TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

084- İnşikak

سورة الإنشقاق

 

 

 صليتُ مع أبي هريرة العتمةَ، فقرأ: إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ. فسجد، فقلتُ له، قال :سجدتُ خلفَ أبي القاسمِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ، فلا أزال أسجدُ بها حتى ألقاه .

الراويأبو هريرة  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 766  خلاصة حكم المحدث صحيح 

 

Ebu Hüreyre ile birlikte namaz kıldım, إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ  suresini okudu. Secde yaptı. Ona sorduğumda: Ebu'l Kâsım'ın arkasında da secde etmiştim. Ona ulaşıncaya kadar secde etmeye devam edeceğim, dedi.

 

أنَّ أبا هُرَيرَةَ قرَأ لهم‎ ‎‎:‎إذا‎ ‎السماءُ‎ ‎انشَقَّتْ‎ .‎فسجَد‎ ‎فيها‎ .‎فلما‎ ‎انصَرَف أخبَرهم‎ ‎أنَّ رسولَ اللهِ ‏صلَّى اللهُ عليه وسلَّم سجَد‎ ‎فيها‎ .‎

الراويأبو هريرة  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 578  خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراويأبو هريرة  المحدثابن عبدالبر  المصدرالتمهيد الصفحة أو الرقم: 19/118  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثابن عبدالبر  المصدرالاستذكار الصفحة أو الرقم: 2/488  خلاصة حكم المحدثروي من  طرق كثيرة صحاح

الراويأبو سلمة بن عبدالرحمن بن عوف  المحدثالألباني  المصدر :صحيح النسائي الصفحة أو الرقم: 960  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 2761  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

 

Ebu Hüreyre onlara  إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ sûresini okudu ve secde yaptı. Secdeyi bitirdiğinde Rasûlullah as’ın bu sûrede secde yaptığını onlara haber verdi.

 

بسم الله الرحمن الرحيم

إِذَا السَّمَاءُ انشَقَّتْ 1 وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 2 وَإِذَا الأَرْضُ مُدَّتْ 3 وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ 4 وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 5 يَا أَيُّهَا الإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلاقِيهِ 6 فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ 7 فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَسِيراً 8 وَيَنقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُوراً 9 وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ 10 فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُوراً 11 وَيَصْلَى سَعِيراً 12 إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُوراً 13 إِنَّهُ ظَنَّ أَنْ لَنْ يَحُورَ 14 بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيراً 15 فَلا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ 16 وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ 17 وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ 18 لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَنْ طَبَقٍ 19 فَمَا لَهُمْ لا يُؤْمِنُونَ 20 وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمْ الْقُرْآنُ لا يَسْجُدُونَ 21 بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ 22 وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ 23 فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 24 إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ 25

1.        ‎Gök varıldığı zaman,

2.        ‎Rabbına boyun eğdiğinde ki o, zâten boyun eğecektir.

3.        ‎Yer düzeltildiği zaman,

4.        ‎İçinde olanları dışarı atıp boşaldığı zaman,

5.        ‎Ve Rabbına boyun eğdiğinde, ki o, boyun eğecektir.

6.        ‎Ey insan sen Rabbın için çalışıp çabaladın, nihayet O'na ‎kavuşacaksın.

7.        ‎Kimin de kitabı sağından verilirse;

8.        ‎Kolayca bir hesâb ile muhasebe edilecektir.

9.        ‎Ve ailesine de sevinçli olarak dönecektir.

10.    ‎Ama kimin de kitabı arkasından verilirse;

11.    ‎Derhâl helakini temenni edecektir.

12.    ‎Ve çılgın aleve girecektir.

13.    ‎Çünkü o, ailesi içinde ton şımarıktı.

14.    ‎O, hiç dönmeyeceğini sanmıştı.

15.    ‎Hayır, muhakkak Rabbı onu görmekteydi.‎

16.    And ederim o şafağa,

17.    Geceye ve derleyip topladığı şeye.

18.    Ve toplu hale geldiğinde aya.

19.    Muhakkak siz, bir durumdan diğerine uğratılacaksınız.

20.    Öyleyse, ne oluyor onlara da inanmıyorlar?

21.    Ve Kur'ân okunduğu zaman secde etmiyorlar.

22.    Bilakis o küfredenler, yalanlıyorlar.

23.    Hâlbuki  Allah, onların   sakladıklarını en iyi bilendir.

24.    Onlara elim bir azabı müjdele.

25.    Ancak îmân edip sâlih amel işleyenler müstesna. Onlara bitip tükenmeyen bir ecir vardır.


بسم الله الرحمن الرحيم

 

إِذَا السَّمَاءُ انشَقَّتْ 1

1. Gök varıldığı zaman,

 

Kıyamet günü gök yarıldığında,

 

إنْشِقَاق/ İnşikâk: Parçalanma ve yarılma demektir. Kur’ân Kerîm’de ‎شَقَّ - ‎انْشَقَّ‎ ifadesinden türeyen kelimelerle ay ve ‎göğün yarılmasından bahsedilmektedir.‎

 

R.İsfehanî, Müredât:

اقْتَرَبَتْ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ 1

Saat/Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 54/Kamer:1

Ayetteki وَانْشَقَّ الْقَمَرُ / ibaresinin yorumu:

1.  Ayın yarılışı, Rasûlullah zamanında vuku bulmuştur.

2.  Bu yarılma Kıyamet yaklaştığında meydana gelecektir.

3.  İş-mesele açıklığa kavuştu, anlamındadır. طار فُلانٌ مِنَ الغَضَبِ شِقاقاً.: Falan kişi öfkeden sanki parçalanarak yarılıp uçtu, cümlesi gibidir. Ayetin anlamı: Saat/Kıyamet yaklaştı, artık mesele iyice açığa çıkmıştır. 54/Kamer:1 olur.

 

إنْشِقَاق/ İnşikâk yani yarılma üzerinde biraz duralım:

 

1. إنشقاق القمر/inşikâku’l Kamer ayın ikiye ayrılması:

اقْتَرَبَتْ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ 1

Saat/Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 54/Kamer:1

 

وَانْشَقَّ الْقَمَرُ: قد كان هذا في زمان رسول الله صلى الله عليه وسلم، كما ثبت ذلك في الأحاديث المتواترة بالأسانيد الصحيحة.

İbn Kesîr: Allah: Ve ay yarıldı, buyuruyor. Sahîh isnâdlarla ve mütevâtir hadîslerde sabit olduğu üzere hadise, Allah Rasûlullah zamanında vuku bulmuştur.

Hasan el Basrî: Yarılma Kıyamet yaklaştığında meydana gelecektir.

Elmalı: وَانْشَقَّ الْقَمَرُ  Ve Ay, yarıldı. 54/Kamer:1 Rasulullah as'ın en parlak mucizelerinden olan ayın yarılması mucizesi meydana geldi. Sahabe, Tâbiîn ve Müteahhirîn'den bilinen tefsircilerin hepsi, âyetin bu mucizeyi haber verdiğinde ittifak etmişlerdir.

 

Şimdi bu konuda vârid olan hadîslerden bazısını görelim:

الإمام أحمد: عن أنس بن مالك قال: سأل أهل مكة النبي صلى الله عليه وسلم آية، فانشق القمر بمكة مرتين، فقال: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ  ورواه مسلم

İmâm Ahmed: Enes İbn Mâlik: Mekke'liler Rasûlullah’tan ayet/mucize istediklerinde ay Mekke'de iki defa yarıldı. Allah: Saat yaklaştı ve ay yarıldı, buyurmuştur. Müslim.

 

البخاري: عن أنس بن مالك؛ أن أهل مكة سألوا رسول الله صلى الله عليه وسلم أن يريهم آية، فأراهم القمر شِقَّين ، حتى رأوا حِرَاء بينهما. صحيح البخاري برقم 3868

Buhari: Enes İbn Mâlik: Mekke'liler Allah Rasûlullah’tan kendilerine bir ayet/mucize göstermesini istediler. Rasûlullah da onlara, ayı iki parça olarak gösterdi. Onlar Hira dağını ayın iki paçası arasında gördüler.

 

الإمام أحمد: جبير بن مطعم، عن أبيه، قال: انشق القمر على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم فصار فرقتين: فرقة على هذا الجبل، وفرقة على هذا الجبل، فقالوا: سحرنا محمد. فقالوا: إن كان سحرنا فإنه لا يستطيع أن يسحر الناس كلهم.

İmâm Ahmed: Cübeyr İbn Mut'im: Ay Allah Rasûlullah’ın zamanında yarıldı ve iki bölük oldu. Bir bölük şu dağın üzerinde, bir bölük de şu dağın üzerindeydi. Onlar: Muhammed bizi büyüledi, dediler ve: Bizi büyülemiş bile olsa hiç şüphesiz o bütün insanları büyüleyebilecek değildir, diye sözlerini sürdürdüler.

 

البخاري: عن ابن عباس قال: انشق القمر في زمان رسول الله صلى الله عليه وسلم

Buhari: İbn Abbâs: Ay, Allah Rasûlullah’ın zamanında yarıldı, demiştir.

 

عن ابن عباس قوله: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ. وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ. قال: قد مضى ذلك، كان قبل الهجرة، انشق القمر حتى رأوا شقيه.

İbn Abbâs: Bu geçmişte olmuştur. Hicretten önce idi. Ay yarıldı ve onlar iki parça halinde gördüler.

 

وقال الطبراني: عن عكرمة، عن ابن عباس قال: كُسِفَ القمر على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالوا: سُحِر القمر. فنزلت: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ إلى قوله: مستمر

Taberânî: İbn Abbâs: Allah Rasûlullah’ın zamanında ay tutuldu da müşrikler: Ay büyülendi, dediler. Bunun üzerine şu ayetler nazil  oldu:

اقْتَرَبَتْ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ 1 وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ 2

Saat yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar bir âyet görürlerse yüz çevirirler ve süregelen bir büyüdür, derler.

 

عن مجاهد، عن عبد الله بن عمر في قوله تعالى: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ قال: وقد كان ذلك على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم انشق فِلْقَتَين: فِلْقَة من دون الجبل، وفلقة من خلف الجبل، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: اللهم اشهد.

Müslim Tirmizî ve Beyhakî: Abdullah İbn Ömer: Saat yaklaştı ve ay yarıldı, âyeti hakkında: Bu, Allah Rasûlullah’ın zamanında oldu. Ay iki parçaya yarıldı. Bir parça dağın önünde, bir parça da arkasındaydı. Rasûlullah: Allah'ım şâhid ol, dedi.

 

الإمام أحمد: عن ابن مسعود قال: انشق القمر على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم شقين حتى نظروا إليه، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم اشهدوا.

İmâm Ahmed, Buhârî ve Müslim: Abdullah İbn Mes'ûd: Rasûlullah’ın zamanında ay ikiye ayrıldı ve onlar aya baktılar. Allah Rasûlü: Şâhid olunuz, buyurdu.

 

ابن جرير: عن عبد الله، قال: كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم بمنى فانشق القمر، فأخذت فرقة خلف الجبل، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اشهدوا، اشهدوا

İbn Cerîr: Abdullah İbn Mes'ûd: Minâ'da Allah Rasûlü ile beraberdim. Ay yarıldı, bir parçası dağın arkasında kaldı. Allah Rasûlü: Şâhid olun, şâhid olun, buyurdu. Buhârî

 

أبو داود الطيالسي: حدثنا أبو عوانة، عن المغيرة، عن أبي الضُّحَى، عن مسروق، عن عبد الله بن مسعود، قال: انشق القمر على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقالت قريش: هذا سحر ابن أبي كبشة. قال: فقالوا: انظروا ما يأتيكم به السّفَّار، فإن محمدًا لا يستطيع أن يسحر الناس كلهم. قال: فجاء السّفَّار فقالوا: ذلك. مسند الطيالسي برقم:295

Ebu Dâvûd et-Tayâlisî: Abdullah İbn Mes'ûd: Rasûlullah’ın zamanında ay yarıldı. Kureyş'liler: Bu, İbn Ebu Kebşe'nin büyüsüdür, dediler. Dışardan, seferden gelenlerin getireceği haberi bekleyin. Muhammed bütün insanları büyüleyebilecek değildir, diye de ilâve ettiler. Seferden gelenler bu durumu aynen haber verdiler.

 

البيهقي: عن عبد الله، قال: انشق القمر بمكة حتى صار فرقتين، فقال كفار قريش أهل مكة: هذا سحر سحركم به ابن أبي كَبْشَة، انظروا السفار، فإن كانوا رأوا ما رأيتم فقد صدق، وإن كانوا لم يروا مثل ما رأيتم فهو سِحْرٌ سحركم به. قال: فسئل السفار، قال: وقدموا من كل وجهة، فقالوا: رأيناه.

Beyhakî: Abdullah İbn Mes'ûd: Ay Mekke'de yarıldı ve iki parça oldu. Mekke'li Kureyş kâfirleri: Bu, İbn Ebu Kebşe'nin sizi büyülemiş olduğu bir büyüdür. Seferden gelecekleri bekleyin. Eğer sizin gördüğünüzü onlar da görmüşse doğru söylemiştir. Eğer sizin gördüğünüz gibi görmemişlerse; bu onun bizi büyüleyeceği bir büyüdür, dediler. Dışarıdan seferden gelenlere soruldu da muhtelif yönlerden gelenler: Onu gördük, dediler.

 

مجاهد: انشق القمر على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم فصار فرقتين، فقال النبي صلى الله عليه وسلم لأبي بكر: اشهد يا أبا بكر. فقال المشركون: سُحِر القمر حتى انشق تفسير الطبري

Mücâhid: Rasûlullah’ın zamanında ay ayrıldı ve iki parça oldu. Rasûlullah Ebubekir'e: Ey Ebubekir, şâhid ol, buyurdu. Müşrikler de: Ay büyülenme sonucu yarıldı, dediler.

 

 

2. إنشقاق السماء /inşikâku’s Semâ Göğün yarılması

 

Elmalı: إِذَا السَّمَاءُ انشَقَّتْ  Sema’nın inşikâk’ı; bu âlemin değişmesi için yukarı tarafından gelen ilâhî emrin inmek ve gerçekleşmek üzere gökte ortaya çıkışıdır. Bunun başlangıcı çatlamadır.

 

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْداً عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

O gün biz göğü, kitapların sayfasını dürer gibi düreceğiz. Sonra da ilk yaratılışa başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz. 21/Enbiya:104

 

Yarılma bir taraftan dünya göğünün yıkımı, öte yandan Âhiret semasının kuruluşudur.

 

Yarılmanın başlangıcı:

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلائِكَةُ تَنزِيلاً 25

O gün gök bulutlarla yarılacak ve melekler ard arda indirilecekler. 25/Furkan:25

 

هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَنْ يَأْتِيَهُمْ اللَّهُ فِي ظُلَلٍ مِنْ الْغَمَامِ وَالْمَلائِكَةُ وَقُضِيَ الأَمْرُ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأُمُورُ

Onlar buluttan gölgeler içinde Allah'ın azabının ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar. 2/Bakara:210

 

الْغَمَام/’nin çoğulu الغمامة: Bulut, ak bulut anlamına gelmektedir. Göğün yarılması sırasında ortaya çıkacak ve içinde amel defterleri ile meleklerin ineceği bir sis diye yorumlanmıştır.

 

Gök başlangıçta bir duman olarak yaratıldığı gibi göğün herhangi bir tarafında kütlelerin birinde Allah'ın emriyle vaki olacak bir patlamadan meydana gelecek bir bulut ile de gökte bir çatlama ve yarılma vuku bulmuş olur. Göğün çatlaması ile yıldızların yayılması beraber zikredilmişti.

 

Ali ra: Yarılma مَجَرَّة/mecerre’den olacaktır.

Gökbilimciler: Mecerre, normal gözle görülemeyen uzaklardaki takımyıldızlarıdır.

 

فَإِذَا انشَقَّتْ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ 37

Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman. 55/Rahman: 37

 

ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً فَقَالَ لَهَا وَلِلأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ 11

فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاءٍ أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظاً ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ 12

Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne: İsteyerek veya istemeyerek gelin, dedi. İkisi de: İsteyerek geldik, dediler.

Böylece onları, iki günde iki evrede yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. 41/Fussilet:11-12

 

Big Bang teorisi:

Kâinat, bütün madde ve enerjisinin toplamını ihtiva eden iptidai ilk atom veya kozmik çorbanın trilyonlarca derece sıcaklığındaki dehşetli bir patlama ile genişletilmesi sonucu vücuda gelmiştir. Patlamanın ilk anında atom parçacıkları yaratılmış, sonra bu parçacıklardan atomlar, atomlardan gaz ve toz bulutları, bulutlardan galaksiler kurulmuştur.

Galaksiler sürekli birbirinden uzaklaştığı tespit edilmiştir. Bu şu demektir: Zamanında bu galaksiler bir arada olduğunu işaret eder.

1940'lı yıllarda ortaya atılan bir teoridir. Bu teoriye göre, patlamadan sonra açığa çıkan mazi radyasyonu halen mevcuttur. 1964 yılında farkına varıldı.

Kur’ânı Kerîm’de ayetler ikiye ayrılır:

1. Muhkem ayetler: Manası tek ve net olup, başka bir manaya ihtimali bulunmayan ayetlere denir.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمْ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى

Ey iman edenler! Katledilenler hakkında size kısas farz kılındı. 2/Bakara:178

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمْ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ 183

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. 2/Bakara:183

 

2. Müteşabih ayetler: Birden fazla mana ihtimali olup yoruma açık olan ayetlerdir. Yorum yapanın ilmi, kültürel birikimi, sosyal ve psikolojik yapısı, yaş ve meslek, zaman, mekân ve coğrafi şartları… gibi etkenlerden dolayı bu ayetleri anlama, kavrama ve yorumlamaları farklı olması doğaldır.

 

أَوَلَمْ يَرَى الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنْ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلا يُؤْمِنُونَ 30

İnkâr edenler görmediler mi/bilmezler mi ki göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık. Canlı/diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi de görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? . 21/Enbiya:30

 

ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً فَقَالَ لَهَا وَلِلأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ 11

Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne: İsteyerek veya istemeyerek gelin, dedi. İkisi de: İsteyerek geldik, dediler. 41/Fussilet:11

 

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْيدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Biz göğü sağlamca kurduk ve gerçekten Biz onu genişletmekteyiz. 51/Zariyat:47

 

 

وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 2

Rabbına boyun eğdiğinde ki o, zâten boyun eğmiştir.

 

Ezinet: Dinledi, itaat etti demektir.

 

وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا O kendi Rabbine itaat ettiğinde, Rabbinin emri üzerine şakka şakka yarıldığında.

 

Dahhak: وَحُقَّتْ / itaat etti demektir.

وَحُقَّتْ / O elbette emri yerine getirdi/getirecektir. Çünkü; kendisini yaratan ona şekil ve özellikler veren mutlak güç sahibidir.

 

وَإِذَا الأَرْضُ مُدَّتْ 3

Yer düzeltildiği zaman. Serilip dümdüz-yayıldığı zaman,

 

Meddet: Genişlik ve yaygınlık bakı­mından serilip uzadı.

R.İsfehanî, Müfredât: الْمَدُّ: Bir nesneyi çekip uzatmak anlamına gelmektedir. المُدَّةُ/Müddet: Uzayıp giden vakit.

 

إذا كان يومُ القيامةِ مَدَّ اللهُ الأرضَ مَدَّ الأَدِيمِ حتى لا يَكُونَ لِبَشَرٍ مِنَ الناسِ إِلَّا مَوْضِعُ قَدَمِهِ قال النبيُّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ: فَأَكُونُ أولَ مَنْ يُدْعَى وجبريلُ عن يَمِينِ الرحمنِ واللهِ ما رَآهُ قبلَها فَأَقُولُ: رَبِّ إِنَّ هذا أَخْبَرَنِي أنَّكَ أَرْسَلْتَهُ إِلَيَّ فيقولُ اللهُ تباركَ وتعالى: صَدَقَ ثُمَّ أُشَفَّعُ فَأَقُولُ: يا رَبِّ عِبادُكَ عَبَدُوكَ في أَطْرَافِ الأرضِ قال : فهوَ المَقَامُ المَحْمُودُ

الراوي علي بن الحسين بن علي  المحدث ابن كثير  المصدر تفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 5/108  خلاصة حكم المحدث مرسل

الراوي علي بن الحسين بن علي  المحدث ابن جرير الطبري  المصدر :تفسير الطبري الصفحة أو الرقم: 9/1/181  خلاصة حكم المحدث صحيح

الراوي علي بن الحسين بن علي  المحدث ابن جرير الطبري  المصدر :تفسير الطبري الصفحة أو الرقم: 9/181  خلاصة حكم المحدث صحيح

الراوي جابر بن عبدالله  المحدث الزيلعي  المصدر تخريج الكشاف الصفحة أو الرقم: 2/284  خلاصة حكم المحدث روي مرسلا

 

İbn Cerîr Taberî: Rasûlullah: Kıyamet günü olduğunda Allah, yeri pamuk sergisi gibi serer. Öyle ki insanlardan her bir ferdin, ancak iki ayağını koyacağı kadar yeri bulunur. Bu sırada Rahmân'ın sağından ilk çağırılan ben ve Cebrail oluruz. Vallâhi!.. O (Cebrail) onu daha önce görmemişti. Ben derim ki: Ey Rabbim, bu (Cebrail) bana bildirdi ki; Sen, onu (Cebrail'i) bana elçi olarak göndermişsin. Allah Tebâreke ve Teâlâ: Doğru söylemiş, buyurur. Sonra ben, şefaat eder ve derim ki: Ey Rabbım; dünyanın her tarafında kulların sana kulluk ettiler. Allah: İşte bu, el Makâmu’l Mahmûd'dur.

 

وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ 4

İçinde olanları dışarı atıp boşaldığı zaman,

 

İbn Kesîr: Karnında bulunan ölüleri dışarı atıp onlardan kurtulduğu zaman.

Mücâhid, ve Saîd: وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ  Rabbine boyun eğdiğinde ki o, zaten boyun eğmiştir. Yani; içindekileri dışarı atar. Boyun eğme işte böyledir.‎ Katade: İçinde bu­lunan ölüleri ve hazineleri dışarıya attığı zaman.

Yeryüzünde elde edilen her türlü yeraltı kaynakları bulunup ortaya çıkarılması diye de anlaşılabilir. Altın, bakır, demir, petrol gibi maddelere işaret edebilir. Örneğin:

 

وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى يَحْسِرَ الْفُرَاتُ  عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ، يَقْتَتِلُ عَلَيْهِ النَّاسُ فَيُقْتَلُ مِنْ كُلِّ مِائَةٍ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ. فَيَقُولُ كُلُّ رَجُلٌ مِنْهُمْ: لَعَلِّي أنْ أكُونَ أنَا أنْجُو.

Ebu Hureyre: Resulullah buyurdular ki: Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: Herhalde savaşı ben kazanacağım, der. Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29, (2894); Ebu Davud, Melahim 13, 4313, 4314 Tirmizî, Cennet 26, 2572, 2573

 

وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ5

Ve Rabbine boyun eğdiğinde, boyun eğmiştir de.

 

Niçin itaat etmesin ki, onu yaratan, düzenleyen ve tabiat kanunlarını yerleştirendir. Elbette seve seve boyun eğecektir.

Burada insana bir gönderme var. O da; kâinat, Yaratıcısına itaat ediyor. Sen isyan ediyorsun. Sana verilen hür irade sebebiyle, yaptığından sorumlusun ve sorgulanacaksın. Ayağını denk al.

 

يَا أَيُّهَا الإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلاقِيهِ 6

Ey insan; sen Rabbın için çalışıp çabaladın. Sonuçta ona kavuşacaksın.

 

Rabb’in için çalışıp-çabaladın ve bir şeyler yaptın.

 

Kedh: Çalışmak. Dişi-tırnağı ile çabalayıp emek çekerek hayır-şer kazanmak.

 

Mukatil: Mekkeli Ubey bin Halef kastedilmektedir. Bu adamın şahsında bütün kâfirler kas­tedilmiş olabilir.

 

Ey kâfir!.. Sen kesinlikle çalışır-çabalarsın, fa­kat çaban boştur.

 

قال لِي جبريلُ: يا مُحمدُ عِشْ ما‎ ‎شِئتَ‎ ‎فإنَّكَ‎ ‎مَيِّتٌ،‎ ‎وأحْبِبْ‎ ‎مَنْ شِئتَ‎ ‎فإنَّكَ‎ ‎مُفارِقُهُ، واعملْ ‏ما‎ ‎شِئتَ‎ ‎فإنَّكَ‎ ‎مُلاقِيهِ

الراويعلي بن أبي طالب  المحدث أبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 3/235  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث جعفر عن أسلافه متصلا

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثابن الجوزي  المصدر :موضوعات ابن الجوزي الصفحة أو الرقم: 2/408  خلاصة حكم المحدثلا يصح

الراويسهل بن سعد  المحدثابن الجوزي  المصدرالعلل المتناهية الصفحة أو الرقم: 2/886  خلاصة حكم المحدثلا يصح

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالذهبي  المصدرتلخيص العلل المتناهية الصفحة أو الرقم: 330  خلاصة حكم المحدثفيه سليمان بن عمرو أبو داود كذاب وروي عن أنس بسند فيه منكر الحديث

الراويأنس بن مالك  المحدثالذهبي  المصدرميزان الاعتدال الصفحة أو الرقم: 4/86  خلاصة حكم المحدثفيه] مدرك بن عبد الرحمن الطفاوي له مناكير

الراويعلي بن أبي طالب  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/222  خلاصة حكم المحدثفيه جماعة لم أعرفهم‏‏

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 824  خلاصة حكم المحدثحسن لغيره

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالعراقي  المصدرتخريج الإحياء الصفحة أو الرقم: 1/123  خلاصة حكم المحدثإسناده ضعيف

الراويعبد الله بن عباس  المحدثالطبراني  المصدرالمعجم الأوسط الصفحة أو الرقم: 4/175  خلاصة حكم المحدثلم يرو هذا الحديث عن عبد الملك إلا مروان تفرد به محمد بن قطن

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 3/290  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث محمد بن عيينة تفرد به زافر بن سليمان وعنه محمد بن حميد

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن عساكر  المصدرمعجم الشيوخ الصفحة أو الرقم: 1/506  خلاصة حكم المحدثغريب المتن والإسناد

الراوي : -  المحدثالصغاني  المصدرالدر الملتقط الصفحة أو الرقم: 32  خلاصة حكم المحدثموضوع

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالمنذري  المصدرالترغيب والترهيب الصفحة أو الرقم: 2/43  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالمنذري  المصدرالترغيب والترهيب الصفحة أو الرقم: 1/294  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالدمياطي  المصدرالمتجر الرابح الصفحة أو الرقم: 111  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالدمياطي  المصدرالمتجر الرابح الصفحة أو الرقم: 71  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/222  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن‏‏

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالسيوطي  المصدراللآلئ المصنوعة الصفحة أو الرقم: 2/30  خلاصة حكم المحدثلا يحكم عليه بالوضع ولا له بالصحة ولو توبع لكان حسنا ووجدت لمحمد بن حميد متابعا آخر

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالسفاريني الحنبلي  المصدر :شرح كتاب الشهاب الصفحة أو الرقم: 115  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالشوكاني  المصدرالفوائد المجموعة الصفحة أو الرقم: 34  خلاصة حكم المحدثفي إسناده محمد بن حميد كذبه أبو زرعة وفيه ضعيف

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 627  خلاصة حكم المحدثحسن لغيره

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 4355  خلاصة حكم المحدثحسن

الراويجابر بن عبدالله و سهل بن سعد  المحدثالألباني  المصدر :صحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 73  خلاصة حكم المحدثحسن

الراويسهل بن سعد  المحدثالحاكم  المصدرالمستدرك الصفحة أو الرقم: 5/463  خلاصة حكم المحدثصحيح الإسناد

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالبوصيري  المصدرإتحاف الخيرة المهرة الصفحة أو الرقم: 7/444  خلاصة حكم المحدثسنده ضعيف وله شاهد

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالبوصيري  المصدرإتحاف الخيرة المهرة الصفحة أو الرقم: 2/411  خلاصة حكم المحدثضعيف وله شاهد

 

Rasûlullah: Cebrâîl: Ey Muhammed!.. Dilediğin kadar yaşasan yine öleceksin. İstediğin kadar sev, muhakkak ondan ayrılacaksın. Ne istersen yap ama neticede ona kavuşacaksın, dedi.

 

Ayetteki; فَمُلاقِيهِ /ona kavuşacaksın ibaresindeki هِ/ona zamirinin anlamı:

1.  رَبِّك /Rabbike ibaresine giderse; Rabbine kavuşacaksın.

 

Avfî, İbn Abbâs: Ey insan; sen Rabbin için çalışıp çabaladın, nihayet O'na kavuşacaksın, ayetin anlamı: Sen, Allah'a amelinle kavuşacaksın. Amelin hayır ise hayır, şer ise şer ile Allah’a kavuşacaksın.

 

Katâde: Ey insan; sen Rabbin için çalışıp çabaladın, nihayet O'na kavuşacaksın, ayetin anlamı: Ey âdemoğlu, senin çalışıp çabalaman fazla önemli değil. Kimin, Allah'a itaat konusunda çalışıp çabalamaya gücü yeterse: Onu yapsın. ولا قوة إلا بالله. Allah'tan başka güç sahibi yoktur.

 

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ 7

Kimin kitabı sağından verilirse;

 

اليَمِين/ Yemîn: Vücudumuzun organlarından el’in ismidir. Ancak kinaye, teşbih ve müstear olarak çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır.

 

فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَسِيراً 8

Gelecekte kolayca hesâba çekilecektir.

 

حِسَاباً يَسِيرا/ kolay hesap: Hesaplaşmada üzerinde pek durulmayan, münakaşa edilmeyen.

Hesabı; Kolaydır. Zahmetsizdir. Ona, amellerinin bütün detayları araştırılmayacaktır. Yaptıklarının bütün incelikleri sorgulanacak olsa; sonuç helak olur.

 

ليس‎ ‎أحدٌ‎ ‎يُحاسَبُ‎ ‎يومَ القيامةِ إلَّا هلك. فقلتُ: يا رسولَ اللهِ، أليس قد ‏قال اللهُ تعالَى‎ :‎فَأَمَّا‎ ‎مَنْ‎ ‎أُوتِيَ‎ ‎كِتَابَهُ‎ ‎بِيَمِينِهِ  فَسَوْفَ‎ ‎يُحَاسَبُ‎ ‎حِسَابًا‎ ‎يَسِيرًا‎ .‎فقال رسولُ ‏اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم: إنَّما ذلك العرْضُ، وليس أحدٌ يُناقَشُ الحسابَ ‏يومَ القيامةِ إلَّا عُذِّب

الراويعائشة  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 7369  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4939  خلاصة حكم المحدثصحيح  

 الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 6537  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعائشة  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 7371  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه    

الراويعائشة  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 7370  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2426  خلاصة حكم المحدثصحيح

 

Âişe ra: Rasûlullah as. şöyle buyurmuştur; Kıyamet günü hesabı tartışılanın sonucu helakten başka bir şey değildir. Aişe: Ya Rasulullah!.. Kimin kitabı sağından verilirse; kolay bir hesap ile muhasebe edilecektir, buyurmuyor mu, diye sordum da: Bu arzdır, buyurdu. Çünkü Kıyamet Günü hesabı tartışılan kişinin durumu azaptan başka bir değildir.

 

Bir insan bütün yönleriyle hesaba çekilecek olursa; kurtuluş yoktur. Çünkü bir insan; yaptıkları, yapmak istedikleri, ihtirasları, evhamları, vesveseleri, hayalleri, düşünceleri… Hâsılı hayatı boyunca kendisinden kaynaklanan her şey ortaya döküldüğünde geride perişanlıktan başka bir şey kalmaz. Sanki:

 

سمعتُ رسولَ اللهِ - صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ - يقول في بعضِ صلاتِه : اللهم حاسبني حسابًا يسيرًا، قلتُ: يا نبيَّ اللهِ! ما الحسابُ اليسيرُ؟ قال: أن ينظر في كتابِه، فيتجاوز عنه؛ إنه من نوقشَ الحسابَ - يومئذٍ - يا عائشةُ ! هلك .

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 5495  خلاصة حكم المحدثإسناده جيد والقطعة الأخيرة منه بإسناد صحيح

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/379  خلاصة حكم المحدثصحيح على شرط مسلم

Âişe: Rasûlullah’ın bazen namazda şöyle dediğini işitmiştim: Allah'ım, beni kolay bir hesapla muhasebe et. Namazını bitirince: Ey Allah'ın Rasûlü, kolay hesap nedir, diye sordum. Buyurdu ki: Allah'ın kişinin kitabına bakıp ondan vazgeçmesidir. Ey Âişe!.. Şüphesiz ki hesaba çekilen o gün helak olur.

 

 

سمعْتُ رسولَ اللهِ صلَّى اللهُ عليْهِ وسلَّمَ يقولُ في بعضِ صلاتِهِاللَّهمَّ حاسِبْني حِسابًا يَسيرًا، فلمَّا انصرفْتُ قلْتُ : يا رسولَ اللهِ ما الحسابُ اليسيرُ ؟ قال: أن ينظرَ في كتابِهِ  - في سيِّئاتِه - فيتجاوزُ عنه ، إنَّهُ من نوقشَ الحسابَ يا عائشةُ هلكَ ، وكلُّ ما يُصيبُ المؤمنَ يكفرُ عنه من سيئاتِهِ حتى الشوكةِ يشاكُها- حتَّى الشَّوكةُ تشُوكُه -

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالسيوطي  المصدرالبدور السافرة الصفحة أو الرقم: 217  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويعائشة  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 7372  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرأصل صفة الصلاة الصفحة أو الرقم: 3/1007  خلاصة حكم المحدثإسناده جيد

Âişe: Rasûlullah’ın bazen namazda şöyle dediğini işitmiştim: Allah'ım, beni kolay bir hesapla muhasebe et. Namazını bitirince: Ey Allah'ın Rasûlü, kolay hesap nedir, diye sordum. Buyurdu ki: Allah'ın kişinin kitabına/günahlarına bakıp ve ondan vazgeçmesidir. Ey Âişe!.. Şüphesiz ki hesaba çekilen o gün helak olur. Müminin tüm günahlarının üzeri kapatılır. …..

 

 

وَيَنْقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا

9. Ve ailesine de sevinçle dönecektir.

 

Katâde ve Dahhâk: Cennette ailesine sevinçle döner.

 

R.İsfehanî Müfredat:

قَلْبُ الشَيْئُ: Bir nesneyi bir durumdan diğerine, bir işten diğerine, bir yönden diğerine döndürmedir. Elbisenin içini dışına döndürme, gibi.

إنْقَلَبَ يَنْقَلِبُ إنْقِلَابٌ: İnkılâb: Bir durumdan diğerine, bir işten diğerine, bir yönden diğerine döndürmek veya döndürülmek. Yüce Allah buyuruyor:

انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ

…Topuklarınız üzerine/gerisin geriye yani eski dininize mi döneceksiniz? Kim topuklarınız üzerine gerisingeriye dönerse… 3/Aliimran:144

القَلْبُ: Kalb: Kalp, sürekli ileri-geri hareket ettiğinde kendisine bu isim verilmiştir.

 

إنكم لتعملون أعمالًا لا تعرفُ ويوشكُ العازبُ أن يؤوبَ إلى أهلِه فمسرورٌ ومكظومٌ

الراويثوبان مولى رسول الله صلى الله عليه وسلم  المحدثالهيثمي المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/234  خلاصة حكم المحدثفيه يحيى بن عبد الحميد الحماني هو ضعيف‏‏

Taberânî: Rasûlullah: Siz, -bilinçsizce- bilinmeyen işler yapıyorsunuz. Amelini bilen kişi, ailesine sevaba nail, sevinçli ve kendini yenmiş olarak döner.

 

 

وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ

10. Ama kimin de kitabı arkasından verilirse.

 

Sırt arkasından, sol tarafından verilirse. Eli arkasına doğru uzatılıp kitabı böylece verilirse,

 

فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًا

11. Derhâl helakini temenni edecektir.

 

Hüsran ve helakini isteyecektir.

Elmalı: Sübûr; helâk demektir. Yani: Yâ Sübûra!/ Ey helak! Nerdesin, gel yetiş imdadıma. Helak olayım da bu dertten kurtulayım, diye feryat eder.

 

وَيَصْلَى سَعِيرًا

12. O çılgın aleve girecektir.

 

R.İsfehanî, Müfredat: يَصْلَى/ yeslâ:

صَلًي: Ateşle yakmak. صَلِيَ بالنار: Ateşle denendi. صَلَيْتُ الشَاةَ: Koyunu ateşte kebap yaptım.وَيَصْلَى سَعِيرًا  : O çılgın ateşe girecektir.

 

إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُورًا

13. Çünkü o, ailesi içinde iken oldukça şımarıktı.

 

İbn Kesîr: Şımarıklığından dolayı yaptıklarının akıbetlerini –sonuçlarını- düşünmezdi. Önündeki –geleceğindeki- düşeceği durumlardan korkmazdı. Geçici şımarıklığın arkasına düştü.  Evet, şimdi de: Upuzun –sonsuz- bir hüzün.

 

إِنَّهُ ظَنَّ أَنْ لَنْ يَحُور

14. O, hiç dönmeyeceğini zannetmişti.

 

والحَوْرُ : هو الرجوع / el havr kelimesi dönmek anlamındadır.

 

İbn Abbas: حارَ يَحُور حورا fiilinin manasının ne olduğunu bilmiyor­dum. Nihayet göçebe bir kadın gördüm. Kızına حُرِي/Huri/bana dön diye sesleniyordu. Arapça'da حور/havr dönüş demek olduğunu anladım.

 

İbn Abbâs, Katâde ve İbn Kesîr: Öldükten sonra tekrar Allah'a dönmeyeceğine inanıyordu.

 

بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا

15. Hayır, muhakkak Rabbi onu görmekteydi.

 

İbn Kesîr: Hayır, Allah onu ilk yarattığı tekrar döndürecek. Yaptığı hayır-şer amellerine göre cezalandıracaktır. Çünkü O, kulunu görmekte, onu bilip yaptıklarından haberdâr bulunmakta idi.






فَلا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ 16

And olsun şafağa

 

And Olsun Şafağa/kızıllığa.

 

فَلا الفاء حرف استئناف لا زائدة أُقْسِمُ مضارع فاعله مستتر

فَلا  = الفاء حرف استئناف/fâ isti’nâf harfidir.  لا زائدةlâ/ zâiddir.

Ali, İbn Abbâs, Ubâde İbn Sâmit, Ebu Hüreyre, Abdullah İbn Ömer: الشَّفَقِ‏/ şafak kızıllık demektir.

 

Ebu Hüreyre: Beyaz şafak‘tır.

 

Dilcilere göre: Güneşin batışından sonra beliren kızıllıktır.


Halil İbn Ahmed: Şafak, güneşin batışından yatsıya kadar olan vakit içerisindeki kızıllıktır.

 

Cevheri: Şafak, gecenin başından yatsıya yakın zamana kadar kalan güneş ışığının kızıllığıdır.

 

İkrime: Şafak, akşamla yatsı arasındaki zamandır.

 

Mücâhid: Bu âyetteki şafak hakkında;

1.  Günün tümüdür,

2.  Güneştir,

3.  Güneşin doğuşundan önce ufukta beliren kızıllıktır,

 

İbn Cerîr Taberî: Allah Teâlâ, giden gün ile gelen geceye kasem etmektedir.

 

İbn Abbâs, Mücâhid, Hasan ve Katâde: وَمَا وَسَقَ  ibaresi topladığı şey anlamına gelir.

 

Katâde: Gecenin topladığı yıldız ve hayvanlar demektir.

 

 

وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ17

Ve toplu hale geldiğinde aya.

 

İbn Abbâs, İkrime, Mücâhid, Saîd İbn Cübeyr, Mesrûk, Ebu Salih, Dahhâk ve İbn Zeyd: Toplanıp geldiğinde.

 

Elmalı: Vesak; eklemek, derleyip toplamak, biriktirip yüklenmek manasınadır. Burada da, gecenin derleyip topladığı, kapsadığı…

 

 

وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ18

Ve toplu hale geldiğinde aya.

 

R.İsfehanî, Müfredat:

Ayetin anlamı:

1.  Bir araya topladığı karanlığa,

2.  Gece meydana gelen olaylara,

3.  Derlendiği zaman aya yemin olsun.

الوَسْقُ: Dağılmış olanı bir araya toplamak, derlemek.

 

İbn Abbas: Tesviye edildi.

Hasan: Donup birleştiğinde, anlamını verir.

Katâde: Yusyuvarlak olduğunda, der.

Ferra: Bedir Gecelerinde dolup tesviye haline geldi.

İfadelerin özü; Ay da tekâmül edip ışığı tamamlanıp bedir haline geldiğinde aya. Burada ay, toplayan geceye tekabül ettirilmiştir.




 

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ

19. Muhakkak siz bir kattan diğer bir kata bineceksiniz.

 

تَرْكَبُ/Terkebu: Binersin.

لَتَرْكَبُنَّ / fiilindeki ب harfinde kıraat farkı vardır:

لَتَرْكَبُنَّ / fiilinde بُ olarak okunursa ikinci şahıs tekil; siz mutlaka bineceksiniz.

لَتَرْكَبَنَّ / fiilinde بَ olarak okunursa ikinci şahıs çoğul; sen mutlaka bineceksin.

لَتَرْكَبَنَّ / fiili mecaz ve hakikat anlamlarına uygundur:

İbn Abbâs ve İbn Mes'ud: لَتَرْكَبُنَّ / fiilinde بُ olarak okumuşlardır.

 

Hitap:

Bu ayetin anlamında vaad/Cennet ve vaîd/Cehennem bulunmaktadır.

 

Hasanu’l Basri, Ebu’l-Aliye, Şa’bi, Mesruk: Ey Muhammed, sen gökten göğe yükseleceksin. Onun bir katından diğerine yani miraca çıkacaksın.

 

Hasanu’l Basri: Bir halden diğer bir hale. Zorluktan sonra kolaylık, darlıktan sonra bolluk, fakirlikten sonra zenginlik, zenginlikten sonra fakirlik, hastalıktan sonra sağlık ve sağlıktan sonra hastalık haline

 

İbn Abbas ve İbnü Mesud: Resulullah'ın Mirac gecesinde olduğu gibi gökten göğe, dereceden dereceye, rütbeden rütbeye ilâhî yakınlığa doğru yükselmesi vuku bulacağını vaad ve müjdeleme olduğudur.

 

İbn Zeyd: Sen dünyanın üzerinde yaşadığın gibi ahirette de bulunacaksın.

 

طَبَق/ tabak: Şiddet, sıkıntı, mertebe, hâl, tabak-tabaka, kat-katman, evre, safha… gibi anlamlara gelmektedir.

طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ / ibaresinin anlamı:

1.       Bir tabaktan başka bir tabağa,

2.       Bir gök tabakasından başka bir tabakaya,

3.       Bir kattan başka bir kata,

4.       Bir mertebe katından başka bir mertebeye,

5.       Bir halden başka bir hale,

6.       Dünya hayatından Âhiret hayatına,

7.       Bir menzilden başka bir menzile,

8.       Her yirmi yıl ortamından başka bir yirmi yıllık ortama,

9.       Her yüz yıl ortamından başka bir yüz yıllık ortama,

10.   Bir kültürden başka bir kültüre,

11.   Bazı değişimlerle bir ümmetten başka bir ümmete geçiş,

12.   İnsan hayatı olarak bebeklikten çocukluğa…

13.   Toplum ve fert olarak azizlikten zelilliğe,

14.   Bilimsel birikimden dolayı bir durumdan başka bir duruma,

15.   Asansör’le bir kattan başka bir kata çıkma,

16.   Bir taşıta binerek bir menzilden başka bir menzile gitme,

17.   Yeryüzünde bir taşıta binerek gök tabakasında başka tabakaya gitme,

18.   Yeryüzünde bir taşıta binerek bir yerden başka yere gitme…

 

 

İbn Cerîr Taberî’nin tefsirindekiلتركبن طبقا عن طبق  ayetin tefsiriyle yaptığı nakillerden bazıları:

عن‎ ‎مجاهد‎ ‎لتركبن طبقا عن طبق قال: أمرا بعد أمر

Mücahid: لتركبن طبقا عن طبق / bir işten başka bir işe geçeceksiniz.

 

عن‎ ‎قتادة،‎ ‎قال‎ :‎قال‎ ‎الحسن‎ ‎وأبو العالية  لتركبن يعني‎ ‎محمدا‎ ‎صلى الله ‏عليه وسلم‎ ‎طبقا عن طبق‎ ‎السماوات

Katâde: لتركبن Sen geçirileceksin. Yani; Muhammed as. طبقا عن طبق bir tabakadan başka bir tabaka da; göklerdir.

 

عن‎ ‎الشعبي،‎ ‎قال: سماء بعد سماء‎ ‎

Şa’bî: طبقا عن طبق bir gökten sonra başka bir gök, demektir.

 

عن‎ ‎مسروق‎ ‎لتركبن طبقا عن طبق قال: أنت يا‎ ‎محمد‎ ‎سماء عن سماء

Mesrûk: ‎ ‎لتركبن طبقا عن طبق Ey Muhammed sen bir gökten başka bir göğe uğrayacaksın.

 

عن‎ ‎علقمة،‎ ‎عن‎ ‎عبد الله،‎ ‎قال: سماء فوق سماء

Abdullah:  Gökten daha üst göğe çıkarılacaksın.

 

عن‎ ‎ابن مسعود‎ ‎أنه قرأها نصبا، قال: هي السماء

Abdullah ibn Mesud:  لتركبن طبقا عن طبق ayetindeki لَتَرْكَبَنَّ / fiilindeki بَ’yi mensûb okuyarak: طبق ‘ın gök olduğunu ifade ederek gökten göğe çıkarılacaksın, anlamına işaret etti.

 

عن‎ ‎ابن عباس‎ ‎في لتركبن طبقا عن طبق قال: منزلا بعد منزل‎ ‎

Abdullah: لتركبن طبقا عن طبق bir menzilden sonra başka bir menzile uğrayacaksınız.

 

عن‎ ‎الأعمش،‎ ‎عن‎ ‎إبراهيم،‎ ‎عن‎ ‎عبد الله‎ ‎في قوله لتركبن طبقا عن طبق ‏قال: هي السماء تغبر وتحمر وتشقق‎ ‎

Abdullah:  لتركبن طبقا عن طبق Bir halden diğer hale uğrayacaksın, ibaresi hakkında; O gök toz-duman olacak, kırmızılaşacak, yarılacak, demiştir.

 

عن‎ ‎الأعمش،‎ ‎عن‎ ‎إبراهيم‎ ‎قال‎ :‎قرأ‎ ‎عبد الله‎ ‎هذا الحرف لتركبن طبقا عن طبق قال: السماء حالا بعد حال، ومنزلة بعد منزلة‎ . ‎

Abdullah: لتركبن طبقا عن طبق ifadesini okuduktan sonra: Sema bir halden sonra başka bir hale dönüşecek, bir menzilden sonra başka bir menzile uğrayacaktır.

 

عنِ ابنِ عباسٍ رضي اللهُ عنهما، أنه قال: لَتَرْكَبُنَّ طبقًا عن طَبَقٍ ، قال: يعني نبيَّكم صلَّى اللهُ عليه وسلَّم يقولُ: حالًا بعدَ حالٍ

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالبوصيري  المصدرإتحاف الخيرة المهرة الصفحة أو الرقم: 6/300  خلاصة حكم المحدثإسناده رواته ثقات

الراويعلقمة بن قيس]  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 7/138  خلاصة حكم المحدثفيه جابر الجعفي وهو ضعيف

الراويجابر بن عبدالله  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/382  خلاصة حكم المحدثمنكر

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالقرطبي المفسر  المصدرالتذكرة للقرطبي الصفحة أو الرقم: 112  خلاصة حكم المحدثفيه] جابر الجعفي متروك لا يحتج بحديثه في الأحكام

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4940  خلاصة حكم المحدث صحيح]  شرح الحديث

İbn Abbâs: Bir halden diğer hale, diyerek; bunu sizin Nebiniz böyle söylüyor, demiştir.

 

عن عبدِ اللهِ  بنِ مسعودٍ  قال لا يأتي عليكم عامٌ إلا وهو شرٌّ من الذي قبله أما إني لست أعني عامًا

الراوي مسروق بن الأجدع  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدر :فتح الباري لابن حجر الصفحة أو الرقم: 13/24  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

 

لا يأتي عليكم عامٌ ولا يومٌ إلَّا والذي بعده شرٌّ منْهُ ، حتى تَلْقَوْا ربَّكم

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 7576  خلاصة حكم المحدثصحيح

Enes İbn Mâlik: Gelen her yıl muhakkak ki bir öncekinden daha kötüdür. Ta Rabbınıza kavuşuncaya kadar, devam eder. Ben, bunu sizin peygamberinizden işitmiştim.

 

Ebu Saîd: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ Muhakkak siz, bir durumdan diğerine uğratılacaksınız: Ey Muhammed, bir gökten sonra diğer bir göğe uğratılacaksınız.

 

Avfî, Ebu İshâk ve Süddî  İbn Abbas'tan: طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ Bir durumdan diğerine: bir menzil/yerden diğer bir yere, demişlerdir.

 

Süddî: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ karış-karış, adım-adım, konak-konak sizden öncekilerin yaptıklarını yapacaksınız. İbn Kesîr: Sanki Suddi, şu hadisi kastetmektedir: Siz, sizden öncekilerin yolunu adım adım izleyeceksiniz. Hatta onlar bir ayı inine girseler; siz de girersiniz. Orada bulunanlar; ey Allah'ın Rasûlü Yahudi ve Hıristiyanların izine mi, deyince Rasûlullah: Ya kime, buyurdu. Bu mânâ da muhtemeldir.


Mekhûl: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ Muhakkak siz, bir durumdan diğerine uğratılacaksınız. Her yirmi yılda bilmediğiniz bir şey ihdas edeceksiniz.

 

A'meş: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ: Gök yarılır, sonra kızarır, sonra renkten renge girer.

 

 

وقال‎ ‎الأعمش‎ ‎حدثني‎ ‎إبراهيم‎ ‎قال : قال‎ ‎عبد الله  لتركبن طبقا عن ‏طبق  قال السماء تنشق ثم تحمر ثم تكون لونا بعد لون

‎Abdullah: Tabaka tabaka olan göktür. Yarılır, sonra kızarır, sonra da bir renkten başka bir renge çevrilir.

 

 

عن عبدِ اللهِ يعني ابنَ مسعودٍ أنَّه قال لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ قال حدَّثَنَا مُحَمَّدٌ سَمَاءٌ بَعْدَ سَمَاءٍ

الراويعلقمة والأسود]  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 7/138  خلاصة حكم المحدثفيه الحسين بن عبد الأول وهو ضعيف

Abdullah İbn Mes'ûd: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ Siz, bir durumdan diğerine uğratılacaksınız: Ya Muhammed, bir gökten diğer bir göğe geçirileceksiniz.

 

عنْ عبدِ اللهِ لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ يَا مُحَمَّدُ  يعني حالًا بعدَ حالٍ

الراوي‎ : ‎علقمة بن قيس  المحدث‎ : ‎الهيثمي‎ ‎المصدر‎ : ‎مجمع الزوائد‎ ‎الصفحة أو الرقم‎: 7/138‎خلاصة ‏حكم المحدث‎ : ‎فيه جابر الجعفي وهو ضعيف

Abdullah İbn Mesud ve Abdullah İbn Abbas: Bir halden diğer bir hale geçirileceksiniz.

 

سعيد بن جبير: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ قال: قوم كانوا في الدنيا خسيس أمرهم، فارتفعوا في الآخرة، وآخرون كانوا أشرافا في الدنيا، فاتضعوا في الآخرة.

Saîd İbn Cübeyr: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ /Bir durumdan diğerine uğratılacaksınız. Dünyada aşağı durumda bulunan bir topluluk vardı, sonra âhirette yüceldi. Bir başka topluluk ta dünyada üstün idi, âhirette aşağıya düştü. İbn Kesir ilgili ayet tefsiri.

 

عكرمة: طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ حالا بعد حال، فطيما بعد ما كان رضيعًا، وشيخًا بعد ما كان شابا.

İkrime طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ bir halden diğer bir hale, demektir. Önce meme emerken sonra memeden kesilirsiniz, önce genç iken sonra yaşlı olursunuz.

 

الحسن البصري: طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ يقول: حالا بعد حال، رخاء بعد شدة، وشدة بعد رخاء، وغنى بعد فقر، وفقرا بعد غنى، وصحة بعد سقم، وسَقَما بعد صحة.

Hasan el-Basrî: طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ  Bir durumdan diğerine;

1.  Bir halden diğer bir hale geçirilirsiniz.

2.  Zorluktan sonra kolaylık,

3.  Darlıktan sonra bolluk,

4.  Fakirlikten sonra zenginlik, zenginlikten sonra fakirlik,

5.  Hastalıktan sonra sağlık,

6.  Sağlıktan sonra hastalık haline geçirilirsiniz.

 

إِنَّ ابنَ آدمَ لَفي غَفْلَةٍ مِمَّا خُلِقَ لهُ ، إِنَّ اللهَ إذا أرادَ خَلْقَهُ قال لِلْمَلَكِ : اكْتُبْ رِزْقَهُ، اكْتُبْ أجلَهُ ، اكتبْ أثرَهُ ، اكْتُبْ شَقِيًّا أوْ سَعِيدًا ، ثُمَّ يَرْتَفِعُ ذلكَ المَلَكُ ، ويَبْعَثُ اللهُ إليهِ مَلَكًا فَيَحْفَظُهُ حتى يُدْرَكَ ، ثُمَّ يَرْتَفِعُ ذلكَ المَلَكُ ، ثُمَّ يُوَكِّلُ اللهُ بهِ مَلكَيْنِ يَكْتُبانِ حَسَناتِه وسَيِّئَاتِه فإِذَا حَضَرَهُ المَوْتُ ارْتَفَعَ ذلكَ المَلكَانِ وجاءهُ مَلَكُ المَوْتِ فَقَبَضَ رُوحَهُ ، فإِذَا دخلَ قَبْرَهُ رَدَّ الرُّوحَ في جَسدِهِ ، ثُمَّ ارْتَفَعَ مَلَكُ المَوْتِ وجاءهُ مَلكَا القبرِ فَامْتَحَناهُ ثُمَّ يَرْتَفِعَانِ ، فإِذَا قامَتِ السَّاعَةُ انْحَطَّ عليهِ مَلَكُ الحَسَناتِ ومَلَكُ السَّيِّئَاتِ فَانْتَشَطَا كتابًا مَعْقُودًا في عُنُقِهِ ثُمَّ حَضَرَا مَعَهُ واحِدٌ سائِقًا وآخَرُ شَهِيدًا، ثُمَّ قال اللهُ عزَّ وجلَّ لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا قال رسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ قال: حالًا بعدَ حالٍ ، ثُمَّ قال النبيُّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ :إِنَّ قُدَّامَكُمْ لَأَمْرًا عَظِيمًا لا تَقْدِرُونَهُ فَاسْتَعِينُوا باللهِ العَظِيمِ

الراويجابر بن عبدالله  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/382  خلاصة حكم المحدثمنكر

الراويجابر بن عبدالله  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 3/221  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث أبي جعفر تفرد به جابر بن يزيد الجعفي عن جابر بن عبد الله

Câbir İbn Abdullah: Ben Rasûlullah'ın şöyle dediğini duydum, demiştir: Doğrusu âdemoğlu ne için yaratıldığından gaflet içerisindedir. Muhakkak ki Allah Teâlâ, onu yaratmak istediğinde meleğe: Onun rızkını yaz, ecelini yaz, eserini yaz, bahtiyar veya bedbaht olduğunu yaz, der. Sonra bu melek yücelere çıkar ve Allah ona bir melek gönderir de o, bunu muhafaza eder. Ve ona ulaşıncaya kadar korur. Sonra o melek de yücelere çıkar. Sonra Allah Teâlâ ona iki melek görevlendirir de onun iyilik ve kötülüklerini yazarlar. Kişi öleceği zaman o iki melek de yücelir, yerine ölüm meleği gelip kişinin ruhunu kabzeder. Ölü kabre koyulduğunda rûh bedene geri döner. Sonra ölüm meleği gider ve onun yanına iki kabir meleği gelip kendisini imtihan ederler. Sonra onlar da giderler. Kıyamet kopunca üzerine iyilik ve kötülük melekleri konarlar. Boynunda bağlı olan bir kitapla beraber onu kaldırırlar ve kendisiyle birlikte hazır olurlar. Birisi iter, diğeri de şehâdet eder. Sonra Azîz ve Celîl olan Allah ona; şundan gaflette idin, der. Rasûlullah as:  لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ Muhakkak siz, bir durumdan diğerine uğratılacaksınız. Ayeti bir halden diğerine geçeceksiniz, demektir. Sonra Rasûlullah: Sizin önde gidenlerinizin bile güç yetiremeyeceği büyük ve zor işleri vardır. Binâenaleyh yüce Allah'tan yardım isteyin. Bu hadis münkerdir, Zayıflıklar vardır. Allah en iyisini bilendir.

 

ابن جرير: والصواب من التأويل قول من قال لَتَرْكَبَنّ أنت - يا محمد - حالا بعد حال وأمرًا بعد أمر من الشَّدَائد. والمراد بذلك - وإن كان الخطاب إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم مُوَجَّها - جَميعَ الناس، وأنهم يلقون من شدائد يوم القيامة وأهواله أحوالا

İbn Cerîr Taberî: Te'vîlde doğru olan; ey Muhammed, لَتَرْكَبَنّ sen bir halden diğerine uğratılacaksın, bir durumdan diğerine geçeceksin, diyenin sözüdür. Hitap her ne kadar Rasûlullah as'a yöneltilmiş ise de; bütün insanlardır. Kıyamet günü herkes kıyametin sıkıntı ve şiddetlerine çarptırılacak, halden hale uğratılacaktır.

 

İbn Abbas: Burada şiddetler ve dehşetler kastedilmektedir. Dirilişten sonra ölüm, sonra ateşe arz olunmak gibidir.

 

Âlûsi: Yani halden hale geçeceksiniz. Bu haller, birbirinden şiddetli ve zor hallerdir. Bunlar ölüm ve ölümden sonraki kıyamet safhaları ve korkunç halleridir.

 

Kurtubi diyor ki. Bana göre bütün bu yorumlar kastedilmektedir. Bu hususta hadisler gelmiştir.

 

لتركَبُنَّ  /ibaresine benzer hadisler:

 

خرجنا مع رسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ إلى حُنينٍ -خيبر -ونحن حُدثاءُ عهدٍ بكفرٍ وللمشركين سدرةٌ يعكفون عندَها وينُوطون بها أسلحتَهم يُقالُ لها ذاتُ أنواطٍ فمررنا بسدرةٍ فقلنا : يا رسولَ اللهِ اجعلْ لنا ذاتَ أنواطٍ كما لهم ذاتُ أنواطٍ فقال صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ: اللهُ أكبرُ إنها السننُ قلتم والذي نفسِي بيدِه كما قالت بنو إسرائيلَ لموسَى: اجعلْ لنا إلهًا كما لهم آلهةٌ؛ لتركَبُنَّ سنَنَ مَن كان قبلَكم -حِذْوَ القُذَّةِ بالقُذَّةِ-

الراويأبو واقد الليثي  المحدثابن باز  المصدرمجموع فتاوى ابن باز الصفحة أو الرقم: 337/3  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويأبو واقد الليثي  المحدثالألباني  المصدرتخريج كتاب السنة الصفحة أو الرقم: 76  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراويأبو واقد الليثي  المحدثالترمذي  المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 2180  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 7/264  خلاصة حكم المحدثفي إسناده ابن لهيعة وفيه ضعف وبقية رجاله ثقات

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 7/916  خلاصة حكم المحدثله طريق أخرى

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 7/916  خلاصة حكم المحدثرجاله ثقات

الراويأبو واقد الليثي  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 3601  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعمر بن الخطاب  المحدثالألباني  المصدرجلباب المرأة الصفحة أو الرقم: 203  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح على شرط الشيخين

الراويأبو واقد الليثي  المحدثالألباني  المصدرجلباب المرأة الصفحة أو الرقم: 202  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح على شرط الشيخين

 الراويأبو واقد الليثي  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2180  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو واقد الليثي  المحدثالألباني  المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 5335  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

Rasulullah sav. ile birlikte Huneyn savaşına çıktık. Biz küfür ve şirk aleminden henüz yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatü Envat adı verilen büyük bir ağacı vardı. Kılıçlarını savaşın onlara zafer getirmesi için bu ağaca asarlar ve ibadet ederlerdi. Bu ağacın yanından geçtik ve Rasulullah sav'e şöyle dedik: Ey Allah'ın Rasulü! Bize de Zatü Envat gibi bir ağaç tayin et. Rasulullah sav: Allahu Ekber! Yine aynı yol. Nefsimin elinde olduğu Allah’a yemin ederim ki: İsrailoğullarının Musa'ya: Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap, dedikleri gibi söylediniz. Siz muhakkak sizden öncekilerin yollarına adım adım koyulacaksınız.

 

لتركبُنَّ سَنَنَ من كان قبلَكُم حذْوُ القُذَّةِ بالقُذَّةِ قالوا اليهودَ والنَّصارَى؟ قال فمَن ؟ وفي روايةٍ: فارسَ والرُّومَ؟ قال: ومَن النَّاسُ إلَّا هؤلاءِ

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 4/80  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويسهل بن سعد الساعدي  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 7/917  خلاصة حكم المحدثفيه يحيى بن عثمان قال البخاري حديثه ليس بالقائم وقال أبو حاتم ليس بالقوي وهو مجهول يعني مجهول العين

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 7320  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 14976

 الراويأبو سعيد الخدري  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 3456  خلاصة حكم المحدثصحيح  شرح الحديث

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 2669  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 14976

 الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 6703  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه  انظر شرح الحديث رقم 14976

الراويأبو سعيد الخدري و أبو هريرة و عبدالله بن عمرو بن العاص المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 5063  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح 

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثالألباني  المصدرتخريج كتاب السنة الصفحة أو الرقم: 74  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويجد عمرو بن شعيب  المحدثالألباني  المصدرتخريج كتاب السنة الصفحة أو الرقم: 73  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدردرء التعارض الصفحة أو الرقم: 6/197  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن العربي  المصدرأحكام القرآن الصفحة أو الرقم: 2/320  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن العربي  المصدرأحكام القرآن الصفحة أو الرقم: 2/141  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/382  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 9/19  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرنقض المنطق الصفحة أو الرقم: 4/165  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 7319  خلاصة حكم المحدث :صحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرالرد على البكري الصفحة أو الرقم: 578  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 16/567  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 10/106  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 7408  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/382  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 4/80  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 1/65  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 10/106  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدردرء التعارض الصفحة أو الرقم: 6/197  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرالرد على البكري الصفحة أو الرقم: 577  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 12/456  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/382  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 4/80  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 1/65  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 10/106  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدردرء التعارض الصفحة أو الرقم: 6/197  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرالرد على البكري الصفحة أو الرقم: 577  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو سعيد الخدري  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 12/456  خلاصة حكم المحدثصحيح

Siz, sizden öncekilerin yolunu adım adım izleyeceksiniz. Orada bulunanlar: Ey Allah'ın Rasûlü Yahudi ve Hıristiyanların izine mi, deyince Rasûlullah: Ya kime, buyurdu.

 

 

لَتَرْكَبُنَّ سُنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ شِبْرًا بشِبْرٍ، وذِرَاعًا بذراعٍ، حتى لو أحدُهم دخل جُحْرَ ضَبٍّ لَدَخَلْتُمْ، وحتَّى لَوْ أَحَدُهُمْ جَامَعَ امرأتَهُ -ضاجعَ أمّهُ -بالطرِيقِ لفَعَلْتُموهُ  صوَّبَ الشيخُ لفْظَ: أُمَّهُ بَدَلَ امرأتَهُ

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 5067  خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 7/264  خلاصة حكم المحدثرجاله ثقات

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 1348  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد  الصفحة أو الرقم: 7/264  خلاصة حكم المحدثرجاله ثقات

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 5067  خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 1348  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن العربي  المصدرأحكام القرآن  الصفحة أو الرقم: 2/320  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : -  المحدثابن العربي  المصدرأحكام القرآن الصفحة أو الرقم: 2/141  خلاصة حكم المحدثصحيح

Siz, sizden öncekilerin yolunu adım adım izleyeceksiniz. Hatta onlar bir ayı inine girseler; siz de girersiniz. Hatta

 

 

 

فَمَا لَهُمْ لا يُؤْمِنُونَ

20. Öyleyse, onlara ne oluyor da inanmıyorlar?

 

Öyleyse: Onları Allah'a, Rasûl’üne ve Âhiret gününe imandan alıkoyan şey nedir?

 

وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لا يَسْجُدُونَ

21. Ve karşılarında Kur'ân okunduğu zaman secde etmiyorlar?

 

Onlar, Kur'an karşılarında okunurken secde etmiyorlar, Kur’ân’ın fesahat ve belağatını da görüyorlar. Secde etmek şöyle dursun, küfre saplanıp yalanlamaya devam ediyorlar.

 

Fahri Razı: Rivayete göre Rasûlullah bir gün, وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ /secde et, yaklaş 96/Alak:19 ayetini okudu. Rasûlullah ve be­raberindeki müminler secdeye kapandılar. Oradaki Kureyş kâfirleri el çırpar ve ıslık çalarlar. Onun üze­rine bu ayet nazil oldu.

 

بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ

22. Bilâkis o küfredenler, yalanlıyorlar.

 

Bu ayet kâfirlerin Kur'an'ı yalanlamalarının arkasında çok büyük çir­kinliklere işaret etmektedir.

 

İbn Kesîr: Yalanlama;  inatlık/inatlaşma ve Hakk’a muhalefet etme onların seciyeleridir.

 

İnançsızların yalanlaması; gerçekten bir konunun yanlışlığından dolayı değildir. Bunların yalanlaması; hesaplarına gelmeyen gerçeklerin karartılmasıdır. Yaptıkları tantana, gürültü, yaygaralarla algı operasyonu yaparlar. Algı operasyonu yeni bir olay değildir. Zalim ve kâfirlerin hak ve hukuka galip gelebilmeleri için yaptıkları öteden beri yapageldikleri karalamalardır.

İnkar, iftira ve yalanlama başlı başına bir metottur. Kibir, inat, şöhret, makam, çıkar peşine düşenler daima iftira ve yalanı yöntem olarak kullanırlar.

 

Sanki:

1.  Bu dinden murad, Âhiret, haşır-neşir, mizan-sorgu, hesap-kitabı… gibi konuları haber veren Vahiy’dir.

2.  Kâfirler; Âhiret konularının hak-doğru olduğunu bilirler. Ama muhalefet etmeyi inatlık ve inkâr üzerinde yürütüyorlar. Akıl-mantığı bırakıp atalarından gördüğü yanlış yaşantıyı devam ettiriyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi tebliğ edilen Vahiy’i yalanlıyorsunuz.

 

Tekzîb-yalanlama: Geleneksel muhalefet yöntemlerinden biridir. Karşılıklı kapışan/yarışan unsurlar birbirlerine saldırır. Zaman zaman saldırılar normal zeminin dışına çıkar. Karşıyı karalamak, çökertmek ve hatta yok etmek için şu hususları icra ederler:

1.       Geleneksel saldırıları yapar.

2.       Yanıltıcı manevralar yapar.

3.       Karşıyı kamuoyunda gözden düşürmek için iftira atar.

4.       İftira-yalanları kampanyaya dönüştürür.

5.       Hesabına gelen habbeyi kubbe, kubbeyi de habbe yapar.

6.       Gerçekleri gizler hatta inkâr eder.

7.       Kendi uyduruklarını gerçek olarak takdim eder.

8.       İnkâr, yalan ve iftiralarını sürekli ve her yerde tekrarlar.

9.       Karşıyı sürekli baskı altında tutmaya çalışırlar

10.   Karşıdaki Emin-Güvenilir kimseleri yalancılıkla itham eder.

11.   İftira eder, karşıyı itibarsızlaştırır.

12.   Kendi zalimini mazlum, karşı mazlumu da zalim gösterir.

13.   Karşının bütün düşmanlarını dost edinir.

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar:

 

وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ

23. Allah, onların kaplarına doldurduklarını en iyi bilendir.

 

Mücâhid ve Katâde: Kalplerinde gizlediklerini Allah en iyi bilendir.

 

İbn Zeyd: Ayet hakkında:

1.  Allah onların sahifelerinde derlemiş oldukları kötü amelleri daha iyi bilir anlamında olabilir.

2.  Bu ayet onların Kur'an'ı yalanlamalarının arkasında çok büyük çir­kinlikler olduğuna işaret etmektedir. Onun için Yüce Allah’ın onu bilmesi-cezalandırılmasından kinayedir.

بِمَا يُوعُونَ / kaplarında gizledikleri şeyi:

يُوعُونَ /Yûûne fiili göğüslerinde gizledikleri küfür, haset, kin ve zulüm demektir. Yani Allah onların göğüslerinde gizledikleri bu işleri daha iyi bilir.

İbn Zeyd: Allah onların sahifelerinde derlemiş oldukları kötü amelleri daha iyi bilir demek de olabilir.

 

فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

24. Onlara elîm bir azabı müjdele.

 

Ey Muhammed, onları بَشِّرْ /müjdele:

İbn Cüreyc: Uyarma yerine müjdenin kullanılması, kâfirlerle alaydır.

 

Ö.N. Bilmen: Onlar, o inkârlarından, o içlerinde sakladıkları düşmanlıklarından dolayı pek şiddetli bir azaba lâyık olmuşlardır. Bu hakikati onlara ihtar et.

Seyyid Kutup, Fizilal: Ne çare ki bu sevindirici bir müjde değildir. Sevindirici haber bekleyen bir kimsenin hoşuna gidebilecek bir niteliği yoktur!

 

1.  Kötü insanların tüm amelleri ortaya dökülse; her taraf kanalizasyon kokusu gibi herkesi canından bezdirir. Hatta beterin beteri olur. Hele inkârlar, hain ameller, emeller, suizanlar, iftiralar, hasetler, tecavüzler, zulümler, hırsızlıklar, haksızlıklar…

2.   

1.  Bineceksiniz.

2.  Uğratılacaksınız.

3.  Çevrileceksiniz…

1.  Tekil olursa; Muhammed as’a şahsına ve Mirac konu olur.

2.  Çoğul olursa; tüm insanlara olur.

3.  Her ikisi de anlaşılırsa; metin ve anlam çok müsaittir.

1.  Dilleriyle ifade ettiklerini vicdan ve kalpleri karşı çıktığını,

2.  Doğru olduğunu bildikleri halde yalanlamaya gitmelerini,

3.  Müminlere karşı besledikleri şirretliklerini gizlemelerini,

4.  Müminlere karşı besledikleri haset, iftira, kin, zulüm, küfür…

5.  Müslümanlara karşı tasarladıkları entrikaları…

1.  Haber ver,

2.  Tehdit,

3.  İstihza anlamlarını ifade eder.

 

إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ 25

25. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna.

 

Kâfirler; kalpleriyle inkâr ederler, uzuvlarıyla kötü işler yaparlar.

Müminler; kalpleriyle iman ederler, uzuvlarıyla salih işler yaparlar.

 

Sâlih Amel tabiri; ibadet ve ahlâka ilişkin bütün güzel işleri kapsar. Allah'a ibadet salih amel olduğu gibi, muhtaçlara iyilik, yardım, Allah yolunda cihâd, zulme ve zalimlere karşı mücadele etmek, hak, adalet, doğruluk, emanet, iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmak; helâl kazanmak; ailesine, akrabasına ve toplumuna karşı görevlerini yerine getirmek; insanlara karşı güzel davran­mak, hep sâlih amel kapsamındadır.

لَهُمْ أَجْرٌ /Onlara bitip tükenmeyen bir ecir vardır.

Âhirette onlara ecir vardır.

 

غَيْرُ مَمْنُونٍ ibaresinin muhtemel anlamları:

2.  Yaptığın amele giderse; ameline göre Rabbin seni mükâfatlandıracak veya cezalandıracaktır.  Anlamına gelir.

3.  İyi insanların tüm amelleri ortaya dökülse; her taraf gül kokusu gibi buram buram kokar. İyi insanların da hayatı az-çok zikzaklıdır. Bu zikzaklar da ayrıntılarıyla ortaya çıktığında bu kesimde de çoğunluk zarar-ziyana uğrar. Yine burada iyi-güzel zannedilen insanların içi dışına çıktığında, tanıdıklar hayretler içinde kalırlar.

4.   

غَيْرُ مَمْنُونٍ/ğayru memnun:

Memnuniyetin de ötesinde,

Noksanlaşmayan,

1.  Hesapsız,

2.  Başa kalkılmayan bir ecir vardır.

3.  Bütün bu anlamların hepsini ihtiva etmektedir. 

İbn Abbâs: غَيْرُ مَمْنُونٍ ifadesi; noksanlaşmayan, demektir.

Mücâhid ve Dahhâk: Hesapsız,

Süddî: غَيْرُ مَمْنُونٍ ifadesi;  minnet edilmeyen bir ecir vardır, diyenler de vardır.

 

 

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

www.diniyol.com

 

Not: Bu yazımız, aşağıdaki tefsir tercümelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

01.  Fahruddîn Râzi, Mefâtihu'I Gayb,

02.  Muhammed Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân,

03.  İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur’ani'l-Azîm,

04.  Mevdudî, Tefhîm'ul Kur'ân,

05.  Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri,

06.  Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili,

07,  Vehbe Zuhayli, Tefsîrü'l-Münîr,

08.  Muhammed Ali es-Sâbunî, Safvetü't-Tefâsîr,

09.  Komisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir,

10. Ebu'l Leys Semerkandî, Tefsîru'l Kur'ân,

11. Seyid Kutub, Fî zilâli’l Kur’ân,

12. Hüseyin b. Mes'ûd el-Bagavî, Meâlimu't Tenzîl,

13. İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l Beyân an Tefsîri'l-Kur'ân,