TEKVİR SURESİ

 

بسم الله الرحمن الرحيم

1.               إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

2.               وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ

3.               وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ

4.               وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ

5.               وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ

6.               وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ

7.               وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ

8.               وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ

9.               بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ

10.          وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

11.          وَإِذَا السَّمَاء كُشِطَتْ

12.          وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ

13.          وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ

14.          عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا أَحْضَرَتْ

15.          فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ

16.          الْجَوَارِ الْكُنَّسِ

17.          وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ

18.          وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ

19.          إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

20.          ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ

21.          مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ

22.          وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ

23.          وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ

24.          وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ

25.          وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ

26.          فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ

27.          إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ

28.          لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ

29.          وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

01.   Güneş tortop edilip, dürüldüğü zaman,

02.   Yıldızlar ardarda döküldüğü zaman,

03.   Dağlar yürütüldüğü zaman,

04.   Doğumu yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman,

05.   Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman,

06.   Denizler ateşlendirildlği zaman,

07.   Nefisler eşleştirildiği zaman,

08.   Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman; .  

09.   Hangi günahtan dolayı öldürüldü, diye.

10.   Defterler açıldığı zaman,

11.   Gök yerinden söküldüğü zaman,

12.   Cehennem daha da kızıştırıldığı zaman,

13.   Cennet de yaklaştırıldığı zaman,

14.   Her nefs neyi hazırlamışsa bilmiş olacaktır.

15.   Hayır. Yemin ederim o (gündüz) kaybolup (gece) geri dönen (yıldız)lara.

16.   Dolaşıp yuvalarına giren gezegenlere

17.   Kararmaya başladığı zaman geceye

18.   Nefes almaya başladığı zaman sabaha

19.   Muhakkak ki o (Kur'an), şerefli bir elçinin sözüdür.

20.   Kuvvet sahibi; Arş'ın sahibinin katında itibarlı,

21.   Orada kendisine itaat olunandır, bir emindir.

22.   Sizin sahibiniz bir mecnun değil!

23.   Andolsun ki o onu apaçık ufukta görmüştür.

24.   O gaybten dolayı asla suçlu değildir.

25.   O (Kur'an) da taşlanmış bir şeytanın sözü değil.

26.   O halde nereye gidiyorsunuz?

27.   O ancak âlemler için bir öğüttür.

28.   Sizden dosdoğru olmayı dileyenler için.

29.   Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe de siz dileyemezsiniz.

 

Bütün müfessirlerin görüşüne göre; Mekke'de inmiştir. Yirmidokuz âyettir. Tirmizî: İbn Ömer: Rasûlullah: Her kim kıyamet gününe gözüyle görmüşçesine bakmaktan hoşlanır ve memnun olursa, o kimse, Güneş tortop edilip, dürüldüğü zaman; Gök yarıldığı zaman ile Gök yarılıp, çatladığı za­man diye başlayan sûreleri okusun. Tirmizi: Bu hasen. garib bir hadistir. Tirmizi, V, 433; Müsned, II, 27

 

 

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

1. Güneş tortop edilip, durulduğu zaman,

 

Ragıp el İsfehanî, Müfredât:

الكَوْرُ/ elKevru: Bir nesneyi döndürmek, dolamak, parçalarını bir araya getirmek… gibi anlamlara gelir.

خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُسَمًّى أَلا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ 5

Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine döndürüyor/örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine döndürüyor/örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. 39/Zümer:5

 

التكوير/etTekvîr:

İbn Abbas: Güneşin tortop edilip, dürülmesi tekvîri, Arşın içine sokulması de­mektir.

Hasen, Katade, Mücahid ve İbn Abbas: Işığının gitmesidir.

Said b. Cubeyr: Telef edilmesidir.

Ebu Ubeyde: Tortop edilip dürülme­si, sarığın sarılması gibidir. Yani sarılıp imha edilecektir.

Rabî b, Haysem: Tortop edilip, dürülmesi onun bir kenara atılması demektir.

Kurtubî: Tekvîrin asıl anlamı bir araya getirip, toplamaktır.

Ebu Salih: tortop edi­lip, dürülmesinin ters yüz edilmesi, altüst edilmesidir.

 

وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ

Yıldızlar ardarda döküldüğü zaman

 

Darmadağın olup, etrafa saçıldığı zaman demektir.

انكَدَرَتْ الإنْكِدَارَ/ inkidâr: Bir nesnenin dökülüp dağılmasından kaynaklanan değişim ya da bozulma.

Ebu Ubeyde: Kartal avına doğru hücum ettiği vakit yu­karıdan aşağıya kendisini nasıl atıyorsa, Öylece atıldığı zaman, diye açıkla­mıştır.

İbn Abbas: Rasûlullah: O gün semada, yere düşmedik hiçbir yıldız kalmayacaktır. Öyle ki yedinci yerde bulunanlar, en üstte bulunan arzın başına gelen ve ona isabet edenlerden korkup, dehşete kapılacaklardır.

Dahhak, İbn Abbas'tan: Yıldızlar ar­dı arkasına düşecektir.

 

Yıldızların dökülmesi’nin izlerinin yok edilmesi anlamına gelme ihti­mali de vardır. Çünkü yıldızlara bu ismin necin veriliş sebebi, semada ışık­larıyla görünmeleridir.

İbn Abbas: وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ: Yıldızların dökülme­si değişmeleri ve yerlerinden yok olup gitmeleri dolayısıyla, ışıklarının kalmaması demektir.

 

وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ

3. Dağlar yürütüldüğü zaman,

 

سُيِّرَتْ / süyyirat:

Kurtubî: Dağların yürütülmesi; taş olmaktan çıkıp, yığılmış kum gibi olmaları ya­ni akışkan (taneleri birbirini tutmayan) kum yığını olmaları demektir.

 

 

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَداً

O günde dağları yürüteceğiz ve sen yeryüzünü çıplak göreceksin. 18/Kehf:47 

وَيَسْأَلُونَكَ عَنْ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسْفاً

Sana dağların hâlini soruyorlar. De ki: Rabbim onları toz edip savuracak. 20/Tâhâ:105

 

 

وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ

4. Doğumu yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman.

 

Hamile de­veler başıboş bırakıldığı zaman.

 

الْعِشَارُ / İşâru:

Kurtubî: الْعِشَارُ/yağmur yüklü bulut, Yağmur bulutunun yağması önlenir. Arap­lar bulutu gebe dişiye benzetirler.

Kurtubî: الْعِشَارُ/beldelerin ıssızlaşıp orada kimse kalmayacağı zaman.

Kurtubî: الْعِشَارُ/aslında ekildlğinde öşür alınan arazinin, ekilmeyip atıl kalması.

Kurtubî: الْعِشَارُ/İşâru: Gebeli­ği on aya kavuşmuş olan kıymetli dişi deve demektir. Kıyamet günü bir kimsenin doğumu yakınlaşmış devesi olsa da­hi, onu başıboş bırakır ve kendi işiyle uğraşır.

 

عُطِّلَتْ/ uttilet: Terk edildi.

عطل: Süs, zinet ve cazibeden yoksun oldu.

Dahhak, İbn Abbas: عُطِّلَتْ/başıboş bırakıldı, sahipleri tarafından ken­di hallerine terk edilmeleri demektir. Sahipleri kendi halleriyle meşgul ola­caklardır.

 

 

وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ

5. Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman.

 

Kurtubî: Hayvanların hali, böyle olursa; acaba vahşi Âdemoğlunun hali ne olacaktır?

 

الحَشْر/haşr-Huşirat;:

Hasen ve Katade: الحَشْر/haşr; biraraya getirilmek, toplamak.

İbn Abbas: Sineklere varıncaya kadar her şey haşredilecektir. Yarın vahşi hayvanlar; birinin lehine, diğerinden kısas uygulanmak üzere haşredilecektir. Boynuzsuz olan koçun lehine boynuzluya kısas uygulanacaktır. Sonra da onlara: Toprak olun, denilecek. Onlar da öleceklerdir.

Ubey b. Ka'b: Vahşi hayvanlar bugün insanlardan ürküp kaçmakla, onlardan uzak sahralarda yaşamakla birlikte, yarın, o günün dehşetli hallerinden dolayı insanlar ile birlikte olacaklardır.

 

Zamanımızda; vahşi hayvanların soyu tehlikede olduğu için hayvanat bahçelerinde ve millî parklarda koruma altına alınmaktadır. Gelecek yüzyıllarda ne olacağı belli değildir.

 

 

وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ

6. Denizler ateşlendirildiği zaman.

 

السّجْرُ/ esSecru-Süccirat: Ateşi canlandırmak, tutuşturup alevlendirmek, kızdırmak, kaynatmak...

Ayetin muhtemel anlamları:

1.  Hasan: Denizler tutuşturulduğu zaman,

2.  İbn Zeyd, Şemir, Atiyye, Süfyan, Vehb, Ubey, Ali b. Ebi Talib ve Dahhak'dan İbn Abbas: Deniz­ler alevle tutuşturulmuş ve ateşe döndürülmüş olacaktır.

3.  Hasen: Denizler birbirlerine akıtılarak tek bir deniz haline ge­ldiği zaman,

4.  Hasen, Katade ve İbn Hayyan: Denizler kuruyacak, onların sularından tek bir damla dahi kalmaya­caktır.

5.  Rabi b. Haysem, Kelbi, Mukatil ve Dahhak: Denizler dolup, taş­tığı zaman,

6.  Denizlerin suyu azaltıldığı zaman,

7.  Kurtubî: Su ile doldurulduğu zaman demek­tir. Çünkü Araplar: Havuzu doldurdum, dolduruyorum tabirini kullanırlar.

8.  Nehhas: Bu husustaki görüşler birbiriyle uyumlu da olabilir. Bu durumda suyun kuruması, denizlerin birinin diğerine taşmasından sonra olur, o vakit de denizler ateşe dönüştürülür.

 

İbn Ebi Zemnin: سُجِّرَتْ/in gerçek anlamı; doldu, biri diğeri­ne taştı ve birleşti, demektir.

Kuşeyri: Bu da; Ama aralarında bir engel var­dır, biri diğerine karışmaz. 55/Rahman:20) ayetindeki engelin kaldırılması ile olur. Bu engel kaldırılacak olursa, deniz­lerin suları kaynayıp, coşar ve bütün yeryüzünü örter. Bütün denizler de tek bir deniz haline gelir.

Kuşeyri: سُجِّرَتْ/: ifadesi; tandırı kızdır­dım, kızdırıyorum, ifadesinden alınmadır. İşte denizin üzerine bu şekilde alev­ler musallat edilecek olursa, denizler buharlaşır.

Kurtubî: Derim ki: İşte o vakit el-Kuşeyri'nin belirttiği gibi dağlar da yürütülür. Doğ­rusunu en iyi bilen Allah'tır.

 

 

وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ

7. Nefisler eşleştirildiği zaman

 

زُوِّجَتْ /züvvicet:

Ayetin muhtemel anlamlar:

1.  Benzer amelleri işleyenler bir araya getirildiği zaman,

2.  Sâlihler salihlerle, günahkârlar günahkârlarla bir araya getirildiği zaman,

3.  Müminler hurul’in ile kâfir-münafıklar da şeytanlarla bir araya getirildiği zaman,

4.  Herkes, Cennet eh­linden veya Cehennem ehlinden kendi benzeri ile bir araya getirildiği zaman,

5.  Ruhlara cesetleri iade edildiği, zamandır,

6.  Her kişi kendi dindaşlarına katıldığı zaman...

 

Numan b. Beşir: Peygamber: Nefisler eşleştirildiği zaman hakkında, dedi ki: Her kimse daha önce kendi ameli gibi amel iş­lemiş olan kimselerle bir araya getirilecek. Suyutî, ed-Durru'i-Mensür, VII-429

Ömer b. el-Hattab: Günahkar, günahkar ile salih kimse, salih kim­se ile eşleştirilecektir.

İbn Abbas-1: Bu, insanların üç ayn gruba ayrılacağı zaman olacak­tır. 1. Sâbikûn, 2. Ashâbul Yemin ve 3. Ashâbuş Şimal’dır.

İbn Abbas-2: Mü'min nefisler الحور العين/Hûrulîn, Kâfirler ve Münâfıklar Şeytanlarla eşleştirilecektir.

İbn Abbas-3: Herkes, Cennet eh­linden veya Cehennem ehlinden kendi benzeri ile bir araya getirilecektir.

İkrime: Ruhlara cesetleri iade edildiği, zamandır.

Hasen: Herbir kişi kendi dindaşlarına katıldığı zaman. Yahudi Yahudi’ye, Hristiyan Hristiyan’a, Mecusi Mecusi’ye ve Allah'tan başka herhangi bir şeye iba­det eden herkes birbirlerine, Münafıklar Münafıklara, Mü'minler de Mü'minlere katılıp bir araya getirileceği zaman.

 

احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

Toplayınız, zulmedenleri ve onlara eş olanları. 37/Saffat:22

 

 

وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ

8. Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman.

 

الْمَوْؤُودَةُ/Mevûdetu: Diri diri gömülen kız ço­cuğu, demektir. Bu ismin veriliş sebebi, üzerine atılan topraktan do­layıdır.

 

Kız çocuklarının gömülüş sebebi:

1.  Araplar: Melekler Allah'ın kızlarıdır, diyorlardı. Böylece kızları Allah’a geri gönderiyorlardı,

2.  İhtiyaç ve fakirlik korkusundan dolayı,

3.  Esir düşüp köle-cariye olur korkusuyla.

 

İbn Abbas: Cahiliye döneminde bir hamile kadın doğumunu bir çukur kenarında yapardı. Bebek kız olursa çukura atar, erkek olursa evine götürürdü.

Katade: Cahiliye dönemi insanlarından herhangi bir kimse, kız ço­cuğunu öldürüyor, buna karşılık köpeğini besliyordu. Allah onları tehdit etmektedir.

Ömer: Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu za­man, ayeti hakkında şöyle dedi: Kays b. Asım, Rasulullah'a ge­lerek: Ey Allah'ın Rasülü, ben cahiliye döneminde sekiz kızımı diri di­ri gömdüm. Rasulullah: herbirinin yerine bir köle azad et, buyurdu. Kays: Ey Allah'ın Rasûlü benim develerim var, deyince, Rasulullah: Arzu edersen onlardan herbirisi için bir deve hediye kurbanı ola­rak gönder, dedi. Bezzâr, Müsned, I, 355; Tahcrânî, Kebir, XVII], 337; Heysemi, Mecmâ, VII, 134

 

Dahhak ve Ebu'd-Duha rivayetine göre: Cabir b. Zeyd ile Ebu Salih: diri diri gömülen kız çocuğu sorduğu zaman, diye oku­muşlardır.

İbn Abbas: Kız çocuğu babasına yapışarak: Hangi günahtan dolayı beni öl­dürdün, diye soracaktır. Fakat onun ileri sürecek hiçbir mazereti bulunma­yacaktır.

Hasen: Yüce Allah, o masumun katilini azarlamayı murad etmiştir.

 

 

بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ

Hangi günahtan dolayı öldürüldü, diye.

 

İbn Eslem: O hangi günahtan ötürü vuruldu, demektir.

 

قُتِلَتْ/ تِ ibaresi şeddesiz: Öldürüldü

قُتِّلَتْ تِّ şeklinde şeddeli de okunmuştur: Öldürtüldü.

 

Bu ayete göre: Kâfirlerin çocuklarının günahsız olarak azap edilmeyeceklerini işaret etmektedir.

 

 

وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

10. Defterler açıldığı zaman.

 

الصُّحُفُ/Suhuf:

Kurtubî: Önceleri katlı ve durulmuş iken açılacağı za­man.

Meleklerin yazmış oldukları amel defterleridir. İnsanlar ölünce defter­ler dürülür. Kıyamet gününde amel defteri tümüyle açılır.

 

Bu kitaba ne olmuş? Küçük büyük hiçbir şey bırakmayıp, sayıp dökmüş. 18/Kehf:49

 

Ümmü Seleme: Rasûlullah: Kıyamet gününde insanlar çıplak ayaklı ve elbisesiz haşredileceklerdir. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü, peki kadınların durumu ne olacak? Rasulullah: İnsanların başka meşguliyeti var ey Ümmü Seleme, buyurdu. Ben: Onları meşgul edecek olan nedir? Buyurdu ki: Zerre ağırlığındaki şeylerin de, hardal tanesi ağırlığındaki şey­lerin de yazılı bulunacağı amel defterleri. Taberanî, Evsat, I, 254; Heysemî, Mecma', X, 333; Münzirî, et-Terğib, IV, 207.

 

Oku kita­bını! Bugün kendine karşı iyi hesablayıcı olarak kendin yetersin. 17/İsra:14

Mukatil: Kişi öldü mü amel defteri dürülür, Kıyamet günü de açılır.

 

 

وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ

11. Gök söküldüğü zaman,

 

كُشِطَ/küşita: Söküldü, sıyrıldı. Sözlük olarak; yüzülmüş derinin dişi deveden uzaklaştırılması, demektir. İyi­ce yerleşmiş bir şeyin yerinden koparılması.

 

Kurtubî: Anlam, sanki sema yerinden sökülüp katlanacaktır, gibi. Doğrusunu en İyi bilen Allah'tır.

 

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْداً عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

104. O gün göğü, dürüp katlayacağız, sicil defterlerinin katlandığı gibi. İlk nasıl yaratmaya başladıysak –üzerimizdeki bir vaattır- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız. 21/Enbiya:104

 

 

وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ

12. Cehennem iyice kızıştırıldığı zaman,

 

السعْرُ/su’ru: Ateşin alevlenmesi.

سُعِّرَتْ/su’iirat: Alevlendirildi, alev kızıştırıldı.

Katâde: Cehennem’i Allah'ın gazabı ile Adem oğullarının günahları alabildiğine kızıştıracaktır.

 

 

وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ

13. Cennet de yaklaştırıldığı zaman.

 

الزُّلْفَة/ezzülfetu: Derece, konum, pay, yaklaşım, yakınlaşma…

أُزْلِفَتْ/üzlifet: Yaklaştırıldı.

Hasen: Onlar cennete yakınlaştıracaklar, yoksa cennet, yerinden ayrılacak değildir.

 

وَأُزْلِفَتْ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Cennet, muttakilere yaklaştırılacak. 26/Şuara:90

 

 

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا أَحْضَرَتْ

14. Her nefis neyi hazırlamışsa onu bilecektir.

 

Bu ayet, surenin başındaki إِذَا ve sonra gelen وَإِذَا şart edatlarının cevabı durumundadır.

Ömer: İş­te bunca söz bunun için söylendi.

İbn Abbas ve Ömer bu sûreyi okumuşlar. عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا أَحْضَرَتْ  Her nefs neyi hazırlamışsa bilmiş olacaktır, buyruğuna varınca: İşte bütün bu وَإِذَا ınca’lı ayetleri, bu ayeti için anlatıldı.

 

Yani: Güneş tortop edilip, dürüldüğü zaman ve bu işler gerçekleşeceğinde, herbir nefis amel olarak neyi hazırlamışsa onu bilecektir.

Buharî ve Müslüm: Rasûlullah: Aralarında bir tercüman bulunmaksızın Allah'ın kendisi ile konuşmayacağı aranızdan hiçbir kimse yoktur. Kişi sağına baka­cak, ancak önden göndermiş olduklarını görecek. Soluna bakacak, ancak ön­den göndermiş olduklarını görecek. Karşısında cehennem ateşi görünecek. O bakımdan sizden her kim bir hurmanın yarısı ile dahi olsa Cehennem ate­şinden kendisini koruyabiliyorsa, durmasın, yapsın. Buharı, V, 2395, İbni Hibbân. Sahih, XV. 573: Tirmizi, IV, 611; İbn. Mace, I, 66; Müsned, IV, 1, 377.

 

Hasen: Güneş tortop edilip, dürüldüğü zaman ayeti yü­ce Allah'ın: Her nefs neyi hazırlamışsa bilmiş olacaktır ayeti için ya­pılmış bir yemindir.

 

İbn Abbas: Allah'ın: Güneş tortop edilip, dürüldüğü zaman... Cennet yaklaştırıldığı za­man ayetleri hakkında şöyle demiştir: İşte bu oniki hususun altısı dünya­da, altısı âhirette olacaktır.

 

فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ

15. Artık başka söze gerek yok! And ederim geri dönüp gelenlere.

 

فَلَا/:

1.  Zaid’dir.

2.  Artık başka söze gerek yok. أُقْسِمُ/Andederim.

لا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ

Artık başka söze gerek yok 75/Kıyame:1

 

بِالْخُنَّسِ/ elHunnes: Önceleri güneş gibi ısısı ve ışığı olan daha sonra ısısı soğuyan, ışığı tükenen ve kütlesi küçülen sönük yıldızlar.

الْخَنَّاس/elhannâs: Büzülen, sinen, saklanan.

الْخُنَّس/ elHunnes: Gündüz büzülen, sinen, saklanan. Parlak yıldız.

بِالْخُنَّسِ/ Geri dönüp gelenlere, aka aka yuvalarına geri dönenlere:

1.  Yıldızlara,

2.  Gezegenlere,

3.  Yaban ineklerine,

4.  Ceylanlara,

5.  Karanlıklarla gelen gecelere,

6.  Meleklere… diye yorumlar yapılmıştır.

 

Katade: Bunlar;

1.  Hem gündüz,

2.  Hem de battıkları va­kit görünmeyen yıldızlardır.

Ali ra: Bunlar, gündüzün gö­rünmeyen, geceleyin çıkan yıldızlardır. Battıkları vakit de görünmeyen yıldızlardır.

Ferrâ: Burada kastedilen­ler beş gezegendir. Zuhal, müşteri, merih, zühre ve utarid yıldızlarıdır. Çün­kü bunlar, akıp gittikleri yerlerinde-yörüngelerinde saklanır.

Abdullah b. Mes'ud: Andederim geri dönüp gelenle­re; bunlar yaban inekleridir.

İkrime: İnekler, Ceylanlar demektir. Bunlar insanı gördük­leri vakit sinip, geri çekilirler ve yuvalarına girerler.

Kurtubî: Yüce Allah ister canlı, ister cansız olsun yaratıklarından diledi­ği ile kasem edebilir. Biz kasemin hikmetini bilemeyebiliriz.

İbn Mesud ve Cabir b. Abdullah: Bunlar yaban inekleri yani ceylanlardır.

Maverdî: Bunlar meleklerdir.

Hasen: Karanlığı ile geldiği zaman yani gece geldiği zaman.

 

الْجَوَارِ الْكُنَّسِ

17. Geri geldiği zaman geceye

 

الجارُ:yakınlık, yaklaşma.

الْجَوَارِ/ Yaklaşma, gelme.

الْكُنَّسِ/elKünnes: Görünmeyip kaybolan yıldızlar demektir. Bir ceylanın yuvası olan kinâsa girdiğinde, denir. Bu kelime zıt anlamlıdır: Gündüz ağaran-gece kararan, gündüz giden-gece gelen.

Halîl: Bu kelime, zıt anlamlıdır. Gece karardı-gündüz ağardı, denir.

Hasen ve Mücahid: Karanlığı bastı.

Maverdî: Asıl anlamı; dolmaktır. Bu bakımdan bü­yükçe kaseye içindekilerle dolup taşlığından dolayı, denilir. Gecenin başlangıcı hakkında dolu dolu gelip başlamasından dolayı da bu tabir kul­lanılmıştır. Geri dönüp gitmesi ve karanlığının dolması yani tamamlanması dolayısı ile de geçip gitmesi hakkında kullanılmıştır.

 

وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ

17. Andolsun, yöneldiği zaman geceye,

 

Karanlığı bastığı zaman geceye de yemin olsun.

عَسْعَسَ/Asase: Önünü dönüp geldiğinde, arkasını dönüp gittiğinde.

İbni Kesir: عَسْعَسَ/As'ase kelimesinin dönme ve yönelme manalarını ifade ettiğini söyler.

 

Ayetin anlamı: Gelip tekrar giden geceye yemin olsun, olur.

 

وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ

18.   Andolsun, aydınlandığı nefes aldığı zaman sabaha ki,

 

Nefes almaya başladığı zaman sabaha da yemin olsun.

 

Yukarıda yapılan yeminleri cevabı: Bu cevabta üç husus vardır:

1.  Cibril as'ın şeref ve itibarı, 19-20-21. ayetler.

2.  Nebi as'ın sağlam ve mükemmel bir tebliğci olduğu vurgulanmaktadır. 22-23-24. ayetler.

3.  Kur’ân’ın, Allah’ın sözü olduğu ve Şeytan’la hiçbir alakasının olmadığı ifade edilir. 25-27 Ayet.

 

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

19. Muhakkak ki o Kur'an, kerîm-şerefli bir elçinin sözüdür.

 

رَسُولٍ كَرِيمٍ: Rasûlünkerîm:

رَسُول/Elçi: Muhtemelen:

1.  Muhammed as.

2.  Cebrâîl as.

كَرِيمٍ/ şerefli,

V.Zuheylî: Kur'an şerefli bir elçinin tebliğidir. Allah katında azîz, kerîm ve şerefli Cibril as'ın söylediği bir sözdür. Onu Allah katından Nebi’ye indirdi. Kur'an beşer sözü değildir. Nebi’ye, onu Rabbi azze ve celle'den alan Cibril getirdi.

 

Yüce Allah; Cibril as'ın

ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ

20. Kuvvet sahibi; Arş'ın sahibinin katında itibarlı

ذو قوة:zûkuvvetin, ifadesi:

Mücâhid, Hasan ve İbn Zeyd: Kuvvet sahibi,

İbn Abbâs: Güzel görünümlü, yakışıklı,

Katâde: Uzun ve güzel yaratılışlı,

İbni Kesîr: Cibril, hem güzel görünüşlü ve hem de müdhiş kuvvetlidir.

Zuheylî: Rabbinin katında yeri ve itibarı olandır.

مَكِينٍ/Mekîn: Oldukça itibarlıdır.

 

 

مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ

21. İtaat olunandır, bir emindir.

 

أَمِينٍ/Emîn:oldukça güvenilirdir. Getirdiği vahiy hususunda kendisine güvenilendir.

مُطَاعٍ/Mutâin: itaat olunandır; gökteki melekler ona itaat ederler. Vahye ve risalete güvenili ve emindir de.

ثَمَّ/semme/Allah katında ifadesi kıraaat alimlerince ثُمَّ/sümme olarak da okunmuştur.

 

İbn Abbas: Meleklerin Cebrail'e itaat etmeleri: Rasûlullah as'ı İsra gecesinde beraberinde götürdüğünde Cebrail cennetlerin bekçisi Rıdvan'a: Ona aç, dedi. O da açtı. Rasûlullah as. Cennet’ten içe­ri girdi. İçindekileri gördü. Cehennem’in bekçisi Malik'e de: Ona Cehennem’i aç da orayı görsün, dedi. Cebraîl’e itaat etti ve Cehennem’in kapısını açtı.

 

وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ

22. Sizin sahibiniz bir mecnun değil!

 

صَاحِبُكُم/sâhibukum: Sahibiniz; kinâye olarak Muhammed as. kast edilmektedir. Bu ifade aynı zamanda; aralarında yetiştiğini, çok iyi tanıdıklarını ve Muhammed as’a iftira ettiklerini ima etmektedir. Bir benzer ayet:

أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ نَذِيرٌ مُبِينٌ

Onlar düşünmediler mi? Arkadaşlarında delilikten hiçbir eser yoktur. O, apaçık bir uyarıdır. 7/A'raf:184

 

وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ

23. Andolsun !.. Onu apaçık ufuk­ta görmüştür.

 

Onu açık ufukta görmüştür. Muhtemelen:

Muhammed as, Cebrâîl’in gerçek görüntüsünü açık ufukta görmüştür.

Muhammed as, Cebrail'i altıyüz kanadı ile gerçek suretinde görmüştür.

الْمُبِينِ/Mubîn: Apaçık; muhtemel iki anlamı:

1.  Rabî: Ufukun ni­teliğidir.

2.  Mücahid: Gören Muhammed as’ın nite­liğidir.

 

Maverdi: Buna göre bu hususta üç görüş vardır.

1.  Süfyan: Cebrail'i semanın doğu ufkunda görmüştür.

2.  İbn Şecere: Batı ufkunda görmüştür.

3.  Mücahid: Cebrail'i Mekke'nin doğu yani Ecyâd cihetinde tarafında görmüştür.

 

İbn Abbas: Rasulullah as: Cebra­il'e: Ben seni semada bulunduğun suretin ile görmek isliyorum. Cebrail: Buna gücün yetmez, deyince Rasulullah as: Yeter, buyurmuş. Bunun üzerine Cebrail: Nerede istersen orada sana görüneyim, demiş. Rasulullah as: Abtah’ta, deyince, Cebrail oraya sığmam demiş. Rasulullah as: O halde Mina'da, deyince, yine: Oraya sığmam demiş. Rasulullah as: O halde Arafat'ta, deyince, Cebrail: Oraya belki sığabilirim demiş. Daha sonra onunla sözleşmiş. Rasulullah as. belirtilen vakitte çıkmış, Ceb­rail de ansızın Arafat tepelerinden kendine has ses ve yankılarıyla doğu ile batı arasını doldurmuş olarak gelmiş. Başı semada, ayakları yerdeymiş. Rasulullah as. onu görünce baygın olarak yere düşmüş. Cebrail suretini değiştirerek Rasulullah as’ı alıp, onu bağrına basmış ve: Ey Muhammed kork­ma, demiş. Peki ya İsrafil'i başı Arşın altında, ayakları yedinci yerin dibinde, Arş onun omuzları üzerinde ve bazen Allah korkusundan dolayı küçük bir kuş kadar oluncaya kadar ufalıp nihayet Rabbinin Arşını onun azametinden başka hiçbir şeyin taşımadığını görecek olursan.

 

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى

Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha görmüştü. 53/Necm:13

 

İbn Mesud: Muhammed as. yüce Rabbini apaçık ufukta gör­müştür.

 

وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ

24. O, gaybdan yana cimrilik etmez.

هُوَ/ o: Muhammed as.

الْغَيْبِ/elĞayb: Ğaybî konular; Kur'ân’ın inzalı ve semavî haberlerden Cebrail’in nitelikleridir.

ضَنِين/Danîn; Kıymetli ve değerli bir konu hakkında cimrilik etmek. Paylaşımcı olmamak. Gerçeği gizlemek. İtham altında bulunmaktır.

 

Ebu Ubeyd: İtham altında bulunmak anlamında okumuştur. Çünkü Mekkeliler onun bu hu­susta cimrilik etliğini söylememişlerdir, onu yalanlamışlardır.

Mücahid: Yani o bildikleri hususunda size karşı cimrilik etmez. Aksine herkese Allah'ın ke­lamını ve hükümlerini öğretir.

Ferrâ ve Müberred: ضَنِين; harfiyle okunmuştur. O zaman anlamı:

1.  Zayıf adam,

2.  Suyu cılız kuyu,

3.  Ödenmesi belli olmayan borç,

4.  Kötü huylu adam anlamlarına gelir.

 

 

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ

25. O, kovulmuş şeytanın sözü de değildir.

 

شيطان رجيم /Şeytânin Racîm:

Taşlanmış Şeytân. Açılımı: Yoldan çıkarmaya, saptırmaya ve zarar vermeye çalışan ve Allah’ın huzurunda kovulmuş Şeytan. 

Şeytân kelimesinin anlamları:

1.  İblisin diğer adı,

2.  Dik kafalı,

3.  Yoldan çıkaran,

4.  Allah’tan uzak olan,

5.  Allah’a isyan eden cin ve insanların hepsidir.

Racîm kelimesi:

1.  Taşlanmış,

2.  Lanetlenmiş,

3.  Taşla öldürülmüş,

4.  Kovulmuş,

5.  Sövülmüş anlamlarına gelir. 

 

 

فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ

26. O halde nereye gidiyorsunuz?

 

Katade: Siz bu sözü ve ona itaat etmeyi bırakıp da nereye yönetiyorsunuz? Siz, benim kitabımı ve ba­na itaati bırakıp, nereye gidiyorsunuz?

Zeccac: Benim size açık­lamış olduğum bu yoldan daha açık hangi yola sapıyorsunuz?

Cüneyd: Allah'ın sizin için açıklamış olduğu yoldan daha açık hangi yolu izleyeceksiniz.

 

 

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ

27.O, ancak bir öğüttür; âlemlere,

هُوَ/ O zamiri;

1.  Kur'ân-ı Kerim bir öğüttür,

2.  Muhammed bir öğüttür.

لِلْعَالَمِينَ /tüm insanlara, ins ve cin toplumlarına.

 

لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ

28. Aranızdan dosdoğru yolda gitmek isteyenlere.

 

Ebu Cehil, Ebu Leheb ve yakınlarının; iman bakımından Allah’a ve Rasûlüne rest çekmelerine karşılık Yüce Allah da onları imandan mahrum duruma getirmektedir.

İbni Cerir Taberî: İbni Ebi Hatim, Süley­man b. Musa'dan: Sizden dosdoğru olmayı dileyenler için, ayeti indiğinde Ebu Cehil: O bizim işimiz; dilersek istikamette oluruz, dilemezsek olmayız, dedi. Yüce Allah bu ayeti indirdi:

 

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

29. Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe de siz dileyemezsiniz.

 

يَشَاء/yeşâu: Diler, diliyor... شَاء: diledi.  

وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمْ الْمَلائِكَةَ وَكَلَّمَهُمْ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ

Eğer Biz, onlara gerçekten melekleri indirseydik, ölüler kendileri ile konuşsalardı ve istedikleri her şe­yi karşılarına toplasaydık; onlar yine de Allah dilemedikçe iman etmezlerdi. 6/Enam:111

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللَّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لا يَعْقِلُونَ

Allah'ın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. 10/Yunus:100

إِنَّكَ لا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

Muhakkak ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin fakat Allah, dilediğine hidayet verir. 28/Kasas:56

 

مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيمَانِ وَلَكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنْ اللَّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. 16/nahl:106

 

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ

Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için cennette yer hazırlarlar. 30/Rum:44

 

هُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلائِفَ فِي الأَرْضِ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ إِلاَّ مَقْتاً وَلا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلاَّ خَسَاراً

O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını artırır. 35/Fatır:39