam önemlidir.

1.  Birinci, bir kavmin ulusuna, yani yönetim ve ihtiyaçlarında kendisine başvurulan ve daha üstünü bulunmayan en büyüğüne kavmin samedi adı verilir.

2.  İkincisi de hiç boşluğu olmayan, eksiği gediği bulunmayan, dilimizdeki som kelimesinin karşılığıdır. Asla karışık olmayan, kaplama bulunmayan, saf ve halis anlamları ifade edilir.

 

Samed, şeref ve ululuk nevilerinin en mükemmelidir,

Samed, musîbetlerden sığınılan, mağlup olmayan galip,

Samed, yenilmeyen eşsiz lider,

Samed, karnı olmayan; yemeyen ve içmeyendir.

Samed, Ana-babaya, eşe, ortağa vb ihtiyacı yoktur.

 

Ömer ra'ın şu sözü de aynı şeyi ifade eder: Ensâbı, yani nesepleri öğrenip de onlara ta'n etmekten sakınınız. Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki: Şu kapıdan ancak samed olan çıksın desem pek azınız çıkardınız.

 

Özetle söyleyecek olursak: Bu sûrede 5 kaziyye/önerme vardır;

1-        Allah ehad      

2-        Allah samed

3-        Allah doğurmadı

4-        Allah doğurulmadı

5-        Allah’a küfüv olamaz.

 

Sûrenin özeti

Birinci ayet: Allah birdir. Nar ve zulmet diye iki tanrı olduğunu söyleyen Mecusilerin, teslise inanan Hıristiyanların batıl olduğunu ifade eder.

İkinci ayet Allah'tan başka yaratıcı olduğunu söyleyenlerin görüşünün batıllığını ortaya koymaktadır. Çünkü eğer başka yaratıcılar da olsaydı, bütün ihtiyaçlar hususunda sadece samed, yani başvurulan olmazdı.

Üçüncü ayet Uzeyr, Allah'ın oğludur diyen Yahudilerin, Mesih, Allah'ın oğludur diyen Hıristiyanların ve Melekler, Allah'ın kızlarıdır diyen müşriklerin görüşlerinin batıllığını ifade eder.

Dördüncü ayet putları Allah'a denk ve ortak kabul eden müşriklerin bu görüşlerinin batıllığını ifade eder.

 

وقالت اليهود عزير ابن الله وقالت النصارى المسيح ابن الله ذلك قولهم بأفواههم يضاهئون قول الذين كفروا من قبل قاتلهم الله أنى يؤفكون

Yahudiler: Üzeyir Allah'ın oğludur, dediler; Hıristiyanlar da: Mesih Allah'ın oğludur, dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? 9/Tevbe:30

 

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ 3

3. Doğurmadı ve doğurulmadı da.

 

Allah doğurtan bir baba,

Allah doğuran bir ana,

Allah doğurulmuş bir oğul veya bir kız değildir.

 

İbn Abbas: Allah, Meryem gibi doğurmadı. İsa ve Uzeyr gibi doğurulmadı. İşte bunların hepsini açıkça red ve iptal vardır:

1. O başkasını doğurmadı, babalığı ve analığı yoktur. Oğlu, kızı, evladı, çocuğu… demek de caiz değildir.

2. Başkası tarafından doğurulmadı ve başkasından da doğmadı: Allah’ın babası anası yoktur. Canlıların sahip olduğu bu özelliklerden münezzehtir.

 

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ 4

4.   Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.

 

Ne zatında, ne sıfatında; eşiti, benzeri, zıtlaşacağı... yoktur.

Allah’a eş, arkadaş, ortak, rakip olmamış ve olamaz.

 

كُفُواً / dengi

Uzeyr, Allah'ın oğludur diyen Yahudilerin, Mesih, Allah'ın oğludur diyen Hıristiyanların ve Melekler, Allah'ın kızlarıdır diyen müşriklerin görüşlerinin batıllığını ifade eder. Zatı, sıfatları, isimleri, fiilleri… hangi açıdan ele alınırsa alınsın hep birdir, hiçbir şekilde ortağı olmayan bir tek hakikattir. Eşi, benzeri, zevcesi, çocu­ğu ve ortağı olmayan bir ve tektir. Hiçbir şey uzaktan-yakından O’na denk-küfüv olamaz.

 

Hafs:كُفُواً  dengi lafzınıفُ  harfini ötreli ve sakin olarak okumuş­tur. Hepsi de fâsih söyleyişlerdir.

 

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

www.diniyol.com

 

Not: Bu yazımız, aşağıdaki tefsir tercümelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

01.  Fahruddîn Râzi, Mefâtihu'I Gayb,

02.  Muhammed Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân,

03.  İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur’ani'l-Azîm,

04.  Mevdudî, Tefhîm'ul Kur'ân,

05.  Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri,

06.  Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili,

07,  Vehbe Zuhayli, Tefsîrü'l-Münîr,

08.  Muhammed Ali es-Sâbunî, Safvetü't-Tefâsîr,

09.  Komisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir,

10. Ebu'l Leys Semerkandî, Tefsîru'l Kur'ân,

11. Seyid Kutub, Fî zilâli’l Kur’ân,

12. Hüseyin b. Mes'ûd el-Bagavî, Meâlimu't Tenzîl,

13. İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l Beyân an Tefsîri'l-Kur'ân,

.