TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

110- NASR SÛRESİ

 

Sûrenin nüzulü:

İbn Abbas: Nasr sûrenin, Kur’ân'ın son nazil olan sûresi olduğunu söylemiştir. Yani bundan sonra tam olarak bir sûre nazil olmamıştır.

 

İbn Ömer: Bu sûrenin Veda Haccı'nda, teşrik günleri sırasında Mina'da nazil olduğu rivayet edilmiştir.

 

Rasulullah’ın vefatı, bu sûrenin nüzulünden;

1. 3 ay birkaç günü aşkın zamanda,

2. 70 gün sonra,

3. 6 gün,

4. 1 yıl yaşamıştır, görüşleri vardır.

 

İbn Abbas: Rasulullah'a bu sûre nazil olduğunda; Bu benim vefatımı bildirmektedir, vaktim gelmiştir, dedi.

 

كانَ عُمَرُ يُدْخِلُنِي مع أشْيَاخِ بَدْرٍ فَكَأنَّ بَعْضَهُمْ وجَدَ في نَفْسِهِ، فَقالَ بَعْضُهُمْ: لِمَ تُدْخِلُ هذا الفَتَى معنَا ولَنَا أبْنَاءٌ مِثْلُهُ، فَقالَ عُمَرُ: إنَّه مَن قدْ عَلِمْتُمْ، فَدَعَاهُ ذَاتَ يَومٍ فأدْخَلَهُ معهُمْ، فَما رُئِيتُ أنَّه دَعَانِي يَومَئذٍ إلَّا لِيُرِيَهُمْ، قالَ: ما تَقُولونَ في قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ والفَتْحُ؟ فَقالَ بَعْضُهُمْ: أُمِرْنَا أنْ نَحْمَدَ اللَّهَ ونَسْتَغْفِرَهُ إذَا نُصِرْنَا، وفُتِحَ عَلَيْنَا، وسَكَتَ بَعْضُهُمْ فَلَمْ يَقُلْ شيئًا، فَقالَ لِي: أكَذَاكَ تَقُولُ يا ابْنَ عَبَّاسٍ؟ فَقُلتُ: لَا، قالَ: فَما تَقُولُ؟ قُلتُ: هو أجَلُ رَسولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ أعْلَمَهُ له، قالَ: إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ والفَتْحُ وذلكَ عَلَامَةُ أجَلِكَ، فَسَبِّحْ بحَمْدِ رَبِّكَ واسْتَغْفِرْهُ إنَّه كانَ تَوَّابًا، فَقالَ عُمَرُ: ما أعْلَمُ منها إلَّا ما تَقُولُ.

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4970  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4294  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 25629

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 3627  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 25628

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4430  خلاصة حكم المحدثصحيح 

İbn Abbas: Ömer ra. Bedir gazvesine katılan büyüklerin toplantısına beni de çağırdı. Onların arasına girmek pek hoşuma gitmezdi. Ömer'e: Bu çocuk bizim çocuklarımızın yaşı gibidir. Özellikle bu genci, toplantılarımıza niçin çağırıyorsun, dediler. Ömer: Bunun kim olduğunu biliyor musunuz, diye sordu. Bir gün Ömer, onu büyüklerin toplantılarına davet etti. Ogün beni çağırdığını ispat etmek için beni de davet ettiğini anladım. Ömer sohbet sırasında Bedir ehlinin büyüklerine şöyle sordu: Yüce Allah’ın إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ والفَتْحُ kavli hakkında ne dersiniz? Bazıları: Bize Allah'ın nusreti gelip fetih nasip olduğunda, Allah'a hamd ve istiğfar etmemiz emredildi. Bazıları: Bundan murat şehir ve kalelerin fethidir, dediler. Bazıları da sessiz kaldılar. Ömer: İbn Abbas sen de mi böyle diyorsun? Diye sordu. Ben: Hayır, dedim. Ömer: Peki sen ne diyorsun? Ben: Ondan maksat Rasulullah as'ın ecelinin kendisine Allah tarafından bildirilmesidir, dedim. Bu sûrede Rasulullah'a, Allah'ın nusretinin gelip fetih nasip olması, senin eceline işarettir. Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et. Ona istiğfarda bulun. Çünkü o Tevvâb’tır, dedim. Bunun üzerine Ömer: Ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum, dedi.

 

Allah’ın son elçisi Muhammed as: Mekke'yi hicri 8. senede fethetti. Hicri 10. senede veda haccını yaptı ve bu esnada Nasr sûresi nazil oldu. Hicri 11. yılında da vefat etmiştir. Salat ve selam Muhammed as’a olsun.

 

 

110- NASR SÛRESİ

 

Adı: Birinci ayetteki nasr kelimesi sûreye isim olmuştur. Veda sûresi de denilir. 

سورة النصر

بسم الله الرحمن الرحيم

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ 1

وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجاً 2

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً 3

 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,

2. Ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde,

3. Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.

 

 

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ 1

1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,

 

Nahivciler, ayetin başındaki إِذَا ...diği zaman edatının:

1.  Tesbih et fiili ile mansûb olduğunu söylemişlerdir. Buna göre takdir, Allah'ın yardımı ve fethi geldiği zaman, Rabbini hamd ile tesbih et, şeklindedir. Nasr: Muhammed as.’ın Kureyş'e ve bütün Araplara galip geleceğinin kastedilmesidir.

2.  إِذَا جَاءَ şart manasına delalet ettiği için de mazinin manasını geleceğe çevirerek şartın gelecekte gerçekleşeceğini ifade eder.

 

Sûre içinde geçen en-Nasr ile el-Feth arasındaki farklar:

1.  en-Nasr; elde edilmek istenen şeyi, elde etmek için yapılan yardım, el-Feth ise; muallakta olan neticeyi elde etmek ve gerçekleştirmek demektir.

2.  Nasr, dinin kemali, feth ise, nimetin tamamı olan, dünyevî ikbaldir.

3.  Nasr, dünyada, Minâ'da elde edilen zaferdir, feth, cennet ile tahakkuk edecektir.

4.  Zemahşerî: Nasr, düşman üzerine üstün kılmaktır. Fetih, memleketlere hâkimiyet kurmaktır.

 

 

وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجاً 2

2. Ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde,

 

 

الفوج el-fevcu kelimesi, kalabalık cemaat anlamına gelmektedir.  Araplar, daha önceleri birer ikişer İslâm'a giriyorlardı. H.9. senesinden itibaren, kabileler toptan İslâm'a giriyordu. Onun için o seneye heyetler senesi denmiştir.

 

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً 3

3. Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

 

Sanki: Eğer Ben sana yardım edersem, tesbih et. Fethi verirsem, hamdet. Kullarım, fevc fevc Müslüman olunca da istiğfarda bulun, buyrulmuştur.

Buradaki Hamd'in anlamı, bu büyük başarının, senin marifetin sonucu gerçekleştiği aklına bile gelmemelidir. Tamamen Allah'ın lütfü ile olmuştur. Bunun için Allah'a şükret, kalp ve lisan ile bunu itiraf et. Çünkü böyle büyük bir işi gerçekleştiren ve bu başarının yaratıcısı ancak Allah'tır. Hamd'e ancak O müstahaktır şeklindedir.

Tesbih etmek: Allah’ı; yakışıksız ve noksan sıfatlardan tenzih etmektir.

Subhânallâh kelimesinin bir de taaccüp yanı vardır. Akıl almayan bir iş meydana geldiğinde insan hayretinden dolayı subhânallâh der. Anlamı, bu ancak Allah'ın kudretinin neticesidir.

 

سُئِلَ النَّبيُّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم عنِ التَّسبيحِ، فقال: تنزيهُ اللهِ تعالى عنِ السُّوءِ.

الراوي : موسى بن طلحة  المحدث : البيهقي  المصدر :الأسماء والصفات الصفحة أو الرقم1/76  خلاصة حكم المحدث :منقطع وروي من وجه آخر

الراويطلحة بن عبيدالله  المحدثابن حبان  المصدرالمجروحين الصفحة أو الرقم: 2/26  خلاصة حكم المحدث[فيه] عبد الرحمن بن حماد الطلحي يروي عن طلحة بن يحيى بنسخة موضوعة ساقط الاحتجاج به

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالطبراني  المصدرالمعجم الأوسط الصفحة أو الرقم: 6/309  خلاصة حكم المحدثلم يرو هذا الحديث عن يحيى بن جعدة إلا عكرمة بن خالد ولا عن عكرمة إلا عمار بن زريق تفرد به أبو الجواب

الراوي : -  المحدثابن القيسراني  المصدرمعرفة التذكرة الصفحة أو الرقم: 157  خلاصة حكم المحدثفيه عبد الرحمن الطلحي عنده نسخة موضوعة

الراويطلحة بن عبيدالله  المحدثابن القيسراني  المصدرتذكرة الحفاظ الصفحة أو الرقم: 204  خلاصة حكم المحدث[فيه] عبد الرحمن بن حماد الطلحي عن طلحة عنده نسخة موضوعة عن طلحة

الراويطلحة بن عبيدالله  المحدثالذهبي  المصدرميزان الاعتدال الصفحة أو الرقم: 2/557  خلاصة حكم المحدث[فيه] عبد الرحمن بن حماد الطلحي قال أبو حاتم: منكر الحديث. وقال ابن حبان وغيره: لا يحتج به

الراويطلحة بن عبيدالله  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/97  خلاصة حكم المحدثفيه عبد الرحمن بن حماد الطلحي وهو ضعيف

الراويطلحة بن عبيدالله  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرلسان الميزان الصفحة أو الرقم: 5/98  خلاصة حكم المحدث[فيه] عبد الرحمن بن حماد قال أبو زرعة: أسأل الله السلامة وقال ابن حبان: روى عن طلحة نسخة موضوعة

الراويحذيفة بن اليمان  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 4782  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 138253

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الضعيفة الصفحة أو الرقم: 6849  خلاصة حكم المحدثضعيف جدا

Nebi as’a tesbîh hakkında soruldu da şöyle verdi: Tesbîh, Allâh'ı kötü şeylerden tenzih etmektir.

 

Kelimenin aslı ise yüzdü kelimesinden gelir. Şöyle ki: Yüzen kimse, tıpkı kuşun havada uçması gibidir. Kelimenin şeddeli şekli ise; سَبِّحْ uzaklaştırmak anlamına gelir. Çünkü caiz olmayan şeyleri Allah’tan uzaklaştırmadır.

 

Bir kimse Allah'ın dini için ne kadar zorluğa katlanmış olursa olsun aklına hiçbir zaman Rabb'inin hakkını ödediği düşüncesi gelmemelidir. Tersine, insan her zaman ben aslında yapmam gereken kadarını bile yapamadım şeklinde düşünmelidir. Allah, Rasulullah'a işte böyle bir terbiye vermiştir.

 

Hasan el-Basrî: Allah'ın Resulü Mekke'yi fethettiği zaman, Araplar birbirlerine: O, Harem halkına karşı zafer kazandı. Onun, hak üzere olması gerekir. Çünkü Allah Teâlâ, Harem halkını daha önce, Fîl Ashabından ve onlara kötülük yapmak isteyen herkesten korumuştu, dediler. Sonra da savaşmaksızın, bölük bölük İslâm'a girmeye başladılar.

 

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

www.diniyol.com

 

Not: Bu yazımız, aşağıdaki tefsir tercümelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

01.  Fahruddîn Râzi, Mefâtihu'I Gayb,

02.  Muhammed Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân,

03.  İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur’ani'l-Azîm,

04.  Mevdudî, Tefhîm'ul Kur'ân,

05.  Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri,

06.  Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili,

07,  Vehbe Zuhayli, Tefsîrü'l-Münîr,

08.  Muhammed Ali es-Sâbunî, Safvetü't-Tefâsîr,

09.  Komisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir,

10. Ebu'l Leys Semerkandî, Tefsîru'l Kur'ân,

11. Seyid Kutub, Fî zilâli’l Kur’ân,

12. Hüseyin b. Mes'ûd el-Bagavî, Meâlimu't Tenzîl,

13. İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l Beyân an Tefsîri'l-Kur'ân