TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

066- Tahrim

سورة التحريم

بسم الله الرحمن الرحيم

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ 1 قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2 وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِي الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ 3 إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ 4 عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَاراً 5 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلائِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ 6 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ 7 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحاً عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ يَوْمَ لا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ 8 يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدْ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ 9 ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنْ اللَّهِ شَيْئاً وَقِيلَ ادْخُلا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ 10 وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنْ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ 11 وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنْ الْقَانِتِينَ 12

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1.    Ey Nebî! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

2.    Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

3.    Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.

4.     (Ey peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

5.    Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.

6.    Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.

7.    Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.

8.    Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.

9.    Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!

10. Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi.

1.    Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.

2.    Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.

 

Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla

Medine'de nazil oldu ve oniki âyettir. Nebî Sûresi diye de adlandırılır.

 

Mevdudi: Nüzul Zamanı: Bu vak'a ile ilgili olarak, hadislerde Rasulullah as’ın, birisi Safiye, diğeri Mariye olmak üzere iki hanımının adı zikredilmektedir. Rasulullah as’ın, Safiye ile Hayber'in fethinden sonra evlendiği ve Hayber'in de hicretin 7. yılında fetholunduğu hususunda ihtilaf yoktur. İkinci hanımı Mariye'ye gelince, Mısır hükümdarı Mukavkıs, O'nu hicretin 7. yılında Rasulullah as’a hediye olarak göndermiştir. O'ndan da Rasulullah as’ın 8. hicrî yılın zilhicce ayında İbrahim adlı bir oğlu olmuştur. Bu tarihî bilgilerden surenin, hemen hemen hicrî 7. ve 8. yılları arasında nazil olduğu kesinlik kazanmaktadır.

Mevdudi: Rasulullah as’dan küçük bir hata bile sadır olduğunda, Allah O'nu öylece bırakmamıştır. Bu bakımdan biz, Rasulullah as’ın güzel örnekliğinin Allah'ın rızasına uygun olduğuna, huzuru kalp ile inanırız. Bunun yanı sıra sahabe ve Ümm’ül Müminin de ne melektir, ne de insan üstü varlıklar!... Pekalâ, onlardan da hatalar sudur edebilir.

Mevdudi: Müslümanların, büyükleri aşırı yüceltme hususunda ileri gitmemeleri, onları beşer hüviyetinden çıkarmamaları ve onları ilahlaştırmamaları için, onların hatalarına bizzat Allah dikkat çekerek, onları düzeltmiştir.

 

 

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ 1

Ey Nebî! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. 66/Tahrim:1

 

لِمَ/Lime: Niçin?

حَرِّم/hareme: Haram kılmak, haram saymak.

أَحَلَّ /ehalle: Helâl kılmak, helal saymak.

مَرْضَاة /merdâtun: Rıza, hoşnutluk, memnuniyet.

غَفُورٌ:ğafûr: Bolca mağfiret eden. Ğafûr: Tevbe eden imanlı kişileri çokça mağfiret eden. غَفَرَ /Ğafera; mağfiret etti: Yani günahları örttü. Çünkü الغَفْرُ elĞafru: Örtmek demektir.

R.elİsfehânî, Müfredâtالغَفْرُ/elĞafru: Bir nesneyi kir-pastan koruyacak kaplama, örten, gizleyen. Günahların üzerini Allah’ın örtmesi, affetmesidir.

رَحِيمٌ /rahîm: Rahîm: Yüce Allah’ın âhirette tecelli eden Rahîm sıfatıdır. Çünkü; Rahîm olan Rab’den bir söz olarak Selâm vardır, ifadesinde Rahîm sıfatı zikredilmektedir.

Rahîm: Allah’ın Cennet’te müminlere rahmetiyle bol bol ihsanlarda bulunmasıdır.

 

Bu sûrenin ilk ayetlerinin nüzul sebebi hakkında çeşitli nakiller vardır:

 

1. Mâriye hakkında indirildiği söylenir.

Aişe: Ben hiçbir kadını Mariye kadar kıskanmadım. Çünkü O çok güzeldi ve Rasulullah'ın hoşuna gitmişti.

İbni Hacer, Fethu'l-Bari eserinde: Bu hadisenin gerçek bir yanı olmalıdır, demektedir. Ancak Kütübü Sitte'nin hiçbirinde bu olayın zikri geçmemektedir. Sadece Nesei'de nakledilir.

Mevdudî: Birgün Nebî as, Hafsa'nın odasına gelir ve O'nu bulamaz. Bunun üzerine Mariye Rasulüllah'ın yanına gelir ve birlikte Hafsa'nın odasında bir süre kalırlar. Hafsa gelince bundan çok gücenir.

أن رسولَ اللهِ صلى الله عليه وآله وسلم كانت له أَمَةٌ يَطَؤُها، فلم تَزَلْ به عائشةُ وحفصةُ حتى حرَّمَها على نفسِه؛ فأنزل اللهُ عزَّ وجلَّ يا أيها النبي لم تحرم ما أحل الله لك .

الراويأنس بن مالك  المحدثعبد الحق الإشبيلي  المصدرالأحكام الصغرى الصفحة أو الرقم: 652  خلاصة حكم المحدث :أشار في المقدمة أنه صحيح الإسناد

الراويأنس بن مالك  المحدثالشوكاني  المصدرالدراري المضية الصفحة أو الرقم: 225  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح 

الراويأنس بن مالك  المحدثالشوكاني  المصدرنيل الأوطار الصفحة أو الرقم: 7/56  خلاصة حكم المحدثله شاهد مرسل إسناده صحيح

الراويأنس بن مالك  المحدثالرباعي  المصدرفتح الغفار الصفحة أو الرقم: 1531/3  خلاصة حكم المحدثله شاهد

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرصحيح النسائي الصفحة أو الرقم: 3969  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح  شرح الحديث

الراويأنس بن مالك  المحدثالوادعي  المصدرصحيح أسباب النزول الصفحة أو الرقم: 253  خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراويأنس بن مالك  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرفتح الباري لابن حجر الصفحة أو الرقم: 9/288  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح  

الراويأنس بن مالك  المحدثالصنعاني  المصدرسبل السلام الصفحة أو الرقم: 3/278  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح وهذا أصح طرق سبب النزول

Enes'ten: Rasûlullah’ın temasta bulunduğu bir cariyesi vardı. Âişe ve Hafsa sürekli onun üzerinde durdular. Nihayet Rasûlullah onu kendisine haram kılınca: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ/Ey Nebi; eşlerinin hoşnutluğu için Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? 66/Tahrim:1 âyeti nazil oldu.

 

Mevdudi: Ayetin başındaki لِمَ/niçin ifadesi, aslında bir soru olarak değil, yapılan davranışın beğenilmediğini ortaya koymak için kullanılmıştır. Yani maksat, Rasulullah as’ın davranışının Allah tarafından hoş karşılanmadığının vurgulanmasıdır.

Mevdudi: Rasulullah as. o şeyi akidevî-şer'an değil, sadece kendi nefsine haram kılmıştı. Ancak sıradan bir insan konumunda değildi. O bir Rasulullah’dı. O'nun herhangi bir şeyi kendi nefsine haram kıldığında, ümmetin de o şeyi haram ya da en azından mekruh olarak kabul etme tehlikesi söz konusuydu. Veya ümmet içerisinde bazı kimseler, kendi kendilerine birtakım haramlar ihdas ettiklerinde, hiç kimse bunda bir beis görmeyebilirdi. Bu bakımdan yüce Allah, Rasulullah as’ı bu davranışı dolayısıyla şiddetle ikaz ederek, bundan vazgeçmesini emretmiştir.

أصاب ‎رسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليه ‏وسلَّم ‎أمَّ ‎إبراهيمَ ‎ولدِه ‎في ‎بيتِ ‎بعضِ ‎نسائِه، ‎فقالتْ: يا رسولَ اللهِ ‎في ‎بيتي ‏وعلى فِراشي، فجعَلَها عليه حرامًا، فقالتْ: يا رسولَ اللهِ كيفَ تحرِّمُ عليكَ ‏الحلالَ! فحلَف لها باللهِ لا يُصيبُها، فنزلَتْ يا أيُّها النبيُّ لِمَ تُحَرِّمُ ما أحلَّ اللهُ ‏لك. قال زيدُ بنُ أسلَمَ: فقَولُ الرجلِ لامرأتِه أنتِ عليَّ حرامٌ لَغوٌ، وإنما ‏تَلزَمُه كفارةُ يمينٍ إن حلَف

الراويزيد بن أسلم  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرفتح الباري لابن حجر الصفحة أو الرقم: 9/288  خلاصة حكم المحدثمرسل و إسناده صحيح

الراويزيد بن أسلم  المحدثالصنعاني  المصدرسبل السلام الصفحة أو الرقم: 3/278  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويزيد بن أسلم  المحدثالرباعي  المصدرفتح الغفار الصفحة أو الرقم: 1532/3  خلاصة حكم المحدثمرسل بإسناد صحيح

التخريج أخرجه الطبري في  فسيره 23/475

İbn Cerîr Taberî: Rasûlullah hanımlarından birinin odasında İbrahim'in annesiyle temasta bulundu. Onu gören hanımı: Ey Allah'ın Rasûlü, benim odamda ve benim yatağımda ha, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah onu kendisine yasakladı. Bu hanımı; ey Allah'ın Rasûlü, sen helâl olan bir şeyi kendine nasıl yasaklarsın, dedi. Rasûlullah onunla asla birleşmeyeceğine dâir hanımına yemin etti. Bunun üzerine:يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ Ey Nebi! Eşlerinin hoşnutluğu için Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun, Allah âyetini inzal etti. Zeyd ibn Eslem: Bir kişinin hanımına, sen bana haramsın demesi boş sözdür. Yaptığı yemini bozarsa, ona keffaret gerekir.

 

İbn Cerîr Taberî: Rasûlullah; sen bana haramsın, Allah'a andolsun ki, seninle asla temas etmem, buyurmuştur.

İbn Abbâs, Dahhâk, Hasan, Katâde, Mukâtil İbn Hayyân,  İbn Cerîr Taberî, Süfyân Sevrî, Katâde ve Şa'bî: Rasûlullah kendisine onu haram kılınca, bu haram kılıştan dolayı kınandı ve yemin kefareti ödemesi emredildi.

 

2. Cahş kızı Zeyneb hakkında indirildiği söylenir:

İbn Kesir: Bu ayetin Rasulüllah as'ın kendisine balı haram kılması üzerine nazil olduğu görüşü daha doğrudur.

أنَّ النبيَّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّم كان يَمْكُثُ عندَ زينبَ بنتِ جحشٍ، ويشربُ عندَهَا عسَلا، فتَوَاصَيْتُ أنا وحفصةُ، أنَّ أيَّتُنَا دخلَ عليهَا النبيُّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّم فَلْتَقُلْ : إنِّي أجِدُ فيكَ ريحَ مغَافِيرَ، أكلتَ مغافيرَ، فدخَلَ على إحداهُمَا فقالتْ له ذلكَ، فقالَ: بلْ شربْتُ عسَلا عندَ زينبَ بنتِ جحْشٍ، ولنْ أعودَ لهُ فنزلتْ: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ -إلى- إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ لعائشةَ وحفصةَ: وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ. لقولِهِ: بلْ شربْتُ عسَلا.

الراوي : عائشة أم المؤمنين  المحدث : البخاري  المصدر : صحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 5267  خلاصة حكم المحدث :  صحيح  

الراوي : عائشة أم المؤمنين  المحدث : البخاري  المصدر : صحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 6691  خلاصة حكم المحدث : صحيح  شرح الحديث

الراوي : عائشة أم المؤمنين  المحدث : البخاري  المصدر : صحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4912  خلاصة حكم المحدث : صحيح   

الراوي : عائشة  المحدث : شعيب الأرناؤوط  المصدر : تخريج صحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 4183  خلاصة حكم المحدث : صحيح

الراوي : عائشة  المحدث : ابن حبان  المصدر : صحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 4183  خلاصة حكم المحدث : أخرجه في صحيحه

الراوي : عائشة أم المؤمنين  المحدث : أبو نعيم  المصدر : حلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 3/316  خلاصة حكم المحدث : صحيح متفق عليه

Buhari: Âişe'den: Rasûlullah, Cahş kızı Zeyneb'in yanında bal içer ve onun yanında bir süre kalırdı. Hafsa ile birlikte hangimi­zin yanına girerse, meğâfîr ağaçlardan sızan akıntı, şıra mı yedin çünkü ben senden meğâfîr kokusu alı­yorum demek üzere anlaştık. Rasûlullah: Hayır, ben Cahş kızı Zeyneb'in yanında bal içtim. Bir daha da tekrar içmeyeceğim. Ben yemin ettim, bunu kimseye de ha­ber verme. Rasûlullah, bu sözleriyle hanımlarının hoşnutluğunu aramıştı.

 

وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ /Allah Ğafûr ve Rahîm’dir, ifadesi:

1.  Serzenişte bulunma­yı gerektiren hususun bağışlanması,

2.  Bu bir küçük günahtı.

3.  Bu bir tercihtir. Daha evlâ olanı terktir. Günah değildir. Allah tarafından düzeltilmiştir.

 

البخاري عن عائشة قالت: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يحب الحَلوى والعَسل، وكان إذا انصرف من العصر دخل على نسائه ، فيدنو من إحداهن. فدخل على حفصة بنت عمر فاحتبس أكثر ما كان يحتبس، فَغِرْتُ فسألت عن ذلك، فقيل لي: أهدت لها امرأة من قومها عُكَّة عَسَل ، فسقت النبي صلى الله عليه وسلم منه شربة، فقلت: أما والله لنحتالَن له. فقلت لسودة بنت زَمْعَةَ: إنه سيدنو منك، فإذا دنا منك فقولي: أكلت مغَافير؟ فإنه سيقول ذلك لا. فقولي له: ما هذه الريح التي أجد؟ فإنه سيقول لك: سقتني حفصة شربة عسل. فقولي: جَرَسَتْ نحلُه العُرفُطَ. وسأقول ذلك، وقولي أنت له يا صفية ذلك، قالت -تقول سودة-: والله ما هو إلا أن قام على الباب، فأردت أن أناديه بما أمرتني فرقًا منك، فلما دنا منها قالت له سودة: يا رسول الله، أكلت مغافير؟ قال: لا. قالت: فما هذه الريح التي أجد منك؟ قال: سقتني حفصة شَربة عسل. قالت  جَرَسَت نَحلُه العرفطَ. فلما دار إليَّ قلت نحو ذلك، فلما دار إلى صفية قالت له مثل ذلك، فلما دار إلى حفصة قالت له: يا رسول الله، ألا أسقيك منه؟ قال: لا حاجةَ لي فيه. قالت -تقول سودة-: والله لقد حَرَمْنَاه. قلت لها: اسكتي

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 6972  خلاصة حكم المحدثصحيح  شرح الحديث

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 5268  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 6714

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 1474  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 6713

Buhârî: Aişe: Rasûlullah helva ve balı severdi. İkindi namazından çıkınca, hanımlarının odalarına giderdi. Her zaman kaldığından daha fazla bir süre kaldı. Ben de merak eder yanlarına giderdim. Bir gün Ömer'in kızı Hafsa'yı sordum, bana denildi ki: Kavminden bir kadın Hafsa'ya bir kap bal ikram etti. O da, Rasûlullah’a bu baldan biraz şerbet yapıp ikram edecek. Ben dedim ki: Vallahi biz, ona hile yaparız. Aişe’den korkan Zem'a kızı Sevde'ye: Rasûlullah yanına gelecek, sana yaklaştığında kendisine meğâfîr-meşe ağacının zamkı-sakızı mı yedin, de. O sana; hayır, diyecektir. O zaman kendisine ya şu duyduğum koku ne, de. O sana; Hafsa bana bir içimlik/bal içirdi, diyecektir. O zaman onun arısı iri meşe ağacını emdi, de. Ben de böyle diyeceğim. Ey Safiyye sen de böyle de. Âişe der ki: Sevde şöyle dedi: Allah'a andolsun ki, o daha kapıya dikilir dikilmez senden ayrı olarak ben de, bana söylediğin şeyi kendisine söylemek istedim. Rasulullah Sevde'ye yaklaşınca: Ey Allah'ın Rasûlü, meşe ağacının sakızından mı yedin, dedi. Rasûlullah; hayır, deyince o; ya şu duyduğum koku ne, dedi. Rasûlullah, Hafsa bana bir içimlik bal içirdi, dedi. Sevde; onun arısı meşe ağacını emmiş, dedi. Bana dönünce ben de aynı şekilde dedim. Safiyye'ye döndüğünde o da aynı şekilde dedi. Hafsa dönünce: Ey Allah'ın Rasûlü sana ondan içireyim mi? dedi. Rasûlullah; benim ona ihtiyâcım yok, dedi. Hafsa da Sevde’nin dediğini söyledi. Sevde: Vallahi gerçekten de onu mahrum ettirdik, deyince ona: Sus, dedim.

 

Olayın özeti:

1.   Mısırlı kıbti Mariye: Hafsa ve Aişe,

2.   Cahş kızı Zeyneb: Âişe ile Hafsa,

3.   Ömer kızı Hafsa: Ayşe, Safiye ve Sevde.

 

 

قلتُ لعمرَ بنِ الخطابِ مَنِ المرأتانِ اللتانِ تظاهرتا قال عائشةُ وحفصةُ وكان بدو الحديثِ في شأنِ ماريةَ القبطيةَ أمِّ إبراهيمَ أصابها النبيُّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ في بيتِ حفصةَ في يومها فوجدت حفصةُ فقالت يا رسولَ اللهِ لقد جئتَ إليَّ بشيٍء ما جئتَه إلى أحدٍ من أزواجك في يومي وفي دوري على فراشي قال ألا ترضيْنَ أن أُحَرِّمَها فلا أقربها أبدًا قالت بلى فحرَّمها وقال لا تذكري ذلك لأحدٍ فذكرتْهُ لعائشةَ فأظهرَه اللهُ عليهِ فأنزل اللهُ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ الآياتُ كلها فبلغنا أنَّ رسولَ اللهِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ كفَّر عن يمينِه وأصاب ماريةَ

الراوي : عمر بن الخطاب  المحدث : الشوكاني المصدر : فتح القدير الصفحة أو الرقم5/358  خلاصة حكم المحدث : صحيح

 

قلتُ لعمرَ بنِ الخطابِ مَنِ المرأتانِ اللتانِ تظاهرتا قال عائشةُ وحفصةُ وكان بدو الحديثِ في شأنِ ماريةَ القبطيةَ أمِّ إبراهيمَ أصابها النبيُّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ في بيتِ حفصةَ في يومها فوجدت حفصةُ فقالت يا رسولَ اللهِ لقد جئتَ إليَّ بشيٍء ما جئتَه إلى أحدٍ من أزواجك في يومي وفي دوري على فراشي قال ألا ترضيْنَ أن أُحَرِّمَها فلا أقربها أبدًا قالت بلى فحرَّمها وقال لا تذكري ذلك لأحدٍ فذكرتْهُ لعائشةَ فأظهرَه اللهُ عليهِ فأنزل اللهُ: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ الآيات فبلغنا أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كفَّر عن يمينه، وأصاب جاريته

الراويعمر بن الخطاب  المحدثالشوكاني  المصدرفتح القدير الصفحة أو الرقم: 5/358  خلاصة حكم المحدثصحيح

İbn Abbas: Ben, Ömer İbn Hattâb'a; o iki kadın kimdir, dedim. O; Âişe ve Hafsa'dır, dedi. Konuşmanın başlangıcı İbrahim'in kıptı olan annesi hakkındaydı. Hafsa'nın sırası olduğu günde, onun evinde Rasûlullah İbrahim'in annesiyle birleşmişti. Hafsa olayı görünce: Ey Allah'ın Nebisi benim günümde, benim nöbetimde ve benim yatağımda ha? Eşlerinden hiç birisine yapmadığın bir şeyi bana yaptın, dedi. Rasûlullah: Razı olur musun, ben onu kendime haram kılayım da bir daha ona hiç yaklaşmayayım, buyurdu. Hafsa; evet, tamam. dedi. Bunun üzerine Rasûlullah onu kendisine haram kıldı ve: Bunu başka birine anlatma, dedi. Hafsa durumu Âişe'ye anlattı. Bu durumu, Allah peygamberine ayan ederek: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ / Ey Nebi; eşlerinin hoşnutluğu için Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun, âyetini indirdi. Bize ulaştığına göre Rasûlullah yeminine keffâret verdi ve cariyesi ile tekrar birleşti.

 

V.Zuheylî, Münîr: Siyer kitaplarındaki rivayetlerde hadise şöyle anlatılır: Nebi as’a Hafsa balı kendisine haram etti. O da bunu Aişe'ye söyledi. Hâlbuki Rasulullah bunu gizli tutmasını istemişti. Nitekim daha önce de Aişe ve Hafsa'ya babaları Ebu Bekir ve Ömer'in ken­disinden sonra ümmetinin başına halife olacaklarını bir sır olarak söylemiş ve bunu gizli tutmalarını istemişti.

 

İbn’ül Arabî: Tahrim konusundaki haberlerin sahih olanı şöyledir: Rasulullah bal şerbetini Zeyneb'in yanında içmiş sonra da haram kılmıştı.

 

Ni­tekim yüce, Allah:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ 87

Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı o en temiz ve en güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. 5/Mâide:87

 

قُلْ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَاماً وَحَلالاً قُلْ أَاللَّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللَّهِ تَفْتَرُونَ 59

Ve ki: Allah'ın size indirdiği ve kendisinden bir kısmını haram ve he­lâl yaptığınız rızıktan ne haber? De ki: Allah mı size izin verdi? Yoksa Al­lah'a mı iftira ediyorsunuz? 10/Yunus:59

 

Zeccac: Allah'ın helâl kıldığını kimse haram kılamaz. Al­lah'ın kendisine haram kıldığı şeylerden başkalarını haram kılma yetkisini Pey­gamberine dahi vermiş değildir.

 

 

 قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2

2. Allah, yeminlerinizin çözülmesini/kefaret etmenizi size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hik:met sahibidir. 66/Tahrim:2

 

تَحِلَّة أَيْمَان /tehilletu eymân: Yeminlerin çözülmesi/kefareti

İbn Cerîr Taberî: İbn Abbâs: Usvetun Hasenetun: لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ/Andolsun ki; sizin için Rasûlullah'ta güzel bir örnek vardır. 33/Ahzâb:21 ayeti hakkında: Rasûlullah cariyesini kendine haram kıldı da Allah Teâlâ: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ Ey Nebi; eşlerinin hoşnutluğu için Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun, buyurdu. Böylece Rasûlullah yeminine kefaret vererek haram konusundaki yeminini normalleştirmiştir.

 

النسائي: عن ابن عباس قال: أتاه رجل فقال: إني جعلت امرأتي عَلَيَّ حَرَاما؟ قال: كذبتَ ليس عليك بحرام. ثم تلا هذه الآية: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ؟ عليك أغلظ الكفارات، عتق رقبة.

Neseî: Bir adam Abdullah İbn Abbâs'a gelmiş ve: Karımı kendime haram kıldım, demiş. O; yalan söylersin, karın sana haram değildir, demiş ve sonra da bu âyeti okumuş: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun. Keffâretlerin en ağırı olan köle âzâd etmen gerekir.

 

Zeyd bin Eslem: Rasûlullah’ın bir köle azat ederek kefarette bulunmuştur.

Mukatil: Rasûlullah, Mariye'yi ken­disine haram kıldığı için bir köle azad etmişti.

 

 

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِي الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ 3

3. Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü başkasına haber verdi. Allah da bunu Nebi’ye bir kısmını bildirdi, bir kısmını da bildirmedi. Nebî, bunu ona/sırrı açıklayan eşine haber verince O: Bunu sana kim haberledi, dedi. Nebî: Bunu bana; Alîm ve Habîr olan Allah haber verdi, dedi.

 

Nebinin hanımlarına gizli sır söylemesi:

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً

Hani Nebî, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti: Yani; Nebî’nin Hafsa'ya gizlice bir söz söylemiş olduğunu hatırla! Bu sözden kasıt, Mariye'yi kendisine haram kılması ve bunu gizli tutmasını istemesiydi.

وَ/vâv ibtidâiyyedir. إِذْ/iz edatı da hazfedilen fiiline bağlı olarak geçmiş zamanı hatırlatmak içindir. Nedensellik mânâsını da ifade edebilir. Hitap umûmadır. Yani aile hususunun önemini, tahrim ve boşamaya sebebiyet verebilecek halleri anlamak için daima o vakti hatırda tutmalı ki Peygamber eşlerinden birine sır olarak bir söz söylemiş ve bu sözü kimseye söyleme demişti.

Yüce Allah, bu sırrın açıklandığını Kur’ân metinleri dışında Rasûlullah’a haber vermiştir.

Mevdudi: O halde bu sırrın ne olduğunu araştırıp, ifşa etmek bize düşmez. Ayrıca bu ayet, söz konusu sırrı açıklamak için nazil olmamıştır. Bu sırrın bilinmesinin bizim için hiçbir önemi yoktur. Önemli ve gerekli olsaydı yüce Allah onu bize beyan ederdi.

Mevdudi: Ayette, sırrın ne olduğundan bahsedilmiyor. Sırrın ifşasından, ne tür tehlikelerin doğabileceğine de değinilmemiştir. Zaten burada sırrın bir başkasına aktarılması tenkit konusu olmuştur.

Kelbî: Ona gizlice söylediği söz şudur: Senin baban ile Âişe'nin babası benden sonra ümmetimin üzerinde benim halifelerim olacaktır.

Mukatil: Yani; Hafsa’nın Âişe'ye söylediğinin bir bölümünü haber ver­di. Bu bölüm de Mariye ile ilgili olandı. Diğer bölümü­nü ise haber vermemişti. Bu da Hafsa'nın Âişe'ye: Ebu Bekir ve Ömer on­dan sonra yönetimin başına geleceklerdir, şeklindeki sözleridir.

1.  Bal şerbeti yemini; en sahih rivayettir. 

2.  Mâriye yemini; zayıf fakat yaygın rivayettir.

3.  Devlet başkanlığı; Nebî as’dan sonra devlet başkanlığının Ebu Bekr'e ve Ömer'e geçeceğini Hafsa'ya bir müjde olarak haber vermiş ve gizlenmesini emretmiş olmasıdır.

M.Elmalı: Sûrenin asıl nüzul sebebi, ne yalnız Mâriye, ne de bal şerbeti yeminidir. Doğrusu o, eşlerin hepsi için yapılan îlâ yeminidir.

Sır söz hakkında diğer nakil metinleri ve sağlık durumları:

عن ابنِ عباسٍ وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَىبَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا قالأسرَّ إلى حفصةَ أنَّ أبا بكرٍ وَلِيَ الأمرَ من بعدِه ، وأنَّ عمرَ والِيَه من بعدِ أبي بكرٍ فأخبرَتْ بذلك عائشةَ

الراويعبدالله بن عباس  المحدث :الذهبي  المصدرميزان الاعتدال الصفحة أو الرقم: 4/305  خلاصة حكم المحدثفيه هشام بن محمد بن السائب قال أحمد بن حنبل : إنما كان صاحب سمر ونسب ما ظننت أن أحدا يحدث عنه ، وقال الدارقطني وغيره : متروك

 الراويذكوان السمان أبو صالح المحدثابن حجر العسقلاني  المصدر :لسان الميزان الصفحة أو الرقم: 8/338  خلاصة حكم المحدثفيه هشام بن محمد بن السائب قال ابن معين: غير ثقة

 الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثابن عدي  المصدرالكامل في الضعفاء الصفحة أو الرقم: 3/477  خلاصة حكم المحدثموضوع

الراويعروة بن الزبير  المحدثالذهبي  المصدرتاريخ الإسلام الصفحة أو الرقم: 14/134  خلاصة حكم المحدثموضوع

 الراويعبدالله بن عباس  المحدث :ابن عدي  المصدرالكامل في الضعفاء الصفحة أو الرقم: 4/508  خلاصة حكم المحدثفيه سيف بن عمر أحاديثه عامتها منكرة لم يتابع عليها وهو إلى الضعف أقرب

 

تَزْعُمُ أنَّ النبيَّ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ كانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ بنْتِ جَحْشٍ، ويَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلًا، فَتَوَاصَيْتُ أنَا وحَفْصَةُ: أنَّ أيَّتَنَا دَخَلَ عَلَيْهَا النبيُّ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ فَلْتَقُلْ: إنِّي أجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ، أكَلْتَ مَغَافِيرَ، فَدَخَلَ علَى إحْدَاهُما فَقالَتْ ذلكَ له، فَقالَ: لَا، بَلْ شَرِبْتُ عَسَلًا عِنْدَ زَيْنَبَ بنْتِ جَحْشٍ ولَنْ أعُودَ له فَنَزَلَتْ: {يَا أيُّها النبيُّ لِمَ تُحَرِّمُ ما أحَلَّ اللَّهُ لَكَ التحريم: 1 {إنْ تَتُوبَا إلى اللَّهِ التحريم: 4. لِعَائِشَةَ وحَفْصَةَ {وَإِذْ أسَرَّ النبيُّ إلى بَعْضِ أزْوَاجِهِ حَدِيثًا التحريم: 3. لِقَوْلِهِ: بَلْ شَرِبْتُ عَسَلًا، وقالَ لي إبْرَاهِيمُ بنُ مُوسَى: عن هِشَامٍ: ولَنْ أعُودَ له، وقدْ حَلَفْتُ، فلا تُخْبِرِي بذَلِكِ أحَدًا.

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 6691  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرصحيح النسائي الصفحة أو الرقم: 3804  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 5375

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثأبو داود  المصدرسنن أبي داود الصفحة أو الرقم: 3714  خلاصة حكم المحدثسكت عنه وقد قال في رسالته لأهل مكة كل ما سكت عنه فهو صالح

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرصحيح أبي داود الصفحة أو الرقم: 3714  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 5377

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالنسائي  المصدرالسنن الكبرى الصفحة أو الرقم: 5584  خلاصة حكم المحدثإسناده جيد غاية صحيح   انظر شرح الحديث رقم 72627

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرصحيح النسائي الصفحة أو الرقم: 3421  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 5374

الراويعائشة أم المؤمنين  المحدثالألباني  المصدرصحيح النسائي الصفحة أو الرقم: 3968  خلاصة حكم المحدثصحيح 

 

في قولِ اللهِ عزَّ وجلَّ وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا قال دخلت حفصةُ على النبيِّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم في بيتِها وهو يطأُ ماريةَ فقال لها رسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم لا تُخبرِي عائشةَ حتى أُبشرَك ببشارةٍ إنَّ أباك يلِي مَن بعدَ أبي بكرٍ إذا أنا مِتُّ فذهبت حفصةُ فأخبرت عائشةَ أنها رأت رسولَ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم وهو يطأُ ماريةَ وأخبرتها أن النبيَّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم أخبرَها أن أبا بكرٍ يلِي بعدَ رسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم ويلِي عمرُ بعدَه فقالت عائشةُ للنبيِّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم مَن أنبأَك هذا قال نبأنِيَ العليمُ الخبيرُ فقالت عائشةُ لا أنظرُ إليك حتى تحرمَ ماريةَ فحرَّمَها فأنزل اللهُ عزَّ وجلَّ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 5/181  خلاصة حكم المحدثفيه إسماعيل بن عمرو البجلي وهو ضعيف والضحاك بن مزاحم لم يسمع من ابن عباس ، وبقية رجاله ثقات

الراويالضحاك بن مزاحم  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/192  خلاصة حكم المحدثإسناده فيه نظر

 

واللَّهِ إنَّ إمارةَ أبي بَكْرٍ وعمرَ لَفي الكتابِ وإذ أسرَّ النَّبيُّ إلى بَعضِ أزواجِهِ حَديثاً قالَ لحفصةَ أبوكِ وأبو عائشةَ واليا النَّاسِ بعدي فإيَّاكِ أن تُخبِري أحدًا بِهَذا

الراويعلي بن أبي طالب و عبدالله بن عباس  المحدثالشوكاني  المصدر :فتح القدير الصفحة أو الرقم: 5/359  خلاصة حكم المحدثله طرق

 

 

إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ4

4. Ey Nebi’nin eşleri! Eğer ikiniz Allah’a tevbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Nebi’’ye karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, sâlih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar. 66/Tahrim:4

 

M.Elmalı: Olay şahsen iki hanımın değil, Rasulullah’ın eşlerinin iki grup olduklarına işaret etmektedir. İki grubun hepsinin de kalplerine tembihte bulunmaktır. Guruplar Aişe ile Hafsa'nın tarafı, Zeyneb'le diğerlerinin tarafıdır.

وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ /ve sâlih müminler’den kasıt:

1.  Saîd İbn Cübeyr, İkrime, Mukâtil İbn Hayyân, Dahhâk: Ebubekir ve Ömer'dir.

2.  Hasan el-Basrî: Ebubekir, Ömer ve Osman'dır.

3.  Mücâhid: Ali İbn Ebu Tâlib'tir.

4.  Zikredilen hadiselere göre; Aişe ve Hafza’ların babaları olması daha ihtimaldir. Çünkü olayın yumuşatılmasına veya aracı olma yoluna gitmemişlerdir. Aksine Ebubekir ve Ömer kızlarına rağmen Rasûlullâh’ın yanında yer almışlardı.  Ali ibn Ebu Tâlib ve Osman ibn Affan’ın bu ayetteki وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ ifadesine doğrudan muhatap olması bir zorlamadır. İfadenin genele hamledilmesinden; olaydan duygusal olarak etkilenen bütün sahabeyi kapsadığı daha muhtemeldir.

 

إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ : Eğer ikiniz Hafsa ve Âişe’yi Allah'a tevbe ederseniz, diye tevbeye yönlendirmektedir.

 

فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا Çünkü ikinizin kalpleri meyletmiş bulunuyor.

Kalpleri; Haktan sapmıştır. Çünkü her ikisi de Nebî’nin cariyesinden ve baldan uzak kalmasına sevinmişlerdi.

 

İbn Mes'ud, İbn Abbas, Süfyan Sevrî ve Dahhak; Kalpleriniz doğru yoldan uzaklaşmıştı.

F.Razi: Kalpleriniz haktan uzaklaşmıştı.

 

وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ Şayet onun/Rasulullah’ın aleyhine ikiniz sırt çıkarsanız, yani Nebî’nin aleyhine yardımlaşarak eziyet verecek olursanız...

 

فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُ Muhakkak ki Allah onun velisidir. Dostu ve yardımcısıdır. Sizin veya onların bir­birleriyle yardımlaşmaları ona zarar veremez.

 

وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ Cebrail de, mü'minlerin salihleri de Nebi’nin velisi/dostudur.

 

İkrime ve Said b. Cübeyr: Mü'minlerin salih olanları Ebu Bekir ve Ömer'dir. Çünkü bunlar Âişe ve Hafsa'nın babaları olmalarına rağmen kızlarına karşı onun yardım­cısı idiler.

Taberî: Sâlih kelimesi cins isim olduğu için geneli ifade eder. Anlamı ise; müminlerin hayırlıları demektir,  yap­mıştır.

Alâ b. Ziyâde, Katâde ve Süfyân: Enbiyâ’dır. 

İbn Zeyd: Meleklerdir.

Süddî: Onlar Muhammed as'ın ashabıdır.

 

 

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قالَ: لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ المَرْأَتَيْنِ مِن أَزْوَاجِ النبيِّ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ اللَّتَيْنِ قالَ اللَّهُ تَعَالَى: {إنْ تَتُوبَا إلى اللهِ فقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}التحريم:4؟ حتَّى حَجَّ عُمَرُ وَحَجَجْتُ معهُ، فَلَمَّا كُنَّا ببَعْضِ الطَّرِيقِ، عَدَلَ عُمَرُ، وَعَدَلْتُ معهُ بالإِدَاوَةِ، فَتَبَرَّزَ، ثُمَّ أَتَانِي، فَسَكَبْتُ علَى يَدَيْهِ، فَتَوَضَّأَ، فَقُلتُ: يا أَمِيرَ المُؤْمِنِينَ، مَنِ المَرْأَتَانِ مِن أَزْوَاجِ النبيِّ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ اللَّتَانِ قالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لهمَا: {إنْ تَتُوبَا إلى اللهِ فقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}؟ قالَ عُمَرُ: وَاعَجَبًا لكَ يا ابْنَ عَبَّاسٍ، قالَ الزُّهْرِيُّ: كَرِهَ وَاللَّهِ ما سَأَلَهُ عنْه، وَلَمْ يَكْتُمْهُ، قالَ: هي حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ، ثُمَّ أَخَذَ يَسُوقُ الحَدِيثَ، قالَ: كُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا المَدِينَةَ، وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِن نِسَائِهِمْ، قالَ: وَكانَ مَنْزِلِي في بَنِي أُمَيَّةَ بنِ زَيْدٍ بالعَوَالِي، فَتَغَضَّبْتُ يَوْمًا علَى امْرَأَتِي، فَإِذَا هي تُرَاجِعُنِي، فأنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي، فَقالَتْ: ما تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ، فَوَاللَّهِ إنَّ أَزْوَاجَ النبيِّ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ لَيُرَاجِعْنَهُ، وَتَهْجُرُهُ إحْدَاهُنَّ اليومَ إلى اللَّيْلِ، فَانْطَلَقْتُ فَدَخَلْتُ علَى حَفْصَةَ، فَقُلتُ: أَتُرَاجِعِينَ رَسولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ؟ فَقالَتْ: نَعَمْ، فَقُلتُ: أَتَهْجُرُهُ إحْدَاكُنَّ اليومَ إلى اللَّيْلِ؟ قالَتْ: نَعَمْ، قُلتُ: قدْ خَابَ مَن فَعَلَ ذلكَ مِنْكُنَّ، وَخَسِرَ، أَفَتَأْمَنُ إحْدَاكُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسولِهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ؟ فَإِذَا هي قدْ هَلَكَتْ، لا تُرَاجِعِي رَسولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ، وَلَا تَسْأَلِيهِ شيئًا، وَسَلِينِي ما بَدَا لَكِ، وَلَا يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هي أَوْسَمَ وَأَحَبَّ إلى رَسولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ مِنْكِ، يُرِيدُ عَائِشَةَ، قالَ: وَكانَ لي جَارٌ مِنَ الأنْصَارِ، فَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ إلى رَسولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ، فَيَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا، فَيَأْتِينِي بخَبَرِ الوَحْيِ وَغَيْرِهِ، وَآتِيهِ بمِثْلِ ذلكَوَكُنَّا نَتَحَدَّثُ أنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الخَيْلَ لِتَغْزُوَنَا، فَنَزَلَ صَاحِبِي، ثُمَّ أَتَانِي عِشَاءً، فَضَرَبَ بَابِي، ثُمَّ نَادَانِي، فَخَرَجْتُ إلَيْهِ، فَقالَ: حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ، قُلتُ: مَاذَا؟ أَجَاءَتْ غَسَّانُ؟ قالَلَا، بَلْ أَعْظَمُ مِن ذلكَ وَأَطْوَلُ، طَلَّقَ النبيُّ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ نِسَاءَهُ، فَقُلتُ: قدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ، قدْ كُنْتُ أَظُنُّ هذا كَائِنًا، حتَّى إذَا صَلَّيْتُ الصُّبْحَ شَدَدْتُ عَلَيَّ ثِيَابِي، ثُمَّ نَزَلْتُ فَدَخَلْتُ علَى حَفْصَةَ وَهي تَبْكِي، فَقُلتُ: أَطَلَّقَكُنَّ رَسولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ؟ فَقالَتْلاأَدْرِي، هَا هو ذَا مُعْتَزِلٌ في هذِه المَشْرُبَةِ، فأتَيْتُ غُلَامًا له أَسْوَدَ، فَقُلتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ، فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إلَيَّ، فَقالَ: قدْ ذَكَرْتُكَ له، فَصَمَتَ، فَانْطَلَقْتُ حتَّى انْتَهَيْتُ إلى المِنْبَرِ فَجَلَسْتُ، فَإِذَا عِنْدَهُ رَهْطٌ جُلُوسٌ يَبْكِي بَعْضُهُمْ، فَجَلَسْتُ قَلِيلًا ثُمَّ غَلَبَنِي ما أَجِدُ، ثُمَّ أَتَيْتُ الغُلَامَ، فَقُلتُ: اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ، فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إلَيَّ، فَقالَ: قدْ ذَكَرْتُكَ له، فَصَمَتَ، فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا، فَإِذَا الغُلَامُ يَدْعُونِي، فَقالَ: ادْخُلْ فقَدْ أَذِنَ لَكَ، فَدَخَلْتُ، فَسَلَّمْتُ علَى رَسولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ، فَإِذَا هو مُتَّكِئٌ علَى رَمْلِ حَصِيرٍ، قدْ أَثَّرَ في جَنْبِهِ، فَقُلتُ: أَطَلَّقْتَ يا رَسولَ اللهِ، نِسَاءَكَ؟ فَرَفَعَ رَأْسَهُ إلَيَّ، وَقالَلَا، فَقُلتُ: اللَّهُ أَكْبَرُ، لو رَأَيْتَنَا يا رَسولَ اللهِ، وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا المَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِن نِسَائِهِمْ، فَتَغَضَّبْتُ علَى امْرَأَتي يَوْمًا، فَإِذَا هي تُرَاجِعُنِي، فأنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي، فَقالَتْ: ما تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ، فَوَاللَّهِ، إنَّ أَزْوَاجَ النبيِّ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ لَيُرَاجِعْنَهُ، وَتَهْجُرُهُ إحْدَاهُنَّ اليومَ إلى اللَّيْلِ، فَقُلتُ: قدْ خَابَ مَن فَعَلَ ذَلِكِمنهنَّ وَخَسِرَ، أَفَتَأْمَنُ إحْدَاهُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسولِهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ؟ فَإِذَا هي قدْ هَلَكَتْ، فَتَبَسَّمَ رَسولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ، فَقُلتُ: يا رَسولَ اللهِ، قدْ دَخَلْتُ علَى حَفْصَةَ، فَقُلتُلا يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هي أَوْسَمُ مِنْكِ، وَأَحَبُّ إلى رَسولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ مِنْكِ، فَتَبَسَّمَ أُخْرَى، فَقُلتُ: أَسْتَأْنِسُ يا رَسولَ اللهِ، قالَ: نَعَمْ، فَجَلَسْتُ فَرَفَعْتُ رَأْسِي في البَيْتِ، فَوَاللَّهِ، ما رَأَيْتُ فيه شيئًا يَرُدُّ البَصَرَ، إلَّا أُهُبًا ثَلَاثَةً، فَقُلتُ: ادْعُ اللَّهَ يا رَسولَ اللهِ، أَنْ يُوَسِّعَ علَى أُمَّتِكَ، فقَدْ وَسَّعَ علَى فَارِسَ وَالرُّومِ، وَهُمْ لا يَعْبُدُونَ اللَّهَ، فَاسْتَوَى جَالِسًا، ثُمَّ قالَ: أَفِي شَكٍّ أَنْتَ يا ابْنَ الخَطَّابِ، أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لهمْ طَيِّبَاتُهُمْ في الحَيَاةِ الدُّنْيَا، فَقُلتُ: اسْتَغْفِرْ لي يا رَسولَ اللهِ، وَكانَ أَقْسَمَ أَنْ لا يَدْخُلَ عليهنَّ شَهْرًا مِن شِدَّةِ مَوْجِدَتِهِ عليهنَّ، حتَّى عَاتَبَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ.

الراويعمر بن الخطاب  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 1479  خلاصة حكم المحدثصحيح   انظر شرح الحديث رقم 27929

الراويعمر بن الخطاب  المحدثأحمد شاكر  المصدرمسند أحمد الصفحة أو الرقم: 1/120  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح   انظر شرح الحديث رقم 67903

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 4268  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويعبدالله بن عباس  المحدثشعيب الأرناؤوط  المصدرتخريج صحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 4268  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعمر بن الخطاب و عائشة  المحدثابن العربي  المصدرعارضة الأحوذي الصفحة أو الرقم: 6/373  خلاصة حكم المحدثصحيح مشهور 

الراويعمر بن الخطاب  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 3318  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 4187  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه 

Ahmed İbn Hanbel: İbn Abbâs: Ben, Allah Teâlânın:إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا Eğer her ikinizde Allah'a tevbe ederseniz; gerçekten kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur... âyetinde bahis mevzuu ettiği iki kadının, Peygamberin eşlerinden hangileri olduğunu Ömer'e çok sormak istedim. Nihayet Ömer'in haccettiği esnada ben de kendisiyle birlikte hac ettim. Yolun bir kısmını kat'edince, Ömer geriye döndü. Ben de onunla beraber ibrik alıp o tarafa yöneldim. Ömer dışarı çıktı, sonra geldi. Ben eline su döktüm, o abdest aldı. Ömer’e: Ey mü'minlerin emîri, Allah Teâlâ'nın: إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا Eğer her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz; gerçekten kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur... âyetinde bahis mevzuu ettiği Nebi’nin eşlerinden o iki kadın hangileridir, dedim. Hoşlanmadı. Ömer: Ne tuhafsın ey Abbâs'ın oğlu, dedi. Ancak Allah'a andolsun ki ona ne sordumsa gizlemedi ve: Hafsa ve Âişe'dir, dedi. Sonra hadisi anlatmaya başladı: Biz Kureyş'liler topluluğu kadınlarına üstün gelen bir topluluk idik. Medine'ye geldiğimizde kadınları kendilerine üstün gelen bir topluluk ile karşılaştık. Bizim hanımlarımız da onların hanımlarından bazı huylar öğrenmeye başladılar. Ömer der ki: Benim evim yukarı kısımlarda Ümeyye ibn Zeyd'in evinin yanındaydı. Bir gün karıma kızdım, bir de baktım ki, o benden uzak/geri duruyor. Onun benden geri durmasını kınadım. Eşim; senden geri durmamı niçin kınıyorsun, dedi. Allah'a andolsun ki, Nebi’nin eşleri de ondan geri duruyorlar. Hatta bazısı gündüzden akşama kadar yanına yaklaşmıyor, dedi. Ömer devamla der ki: Hemen Hafsa'nın evine gittim ve ona: Rasûlullah’tan hiç geri duruyor musun, dedim. Hafsa: Evet, dedi. Ömer: Sizin bazınız sabahtan akşama kadar onu terkediyor mu, dedim. O; evet, dedi. Ben: İçinizden böyle yapanlar kaybetmiş, hüsrana mahkûm olmuştur. Allah'ın Rasûlünü kızdırdığınızdan dolayı, Allah'ın size gazabından nasıl emin olabilirsiniz? Onu kızdıran helak oluverir, dedim. Rasûlullah’tan geri/uzak durma. Ondan bir şey de isteme. Gel benden dilediğin malı al.  Senin komşun olan kadının/Aşe’nin Allah Rasûlüne senden daha sevimli olması seni aldatmasın. Ömer: Benim Ansâr'dan bir komşum vardı. Ve biz, münavebeli olarak Rasûlullah'ın yanına giderdik. Bir gün o Medine'ye iner, bir gün ben inerdim. Birbirimize vahiyle ilgili haberleri ve diğer şeyleri getirirdik. Ömer: Gassân'lıların bizimle savaşmak üzere atlarını nalladıkları konuşuluyordu. Bu nedenle arkadaşım bir gün Medine'ye indi. Akşamleyin kapımı çaldı ve beni çağırdı. Ben onun yanına vardığımda: Büyük bir şey oldu, dedi. Ben; neymiş o? Yoksa Gassân'lılar mı geldi, dedim. O; hayır bundan daha büyük bir şey, Rasûlullah hanımlarını boşadı, dedi. Ben; Hafsa kaybetti ve hüsrana mahkûm oldu. Bunun böyle olacağını zaten tahmin etmiştim, dedim. Nihayet sabah namazını kıldım ve üzerime elbisemi çekip Medine'ye indim. Hafsa'nın yanına girdiğimde o, ağlıyordu. Kendisine; Allah'ın Rasûlü sizi boşadı mı, dedim. O; bilmiyorum, şu odaya çekilmiş yalnız başına oturuyor, dedi. Rasûlullah'a hizmet eden siyâhî/Rebâh çocuğa varıp; Ömer için izin iste, dedim. Çocuk içeri girdi, sonra yanıma geldi: Seni söyledim de sustu, dedi. Ben çıkıp minberin yanına geldim, bir de baktım ki orda bir kalabalık oturmuş birbirleriyle ağlaşıyorlar. Biraz oturduktan sonra bayağı meraklandım. Kalktım çocuğun yanına gelip; Ömer izin ister, de, dedim. Çocuk girdi, sonra çıktı. Seni söyledim ama sustu, dedi. Ben de çıkıp minberin yanında oturdum. Sonra yine dayanamadım dönüp çocuğa geldim: Ömer için izin iste, dedim. Çocuk girdi, sonra yanıma geldi ve: Seni söyledim ama sustu, dedi. Ben gerisin geri döndüm ama birden çocuk beni çağırıp: Buyur gir, sana izin verdi, dedi. Ben de girip Rasûlullah’a selâm verdim. Baktım ki o örgülü hasırın üzerine uzanmıştı.

 

İmam Ahmed: Hasırın örgüleri bir yanında iz bırakmıştı. Ben; ey Allah'ın Rasûlü, hanımlarını boşadın mı, dedim. Başını bana doğru kaldırıp; hayır, dedi. Ben: Allahü Ekber, ya Rasûlullah, şu işe bak: Biz Kureyş'liler hanımlarına hâkim olan bir kavimdik. Ama Medine'ye geldiğimizde hanımların kocalarına hâkim olduğu bir kavim bulduk, bizim hanımlarımız onların hanımlarından bunu öğrendiler. Hanımım bir gün bana kızdı ve benden geri durdu. Ben, onun benden geri durmasını kınadım da: Senden geri durmamı niçin kınarsın? Allah'a andolsun ki, Rasûlullah’ın eşleri de ondan uzak/geri duruyorlar ve içlerinden birisi sabahtan akşama kadar onu terkediyor, dedi. Ben de: İçinizden böyle yapan kaybetmiş ve hüsrana mahkûm olmuştur, sizden biriniz Allah'ın Rasûlünü kızdırmanızdan dolayı Allah'ı kızdırıp helak oluvermekten emin misiniz, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah tebessüm etti ve ben devamla: Ey Allah'ın Rasûlü, ben Hafsa'nın yanına gidip komşunun senden Allah Rasûlüne daha sevimli ve daha hoş olması seni aldatmasın, kıskandırmasın, dedim. Rasûlullah bir kere daha tebessüm etti. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü arkadaşlık edeyim mi, dedim. O; evet, dedi. Oturdum, evin içinde başımı yukarıya doğru diktim, Allah'a andolsun ki, evde göze dokunacak yalnız tabaklanmış üç sığır derisi gördüm ve dedim ki: Ey Allah'ın Rasûlü, Allah'a dua et de senin ümmetine genişlik versin. Allah'a ibâdet etmedikleri halde İran'lılara ve Bizans'lılara genişlik verdi. Rasûlullah doğrulup oturdu ve şöyle buyurdu: Ey Hattâb'ın oğlu, sen şüphede misin yoksa? Onlar güzellikleri dünya hayatında kendilerine acele verilmiş olan bir kavimdir. Bunun üzerine ben: Ey Allah'ın Rasûlü, benim için bağışlanma dile, dedim. Rasûlullah eşlerinden gördüğü halden dolayı bir ay boyunca onların yanına girmemeye yemin etmişti. Nihayet Allah cc. onu azarladı

 

قال الزُّهريُّ: لمَّا نزَلَت:‏إنَّ الشَّهرَ تسعٌ وعشرونَ  ثمَّ دخَلَ عليَّ النَّبيُّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ، بدَأَ بِي قال:‎‏ ياعائشةُ ‎إنِّي ‎ذاكرٌ ‎لكِ ‎أمرًا ‎فلا أُريدُ أنْ ‏تعجَلي فيه حتَّى تستأمِري أبويكِ قالت: ثمَّ قرَأ عليَّ الآيةَ: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِأَزْوَاجِكَ إِنْ ‏كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا  وَإِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ ‏اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا ‎الأحزاب: 28، ‏‏29 قالت عائشةُ: قد علِم واللهِ أنَّ أبويَّ لم يكونا يأمُراني بفِراقِه فقُلْتُ: أفي هذا أستأمِرُ ‏أبويَّ فإنِّي أُريدُ اللهَ ورسولَه والدَّارَ الآخرةَ

الراوي : عبدالله بن عباس  ‎المحدث : ابن حبان  ‎المصدر : صحيح ابن حبا  ‎الصفحة أو الرقم: 4268  خلاصة حكم المحدث ‎‎: ‎أخرجه في صحيحه 

الراوي : عائشة أم المؤمنين  ‎المحدث : الذهبي  ‎المصدر : المهذب ‎الصفحة أو الرقم: 5/2596  خلاصة حكم المحدث : منقطع

الراوي : عائشة أم المؤمنين  ‎المحدث : الألباني  ‎المصدر : صحيح ابن ماجه ‎الصفحة أو الرقم: 1684  خلاصة حكم المحدث ‎‎: ‎صحيح

الراوي : عائشة أم المؤمنين  ‎المحدث : الألباني  ‎المصدر : صحيح الترمذيالصفحة ‏ ‎أو الرقم: 3204  خلاصة حكم المحدث ‎‎: ‎صحيح 

الراوي : عائشة أم المؤمنين  ‎المحدث : الألباني  ‎المصدر : صحيح النسائي ‎الصفحة أو الرقم: 3440  خلاصة حكم المحدث ‎‎: ‎صحيح  

‎الراوي : عبدالله بن عباس  ‎المحدث : شعيب الأرناؤوط  ‎المصدر : تخريج صحيح ابن حبان ‎الصفحة أو ‏الرقم: 4268  خلاصة حكم المحدث : صحيح

الراوي : عائشة أم المؤمنين  ‎المحدث : النسائي  ‎المصدر : سنن النسائي ‎الصفحة أو الرقم: 3440  خلاصة حكم المحدث ‎‎: ‎خطأ

الراوي : عائشة أم المؤمنين  ‎المحدث : مسلم  ‎المصدر : صحيح مسلم ‎الصفحة أو الرقم: 1475  خلاصة حكم المحدث ‎‎: ‎صحيح 

Aişe: İlgili ayetler ayın yirmi dokuzunda nazil olunca Nebî sav. Yanıma geldi. Bana şöyle buyurmağa başladı: Yâ Aişe!.. Ben sana bir husus zikredeceğim/söyleyeceğim, bu hususta ana-babana danışmadan acele etmeni istemiyorum. Sonra şu ayeti bana okudu: 33/Ahzab:28-29…يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِأَزْوَاجِكَ Aişe devamla: Vallahi; ana-babam Rasulullah’tan ayrılmamı bana emretmeyeceğini biliyordu. Dedim ki: Ben bu konuda mı ana-babama danışayım? Ben Allah’ı, Rasulünü ve Ahiret hayatını istiyorum/tercih ediyorum.

 

Müslim: Ebu Bekir, Rasûlullah'ın huzuruna girmek üzere izin istedi. İnsanların kapısında oturmakta oldukla­rını ve kimseye içeri girmek için izin verilmediğini gördü. Ebu Bekir'e izin verildi, içeri girdi. Sonra Ömer geldi, izin istedi. İzin verildi. Rasûlullah'ın üzüntülü, suskun ve etrafında hanımları olduğu halde oturmuş olduğunu gördü. Ömer dedi ki: Andolsun öyle bir şey söyleyeceğim ki bununla Rasûlullah'ı güldürece­ğim. Ey Allah'ın Rasûlü dedi. Bir görsen Harice'nin kızı/Hafza benden harcamak için bir şeyler istedi. Ben de kalktım, boynuna bir darbe indirdim. Rasûlullah güldü ve şöyle dedi: İşte bu kadınlar da gördüğün gibi benim etrafımda bulunuyorlar. Bunlar da benden nafaka/harçlık isti­yorlar. Ebu Bekir, kalkıp Âişe'nin boynuna bir tokat vurdu. Ömer de kalkıp Hafsa'nın boynuna bir tokat vurdu. Her ikisi de; Rasûlullah'dan yanında ol­mayan şeyleri mi istiyorsunuz? Hepsi de: Allah'a yemin ederiz. Bundan böyle asla Rasûlul­lah'tan yanında olmayan bir şeyi istemeyeceğiz, dediler. Sonra bir ay yahut yirmi -dokuz gün onlardan uzaklaştı, sonra Rasûlullah'a şu ayet nazil oldu:

 

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَمِيلاً 28

Ey Nebî! Hanımlarına de ki: Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a vereyim ve sizi güzelce bırakayım. 33/Ahzab:28

وَإِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْراً عَظِيماً 29

Eğer Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır. 33/Ahzab:29

 

 

عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَاراً 5

5. Şayet o sizi boşarsa; Rabbi ona sizden daha hayırlı, kendini Allah'a veren, inanan, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir. 66/Tahrim:5

 

Müslim: Abdullah ibn Abbâs: Ona Hattâb oğlu Ömer: Rasûlullah kadınlarını terkedince mescide girdim. Bir de baktım ki insanlar elleriyle çakılları yere vurarak: Rasûlullah hanımlarını boşadı, diyorlardı. Bu olay/hâdise örtünme emri gelmezden önce idi. Ben bugün onu kendisinden öğrenirim, dedim... Sonra Müslim Ömer'in Aişe ve Hafsa'nın yanına varışını ve onlara nasihat edişini anlattıktan sonra şöyle diyor: Ben varıp peygamberin kölesi Rebâh'ın yanına gittim. O, odanın bir tarafında oturuyordu. Seslenip: Ey Rebâh, bana Rasûlullah’ın yanına girmek için izin iste, dedim... Yukarıda geçtiği gibi hâdiseyi zikrettikten sonra şöyle der: Ben: Ey Allah'ın Rasûlü, kadınlarının durumundan seni rahatsız eden şey nedir? Eğer onları boşamışsan Allah, melekleri, Cebrail, Mikâîl, ben, Ebubekir ve mü'minler seninle beraberiz, dedim. Ve çok az şey konuştum. Allah'a hamdederim ki hangi şeyi istedimse Allah onu benim sözümü doğrular biçimde gönderdi. Bu sırada işte bu âyet -yani muhayyerlik bildiren âyeti -nâzil oldu: عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ Şayet o sizi boşarsa âyetini indirdi. Ben; onları boşadın mı, dediğimde o: Hayır, dedi... Bunun üzerine mescidin kapısında durup yüksek sesle: Rasulullah kadınlarını boşamamıştır, diye seslendim. Bunun üzerine:

وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأَمْنِ أَوْ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُوْلِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لاتَّبَعْتُمْ الشَّيْطَانَ إِلاَّ قَلِيلاً 83 Kendilerine güven ve korkuya dâir bir haber geldiğinde; onu yayarlar. Halbuki o haberi Rasûl’e veya mü'min kumandanlara götürselerdi; onlar, ondan ne gibi netice çıkaracaklarını bilirlerdi. 4/Nisa:83 Ben işte bu işlerin çıkarılmasını düşünüyordum.

 

 

البخاري: عن أنس، قال: قال عمر: اجتمع نساء النبي صلى الله عليه وسلم في الغيرة عليه، فقلت لهن: عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ  فنزلت هذه الآية

Buhârî: Enes'ten; Ömer şöyle demiş: Peygamberin hanımları ona karşı gelerek toplanınca ben onlara: عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ Eğer o sizi boşarsa; Rabbı ona sizden daha hayırlı... eşler verir, dedim. Bunun üzerine işbu âyet nazil oldu.

 

 

وافقتُ ربِّي عزَّ وجلَّ في ثلاثٍ أو وافقَني ربِّي في ثلاثٍ قالَ : قلتُ يا رسولَ اللَّهِ : لوِ اتَّخذتَ المقامَ مصلًّى ، قالَ : فأنزلَ اللَّهُ عزَّ وجلَّ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وقلتُ: لو حجَبتَ عن أمَّهاتِ المؤمنينَ، فإنَّهُ يدخُلُ عليكَ البرُّ والفاجرُ، فأُنْزِلَت آيةُ الحجابِ، قالَ: وبلغَني عن أمَّهاتِ المؤمنينَ شيءٌ فاستَقريتُهُنَّ أقولُ لَهُنَّلتَكُفُّنَّ عن رسولِ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسلَّمَ أو ليُبْدِلَنَّه اللَّهُ بِكُنَّ أزواجًا خيرًا منكنَّ مُسْلِماتٍ، حتَّى أتيتُ على إحدى أمَّهاتِ المؤمنينَ، فقالت: يا عمرُ، أما فيرسولِ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسلَّمَ ما يعِظُ نساءَهُ حتَّى تعظَهُنَّ؟ فَكَففَتُ، فأنزلَ اللَّهُ عزَّ وجلَّ: عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ الآيةَ

الراويعمر بن الخطاب  المحدثأحمد شاكر  المصدرمسند أحمد الصفحة أو الرقم: 1/92  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويأنس بن مالك  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 6896  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه 

الراويأنس بن مالك  المحدثشعيب الأرناؤوط  المصدرتخريج صحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 6896  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

 

 

عن أنس قال: قال عمر بن الخطاب: بلغني شيء كان بين أمهات المؤمنين وبين النبي صلى الله عليه وسلم، فاستقريتهن أقول: لتكفن عن رسول الله أو ليبدلَنّه الله أزواجًا خيرا منكن. حتى أتيت على آخر أمهات المؤمنين، فقالت: يا عمر، أما لي برسول الله ما يعظ نساءه، حتى تعظهن؟! فأمسكت، فأنزل الله عز وجل

Enes: Hattâb oğlu Ömer: Rasûlullah ile mü'minlerin anneleri arasında bir şeyler olduğu haberi bana ulaştığında, ben onları teker teker yoklayıp dedim ki: Ya Allah Rasûlünden özür dilersiniz veya Allah ona sizden daha hayırlı eşler verir. Mü'minlerin annelerinin en sonuncusuna/Ümmü Seleme’ye geldiğimde; o dedi ki: Ey Ömer, sana ne oluyor ki Allah Rasûlü, hanımlarına öğüt vermiyor da, sen onlara öğüt veriyorsun. Bunun üzerine ben durdum. Nihayet Allah cc ayetini inzal buyurdu:

عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَاراً 5

Şayet o sizi boşarsa; Rabbi ona sizden daha hayırlı, kendini Allah'a veren, inanan, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.66/Tahrim:5

 

أَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ: sizden daha hayırlı eşler:

Suddî: Çünkü sizler diğerlerinden hayırlı olsaydınız Rasûlullah sizi boşamazdı.

 

مُسْلِمَاتٍ/müslimât: Müslimeler; Müslim; şirkten arınıp ve Allah'ın emirlerine göre davranan,

مُؤْمِنَاتٍ/müminât: Mü’mineler; Mümin, samimi bir kalple iman eden kimse.

قَانِتَات/kânitât: Gönülden Allah’a ve Rasulüne tabi olanlar, Kocasına itaat edenler.

تَائِبَاتٍ/tâibât: Tevbe edenler; Allah'tan günahları  dolayısıyla af dileyenler.

عَابِدَات/âbidât: İbadet edenler; İbadet eden bir kadın, Allah'ın sınırlarını hiçbir zaman çiğnemez. Hak sahiplerine haklarını verir. Böyle kadınlardan, Allah'ın emirlerinden yüz çevirmeleri asla beklenmez.

سَائِحَات/sâihât: Oruç tutmaktan kinayedir. Aişe: Bu ümmetin seyahati oruçtur. Ramazan orucundan ziyade, nafile oruç tutmaları da kast edilmiştir. Hicret eden, kocasına itaat ede anlamlarını da vermişlerdir.

ثَيِّبَاتٍ/seyyibât: Dullar; Seyyib adının verilmesi, kocası onunla birlikte ka­lacak olursa kocasına, ondan ayrılacak olursa başkasına dönecek olmasın­dan dolayıdır. Veya dul kadının; anne babasının evine dö­neceğinden dolayı bu isim verilmiştir.

أَبْكَارا/ebkâr: Bakireler; bakire ilk ola­rak yaratıldığı hali devam ettiğinden bu isimler verilmiştir.

Kelbî: Dul ile Firavun'un karısı Asiye gibilerini ve bakire ile İmran'ın kızı Meryem gibilerini kastetmiştir,

 

Ayette tesniye/ikil zamir yerine cemi/çoğul zamir kullanılarak bütün Ümmühâtu’l Mü’minîn ikaz edilmiştir.

 

Süddî: تَائِبَاتٍ günahlarından dolayı tevbe eden.

İbn Abbas, Hasen ve İbn Cübeyr: سَائِحَات Seyahat edenler anlamındaki bu kelimeyi oruç tutanlar diye açıklamışlardır.

Ebu Hüreyre, Âişe, Abdullah İbn Abbâs, İkrime, Mücâhid, Saîd İbn Cübeyr, Atâ, Muhammed İbn Kâ'b el-Kurazî, Ebu Abdurrahmân es-Sülemî, Ebu Mâlik, İbrâhîm en-Nehaî, Hasan, Katâde, Dahhâk, Rebî İbn Enes ve Süddî: قَانِتَاتٍ/oruç tutan anlamınadır.

Zeyd İbn Eslem ve oğlu Abdurrahmân: Hicret edenler anlamınadır. 

 

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ 6

Nebî, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. 33/Ahzab:6

 

Müfessirler; şu soruya cevap aramışlardır:

Rasûlullâh’ın hanımları statü olarak müminlerin anneleridir. Acaba, aynı zamanda diğer bütün kadınlardan daha hayırlı mıdırlar?

 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلائِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ 6

6. Ey iman edenler! Tutuşturucusu İnsanlarla taşlar olan o ateşten nefislerinizi ve ailelerinizi koruyunuz. Onun üzerinde (görevli) iri yarı, sert tabiatlı melekler vardır. Bunlar kendilerine verdiği emirlerde Allah'a asla İsyan etmezler. Ne emir olunurlarsa, onu yaparlar.

 

وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ Tutuşturucusu İnsanlarla taşlar olan.

Mevdudî, Tefhim: Taşlar, muhtemelen Taş kömürü kastediliyor olabilir.

İbn Mesud, İbn Abbas, Mücahid, İmam Muhammed el-Bakır ve Süddî: Taşlar kükürt taşıdır.

 

Dahhâk: Kendinizi de ateşten koru­yunuz, aile halkınızı da.

 

İbn Mes'ud ve Ferrâ: Siyah kibrit-kükürt taşıdır. Burada söz konusu edilmesi diğer bütün taşlardan beş ayrı azap türünü de fazladan ihtiva etmesidir: Çabuk alevlenmesi, pis kokması, çok dumanlı olması, bedenlere olduk­ça yapışması ve kızdığı takdirde oldukça ileri derecede ısı vermesi.

 

وَالْحِجَارَةُ: المراد بذلك الأصنام التي كانت تعبد لقوله: إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ الأنبياء: 98

İbn Kesîr: Taşlardan kasıt; taşlardan yapılmış putlardır. Çünkü yüce Allah: Gerçekten siz ve Al­lah'tan başka taptıklarınız Cehennem’in odunusunuz... 21/Enbiya:98 Buna göre taşlar ve insanlar ateşe odun olacaktır.

 

عن ابن عباس: قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا يقول: اعملوا بطاعة الله، واتقوا معاصي الله، ومُروا أهليكم بالذكر، ينجيكم الله من النار.

Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas'tan: قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا ayeti der ki: Siz ken­dinizi koruyunuz. Aile halkınıza da zikir ve dua etmelerini emrediniz ki Allah sizin vasıtanızla onları Ateşten korusun.

 

أَلا كُلُّكُمْ راعٍ وكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عن رَعِيَّتِهِ، فالإِمامُ الذي علَى النَّاسِ راعٍ وهو مَسْئُولٌ عن رَعِيَّتِهِ، والرَّجُلُ راعٍ علَى أهْلِ بَيْتِهِ، وهو مَسْئُولٌ عن رَعِيَّتِهِ، والمَرْأَةُ راعِيَةٌ علَى أهْلِ بَيْتِ زَوْجِها، ووَلَدِهِ وهي مَسْئُولَةٌ عنْهمْ، وعَبْدُ الرَّجُلِ راعٍ علَى مالِ سَيِّدِهِ وهو مَسْئُولٌ عنْه، ألا فَكُلُّكُمْ راعٍ وكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عن رَعِيَّتِهِ.

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 7138  خلاصة حكم المحدثصحيح   

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 893  خلاصة حكم المحدثصحيح   

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالألباني  المصدرصحيح أبي داود الصفحة أو الرقم: 2928  خلاصة حكم المحدثصحيح    201

الراويأنس بن مالك  المحدثابن عدي  المصدرالكامل في الضعفاء الصفحة أو الرقم: 1/507  خلاصة حكم المحدثفي متن هذا الحديث زيادات لا يرويها غير إسماعيل ، وفي الجملة عن قتادة عن أنس غريب

الراوي عبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 5200  خلاصة حكم المحدثصحيح   

الراويأنس بن مالك  المحدثابن حبان  المصدرالمجروحين الصفحة أو الرقم: 1/129  خلاصة حكم المحدثفيه إسماعيل بن عباد لا يجوز الاحتجاج به بحال

الراويأنس بن مالك  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 5/394  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث عمر   انظر شرح الحديث رقم 120007

الراويأبو موسى الأشعري عبدالله بن قيس  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 7/371  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث سفيان عن يزيد تفرد به إبراهيم 

الراويأنس بن مالك  المحدثالسيوطي  المصدرالبدور السافرة الصفحة أو الرقم: 202  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح   

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 2409  خلاصة حكم المحدثصحيح   شرح الحديث

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 2558  خلاصة حكم المحدثصحيحالراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 2554  خلاصة حكم المحدثصحيح   

الراويعبدالله بن عمر  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 8/311  خلاصة حكم المحدثثابت مشهور من حديث نافع 

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 2751  خلاصة حكم المحدثصحيح 

 Resûlullah: İbnu Ömer: Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz. imam/İslâm devletinin yö­neticisi çobandır ve sürüsünden mes'ûldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes'uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden, çocuklarından mes'ûldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur. Dikkat edin; hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz.

 

Hasen: Onlara emreder ve onlara yasaklar koyar, çobansınız.

 

Kurtubî: Kişi çocuğuna helâli ve haramı öğretir, masiyet ve günah olan işlerden uzak kalmasını sağlar ve buna benzer diğer hükümleri yerine getirir.