053_NecmSuresiTefsiri


وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى 1 مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى 2 وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى 3 إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى 4 عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى 5 ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى 6 وَهُوَ بِالأُفُقِ الأَعْلَى 7 ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى 8 فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى 9 فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى 10 مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى 11 أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى 12 وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى 13 عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى 14 عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى 15 إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى 16 مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى 17 لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى 18 أَفَرَأَيْتُمْ اللاَّتَ وَالْعُزَّى 19 وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الأُخْرَى 20 أَلَكُمْ الذَّكَرُ وَلَهُ الأُنثَى 21 تِلْكَ إِذاً قِسْمَةٌ ضِيزَى 22 إِنْ هِيَ إِلاَّ أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الأَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمْ الْهُدَى 23 أَمْ لِلإِنسَانِ مَا تَمَنَّى 24 فَلِلَّهِ الآخِرَةُ وَالأُولَى 25 وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَوَاتِ لا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً إِلاَّ مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَى 26 إِنَّ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلائِكَةَ تَسْمِيَةَ الأُنْثَى 27 وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لا يُغْنِي مِنْ الْحَقِّ شَيْئاً 28 فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلاَّ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا 29 ذَلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنْ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ اهْتَدَى 30 وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى 31 الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلاَّ اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُمْ مِنْ الأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ اتَّقَى 32 أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى 33 وَأَعْطَى قَلِيلاً وَأَكْدَى 34 أَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى 35 أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى 36 وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى 37 أَلاَّ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى 38 وَأَنْ لَيْسَ لِلإِنسَانِ إِلاَّ مَا سَعَى 39 وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى 40 ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الأَوْفَى 41 وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنْتَهَى 42 وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى 43 وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا 44 وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالأُنْثَى 45 مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى 46 وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الأُخْرَى 47 وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى 48 وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى 49 وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَاداً الأُولَى 50 وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى 51 وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى 52 وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى 53 فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى 54 فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَى 55 هَذَا نَذِيرٌ مِنْ النُّذُرِ الأُولَى 56 أَزِفَتْ الآزِفَةُ 57 لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ 58 أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ 59 وَتَضْحَكُونَ وَلا تَبْكُونَ 60 وَأَنْتُمْ سَامِدُونَ 61 فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا 62

 

NECM

Adını birinci âyetinden alan bu sûre, ilk Mekke sûrelerindendir. İhlâs Sûresinden sonra inmiştir. Mushaf'ta 53, nazilde-inişte 23. sûredir. 62 âyettir. 32. âyetinin Medine'de indiği söylenir. 1. ayette geçen هَوَى düşmek, kaymak, inmek ve çıkmak anlamlarına gelir. Kanâatimize göre burada inmek anlamınadır. Çünkü yıldız ile Muhammed as’a inen melek veya Kur'ân arasında güçlü bir ilgi ve uyum kurulmuştur. Peygamber'e inen meleğin veya Kur'ân'ın gökten inen yıldız gibi parlak ve ışık verici olduğu anlatılmak istenmiştir.

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

 

53-23-1 Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:

53-23-2 Arkadaşınız sapmadı, azmadı. 

53-23-3 O hevâ'dan konuşmaz. 

53-23-4 Onun okuduğu Kur'ân kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. 

53-23-5 Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti; 

53-23-6 Üstün akıl sâhibi melek. Doğruldu; 

53-23-7 Kendisi yüksek ufukta iken. 

53-23-8 Sonra yaklaştı, yere doğru sarktı. 

53-23-9 Muhammed ile arasındaki mesafe İki yay uzunluğu kadar yahut daha az kaldı. 

53-23-10 Kuluna, vahyettiğini vahyetti. 

53-23-11 Gönül gördüğünde yanılmadı yalan söylemedi, gerçeği gördü. 

53-23-12 Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz? 

53-23-13 Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü; 

53-23-14 Sidretü'l Müntehâ uzak ağaçın yanında, 

53-23-15 Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır. 

53-23-16 Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. 

53-23-17 Muhammed'in Gözü şaşmadı ve azmadı. 

53-23-18 Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü. 

53-23-19 Gördünüz mü o Lât ve 'Uzzâ'yı? 

53-23-20 Ve üçüncüleri olan öteki put Menat'ı? Düşünsenize, onların tanrılık gücü var mı?

53-23-21 Demek erkek size, kadın Allah'a mı?  Onun için mi meleklere Allah'ın kızları diyorsunuz?

53-23-22 O halde bu insafsızca bir taksim! 

53-23-23 Onlar, sizin ve babalarınızın, tanrı diye isimlendirdiğiniz boş, kavramsız isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara hiçbir güç tanrı oldukları hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Oputlara tapanlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. 

53-23-24 Yoksa insan, her arzu ettiğine sâhip mi olacaktır? 

53-23-25 Son da ilk de âhiret de, dünyâ da Allâh'ındır. 

53-23-26 Göklerde nice melek var ki onların şefâ'ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allâh'ın dilediği ve râzı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun ancak o zaman şefâ'atin faydası olur. 

53-23-27 Âhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. 

53-23-28 Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. Zan ile gerçeğe ulaşılmaz. 

53-23-29 Bizi anmaktan yüz çeviren ve dünyâ hayâtından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir. 

53-23-30 İşte onların erişebilecekleri bilgi sınırı budur. Bundan ötesine akılları ermez. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir. 

53-23-31 Göklerde ve yerde bulunan herşey Allâh'ındır. Bunları yaratmıştır Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezâlandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükâfâtlandırsın. 

53-23-32 Onlar, günâhın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatâlar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir O kendisine yönelen kulunu affeder. O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşâ ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada sizin her hâlinizi bilmiştir, artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir. 

53-23-33 Gördün mü şu adamı ki arkasını döndü? 

53-23-34 Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu? 

53-23-35 Gayb'ın bilgisi kendi yanında da o mu âlemin esrarını görüyor? 

53-23-36 Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Mûsâ'nın sahifelerinde bulunan, 

53-23-37 Ve çok vefâlı İbrâhim'in sahifelerinde bulunan şu gerçekler: 

53-23-38 Ki hiçbir günâhkâr, başkasının günâh yükünü yüklenmez. 

53-23-39 İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. 

53-23-40 Ve çalışması da yakında görülecektir. 

53-23-41 Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir. 

53-23-42 Ve sonunda senin Rabbine varılacaktır. 

53-23-43 Güldüren de O'dur, ağlatan da O'dur. 

53-23-44 Öldüren de O'dur, yaşatan da O'dur. 

53-23-45 O yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi, 

53-23-46 Atıldığı zaman nutfespermden.  

53-23-47 Şüphesiz tekrar yaratmak da O'nun işidir. 

53-23-48 Zengin eden O'dur, bol verip memnun eden O. 

53-23-49 Taptıkları Şi'râyıldızının Rabbi O'dur. 

53-23-50 O helâk etti, önce gelen 'Âd'ı, 

53-23-51 Semûd'u, komadı onları. 

53-23-52 Önceden de Nûh kavmini helâk etmişti. Çünkü onlar daha zâlim ve azgın idiler. 

53-23-53 Altı üstüne getirilen kentleri Lût kavminin oturduğu bölgeleri devirip yıktı. 

53-23-54 Onların üstüne neler çöktü, neler! 

53-23-55 O halde Rabbinin hangi ni'metinden kuşku duyuyorsun? 

53-23-56 Bu Kur'ân veya peygamber de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır. 

53-23-57 O yaklaşıcı, yaklaştı. 

53-23-58 Onu Allah'tan başka açacak geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek kimse yoktur. 

53-23-59 Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz? 

53-23-60 Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? 

53-23-61 Ve siz baş kaldırıyorsunuz? 

53-23-62 Haydi Allah'a secde edin ve kulluk edin! 

 

Şa'bî: Yaratıcı, yarattığı varlıklara yemin eder. Yaratılmışlar sadece Yaratan’ın adıyla yemin de edebilir.

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

 

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى 1

1. Andolsun!.. Battığı zaman o yıldıza.

 

هَوَى /Hevâ: Yıldızların doğup-batmasına هَوَيَان/heveyân denir. Şahin kuşu avına yukarıdan aşağı süzülerek dalar ve tekrar yukarı çıkar. Yıldızın ufuğa akşam dalıp gözükmesi ve sabahleyin çıkıp kaybolması gibidir.

Müfessirler ayetin anlamında ihtilâf etmişlerdir:

النَّجْم/Necm: Farklı anlamlara gelmektedir:

1.          Battığı zaman yıldıza ant olsun.

2.          Sabahleyin battığı zaman bütün yıldızlara ant olsun.

3.          Sabahleyin battığı zaman Süreyya yani Ülker 7 takım yıldızına ant olsun. Süreyya, yıldızların en göze çarpanı ve menzillerin en meşhurudur. Araplar gece yönlerini bu benzeri yıldızlarla tayin ederlerdi. Bunun için müfessirler buradaki Necm’i Süreyya yıldızı diye tefsir etmişlerdir.

İbn Abbâs, Süfyân Sevrî ve İbn Ebu Necîh: Şafakla beraber battığı zaman, yani; Süreyya yıldızı battığı zaman. İbn Cerîr Taberî: bu açıklamayı tercih ediyor.

4.          Yıldız gibi olan Kur’ân’ın indirilmesine ant olsun.

A'meş ve Mücahid: Andolsun!.. Battığı zaman o yıldıza. Kur’ân'ın indirildiği zaman kasdedilmektedir. 

5.          İnsanlara yıldız gibi yön gösteren yani müneccemen/çeşitli aralıklarla nazil olan Kur’ân bölümlerine ant olsun. İnen her bir parça birer yıldızdır. Abbas, Mücâhid, Ferrâ ve Kadî Münzir b. Saîd ve Nisâbûrî.

6.          İnsanlara yıldız gibi yön veren Muhammed’e ant olsun. Cafer Sadık.

7.          Mi’râc’a çıkıp-inen Muhammed’e ant olsun. Cafer Sadık.

8.          Şi'râ yıldızına ant olsun.

9.          Zühre yıldızına ant olsun. Süddî: Zühre yıldızına ant olsun.

10.      Şeytânların taşlanması: Dahhâk Andolsun yıldıza, şeytânlar onunla taşlandığı zamanda.

11.      Necm; sapı olmayan ot anlamına göre: Bahar mevsiminde büyüyüp yazın yatan otlara yemin olsun. Ot insan ve hayvan hayatı için çok önemlidir.

12.      Yıldızların gözüktüğü zaman gecedir. Yıldızın batması demek; sabah’ın başlamasıdır. Yani; Cahiliye karanlığının gitmesi ve Kur’ân nurunun etrafı sabah ışıkları gibi aydınlatması anlamına gelir.

 

Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلمhakkında yemin edildikten sonra;

 

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى 2

2. Arkadaşınız sapmamış ve azmamıştır.

 

Yani; içinizde yetişen ve yakından çok iyi tanıdığınız arkadaşınız hak üzeredir. O sadece Nezîr ve Beşîr’dir. Sapıtan ve ığvaya düşen sizsiniz.

 

صَاحِبُكُمْ /Sâhibiniz: Şimdiye kadar sohbetinde bulunarak çok iyi tanıdığınız, aklına ve doğruluğuna güvendiğiniz, sizinle sohbet edip hak yolunu göstermek isteyen arkadaşınız, ne yolunu ne de aklını şaşırdı, ne aldanır ne de aldatılır. O sihirbaz, kâhin, mecnûndur… değildir.

 

Elmalı: Dalâl: Hidayetin zıddıdır. Yani yolu kaybetmek veya hiç yol bulamayıp şaşkın dolaşmak demektir.

 

İbn Kesîr: Dalâlet; 

الضلال علم الشيء وكتمانه والعمل بخلافه

الضلال /edDalâlet: Bir şeyin bilinmesi ve onun gizlenerek tersine amel edilmesidir.

 

 الضلالة/dalâlet'in muhtemel anlamları:

1.  Sapıklık, sapmak, haktan uzak kalma.

2.  İbn Abbâs, Hasan elBasrî, Dahhâk ve Şehr b. Havşeb: Nimetin bilgilerinden ve şeriatın hükümlerinden habersiz olmak.

3.  Suyun sütün içine karıştığı gibi kaybolmaktır.

4.  Araplar, çölde tek olan ve adeta çöl içinde kaybolmuş ağaca; الضالة  derler.

 

Ğavâ-Ğâvî-Ğayy:

İbn Kesîr: Ğâvî;

والغاوي: هو العالم بالحق العادل عنه قصدًا إلى غيره

الغاوي /elĞâvî: Gerçekten âlim olan fakat adaletten sapan-azan kişidir.

Elmalı: Ğayy: Bu da rüşdün zıddıdır ki, aklın istikametini veya yolun doğrusunu yitirmek mânâsını ifade etmektedir.

 

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ 16

İblis: Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. 7/Araf:16

قَالَ رَبِّ بِمَا أَغْوَيْتَنِي لأزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الأَرْضِ وَلأغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ 39

İblis: Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım, dedi. 15/Hicr:39

 

وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى 3

Kendiliğinden konuşmaz o.

 

İbni Kesîr: Hevâ ve hevesi ile bir söz sarfetmez.

Katade: O Kur'ân'ı kendi hevasından söylemez.

Nehhas: Katade'nin açıklaması daha uygundur. Yani söyledikle­ri kendi görüşü değildir. Vahyin kendisidir.

 

كنتُ أكتُبُ كلَّ شيءٍ أسمَعُه مِن رسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم أُريدُ حِفظَه فنَهَتْني قُرَيشٌ فقالوا إنَّكَ تَكتُبُ كلَّ شيءٍ تَسمَعُه مِن رسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم ورسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم بَشَرٌ يتكَلَّمُ في الغَضَبِ والرِّضا فأمسَكتُ عنِ الكِتابِ فذكَرتُ ذلك لرسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فقالاكتُبْ فوَالذي نَفْسي بيَدِه ما خرَج مِنِّي إلَّا حقٌّ

الراويعبدالله بن عمرو  المحدثأحمد شاكر  المصدرمسند أحمد الصفحة أو الرقم: 10/15  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح 

الراويعبد الله بن عمرو  المحدثشعيب الأرناؤوط  المصدرتخريج المسند الصفحة أو الرقم: 6510  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراوي :   عبد الله بن عمرو  المحدثشعيب الأرناؤوط  المصدرتخريج سنن أبي داود الصفحة أو الرقم: 3646  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويعبدالله بن عمرو  المحدثأبو داود  المصدرسنن أبي داود الصفحة أو الرقم: 3646  خلاصة حكم المحدثسكت عنه

الراويعبدالله بن عمرو  المحدثالوادعي  المصدرالصحيح المسند الصفحة أو الرقم: 800  خلاصة حكم المحدثصحيح   

الراويعبدالله بن عمرو  المحدثأحمد شاكر  المصدرمسند أحمد الصفحة أو الرقم: 11/56  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح  

الراويعبد الله بن عمرو  المحدثشعيب الأرناؤوط  المصدرتخريج المسند الصفحة أو الرقم: 6802  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

Abdullah ibn Amr: Ezberleme isteği ile Allah Rasûlünden işitmiş olduğum her şeyi yazardım. Kureyş beni bundan men'ederek: Sen, Allah Rasûlünden işitmiş olduğun her şeyi yazıyorsun. Allah Rasûlü bir beşerdir. Öfkeli halde iken de konuşur, dediler, ben de yazmayı bıraktım. Sonra bunu Allah Rasûlüne anlattım da: Yaz, nefsim kudret elinde olan Allah’a yemîn ederim ki, benden hakkın dışında hiç bir şey çıkmaz, buyurdu.

 

عن أبي هُرَيرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ما أخبرتكم أنه الذي من عند الله، فهو الذي لا شَكّ فيه.

الراوي : أبو هريرة  المحدث : البزار  المصدر : البحر الزخار المعروف بمسند البزار الصفحة أو الرقم: 15/340  خلاصة حكم المحدث : لا نعلمه يروى عن أبي هريرة إلا من هذا الوجه، بهذا الإسناد

الراوي : أبو هريرة  المحدث : ابن حبان  المصدر : صحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 2106  خلاصة حكم المحدث : أخرجه في صحيحه 

الراوي : أبو هريرة  المحدث : الهيثمي  المصدر : مجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 1/184  خلاصة حكم المحدث : فيه أحمد بن منصور الرمادي وهو ثقة وفيه كلام لا يضر وبقية رجاله رجال الصحيح وعبد الله بن صالح مختلف فيه

Ebu Hüreyre'den, Rasulullah’tan: Şöyle buyurdu: Size Allah katındandır diye ne haber vermişsem o, hakkında hiç şüphe olmayandır.

 

عن أبي هريرة، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: لا أقول إلا حقا. قال بعض أصحابه: فإنك تداعبنا يا رسول الله؟ قال: إني لا أقول إلا حقا

الراويأبو هريرة  المحدثالطبراني المصدرالمعجم الأوسط الصفحة أو الرقم: 8/305  خلاصة حكم المحدثلم يرو هذا الحديث عن ابن عجلان إلا يحيى بن أيوب تفرد به عبد الله بن صالح

الراويأبو هريرة  المحدثالذهبي المصدر المهذب الصفحة أو الرقم: 8/4270  خلاصة حكم المحدثإسناده صالح

الراويأبو هريرة  المحدثابن مفلح المصدرالآداب الشرعية الصفحة أو الرقم: 2/212  خلاصة حكم المحدثفيه  أسامة بن زيد الليثي ضعفه الأكثر

الراويأبو هريرة  المحدثالترمذي المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 1990  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح  انظر شرح الحديث رقم 65529

الراويأبو هريرة  المحدثالبغوي  المصدرشرح السنة الصفحة أو الرقم: 6/547  خلاصة حكم المحدثحسن  انظر شرح الحديث رقم 67988

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن عساكر  المصدرتاريخ دمشق الصفحة أو الرقم: 4/35  خلاصة حكم المحدثغريب والمحفوظ في هذا الباب حديث أبي هريرة

الراويأبو هريرة  المحدثابن الملقن  المصدرشرح البخاري لابن الملقن الصفحة أو الرقم: 24/607  خلاصة حكم المحدثإسناده جيد  انظر شرح الحديث رقم 76190

الراويأبو هريرة  المحدثمحمد المناوي  المصدرتخريج أحاديث المصابيح الصفحة أو الرقم: 4/257  خلاصة حكم المحدثرجاله موثقون

الراويأبو هريرة  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 9/20  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن  انظر شرح الحديث رقم 74936

الراويأبو هريرة  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 4/397  خلاصة حكم المحدثحسن كما قال في المقدمة  انظر شرح الحديث رقم 75413

الراويعبدالله بن عمر و أنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 2494  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 4811  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 1990  خلاصة حكم المحدثصحيح  شرح الحديث

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 4/304  خلاصة حكم المحدثإسناده حسن  انظر شرح الحديث رقم 66021

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرمختصر الشمائل الصفحة أو الرقم: 202  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني المصدرالسلسلة الصحيحة الصفحة أو الرقم: 1726  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني المصدرصحيح الأدب المفرد الصفحة أو الرقم: 200  خلاصة حكم المحدثصحيح

 

Ebu Hüreyre: Allah Rasûlü: Ben, ancak gerçeği söylerim. Ashabından birisi: Ey Allah'ın elçisi, sen bizimle şakalaşıyorsun da, dedi. Allah Rasûlü: Ben, gerçekten başka bir şey söylemem, buyurdu.

 

Rasûlullâhın Dört Yönü:

Genel olarak; Rasûlullâh’ın söylediklerini üç başlıkta toplamak mümkündür:

1.  Rasûlullâh olarak Allah’tan aldığı vahyi insanlara tebliğ eder. Nazil olan vahye; ilave, noksanlaştırma ve değiştirme yapamaz.

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلاً مَا تُؤْمِنُونَ 41

وَلا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ 42

تَنزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ 43

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الأَقَاوِيلِ 44

لأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ 45

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ46

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ 47

وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ 48 

1.  O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

2.  Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

3.  O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

4.  Eğer üzerimize bir söz uydursaydı,

5.  Mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

6.  Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

7.  Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.

8.  Şüphesiz O Kur’an, Muttakiler için bir öğüttür. 69/Hakka:41-48

 

2.  Rasulullah beşer ve resuldür.

Kur'an'ı beyan ve izah niteliği taşıyan sözlerinin tümü vahy denetimindedir.

قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنتُ إِلاَّ بَشَراً رَسُولاً 93

De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim. 17/İsra:93

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ

De ki: Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Bana: Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır, diye vahyolunuyor. 18/Kehf:110, 41/Fussilet:6

 

3.  Rasulullah beşer olarak yaptıkları ve söyledikleri

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاةَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ 1

قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِي الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ 3

1.   Ey Nebî! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

2.   Allah gerektiğinde yeminlerinizi bozmayı size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

3.   Hani Nebî eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü başkasına haber verip Allah da bunu Nebî’ye bildirince, Nebî bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Nebî, bunu ona sırrı açıklayan eşine haber verince o: Bunu sana kim bildirdi, dedi. Nebî: Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verd, dedi. 66/Tahrim:1-3

 

4.  Rasûlullah’ın içtihadı: Rasûlullah ‏ صلى الله عليه وسلم bir şeye karar verince; isabet ettiğinde vahiy onaylamış, isabet etmediğinde vahiy o yanlışı düzeltmektedir.

Yazır: Rasûlullah as’ın ictihâd yaptığını, ancak isabet etmediğinde, o halde bırakılmayıp vahiy ile düzeltildiğine işaret etmektedirler:

 

عَفَا اللَّهُ عَنْكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ 43

Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? 9/Tevbe:43

 

 

إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى 4

Yalnızca kendisine ilkâ edilen bir vahiydir.

 

Onun anlattıkları vahiydir, kesindir. Kur’ân’dır. Başka bir şey değildir.

Râğıb İsfahanî, el Müfredât: وَحْيٌ / Vahiy-vahy: Vahyin aslı süratli işarettir. Vahiy terkipsiz, soyut ses, işaret ve yazı ile olabilir.

Vahyin kelime anlamı: Sür'atli işaret demektir. Genel olarak vahiy; ilham, telkin, emir, söz, fısıltı, vesvese, rumuz, rüya, yazı ve el-kol, kaş-göz işareti… şeklinde olabilmektedir.

Vahyin Tanımı: Yüce Allah’ın dilediği husûsu, istediği şekilde Rasûllerine ulaştırmasıdır.

 

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْياً أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ 51

Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. 42/Şura:51

 

İbni Kesîr: Kendine emrolunanı söyler. Ona emrolunanı eksiksiz ve noksansız olarak tâm, mükemmel bir şekilde insanlara ulaştırır.

Vahy isim olarak, kitab manasına gelir.

 

 

عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى 5

5. Onu müthiş kuvvetli olan öğretti.

 

عَلَّمَ:Alleme; öğretti fiilinin faili: Açık değildir. Muhtemelen:

1.  Fiilin faili: İsmen belli değildir. Ancak sıfat zikredilmektedir.

2.  Cibril’dir: Müfessirlerin çoğuna göre Cibril’dir.

3.  Allah’tır: Hasen: Allah'tır.

 

عَلَّمَهُ ifadesinin anlamı: O, ona öğretti.

O Allah, Muhammed as’a öğretti.

 

عَلَّمَ: Öğretti fiili iki mefûl alır. عَلَّمَهُ fiilindeki

1.  Birinci mef’ûl: Kime öğretti?

2.  İkinci mef’ûl: Neyi öğretti?

 

شَدِيدُ الْقُوَى: Şedîdu'l Guvâ; kuvveti çok şiddetlidir.

1.  Kuvvet sahibi olan Allah’ın sıfatına uygun, إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ  58 52/Zâriyât:58

2.  Sağlam yapılı ve güzel görünümlü Cebreîl’e daha uygundur.

3.  Akıl ve görünümü sağlam olan Cebreîl’e daha uygundur. Zemahşerî, Beydâvî ve Ebu's Suud.

 

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى 6

6. O büyük bir güce sahiptir. Hemen dosdoğru göründü.

 

ذُو مِرَّةٍ/Zûmirre; sağlam, sıhhatli, sağlam akıllı ve akıl sahibi anlamlarına gelir.

 

Zü-marrete; te'sir eden, nüfuz sahibi, cesur, ruhsal yapısı kuvvetli, akıllı, güçlü, güzel, hikmet sahibidir.

 

اسْتَوَى: İstivâ; doğruluverdi, gerçek görüntüsü ile gözüktü, yükseldi:

1.  Allah, hemen istivâ etti.

2.  Cebrail, gerçek görüntüsü ile gözüktü.

3.  Cebrail, hemen doğruluverdi.

4.  Cebrail, makamına yükseldi.

5.  Muhammed, hemen doğruluverdi

6.  Muhammed mi’rac ile yükseldi.

7.  Allah, Arşın üzerine istiva etti.

 

Tekvir suresinde Cibril ‏ صلى الله عليه وسلم için benzer bir ifade mevcuttur:

ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ

20. Kuvvet sahibi; Arş'ın sahibinin katında itibarlı

ذو قوة: ifadesi:

Mücâhid, Hasan ve İbn Zeyd: Kuvvet sahbi,

İbn Abbâs: Güzel görünümlü, yakışıklı,

Katâde: Uzun ve güzel yaratılışlı,

İbni Kesîr: Cibril, hem güzel görünüşlü ve hem de müdhiş kuvvetlidir.

Zuheylî: Rabbinin katında yeri ve itibarı olandır.

مَكِينٍ/mekîn; oldukça itibarlıdır.

 

 

وَهُوَ بِالأفُقِ الأعْلَى

7. Ve o, en yüce ufukta idi.

 

İbni Kesîr: Cibril kasdedilmektedir.

İkrime: O, en yüce ufku kaplamıştı.

 

بِالأفُقِ الأعْلَى/ Ufuk:

İkrime: Sabahın doğduğu en yüce ufuktur.

Mücâhid: En yüce ufuk; güneşin doğduğu yerdir.

İbn Zeyd ve Katâde: Gündüzün gelip ilk ışıklandığı alandır.

 

İbn Ebu Hatim: Bize Ebu Zür'a'nın... Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayetine göre Rasûlullâh Cibril'i aslî suretinde iki defa görmüştür.

1.  Birincisinde Rasulullah onu aslî suretinde görmek istemişti de Cibril, ufku kaplamıştı.

2.  İkincisinde Cibril, Rasulullahın Mi'râc'a çıktığı yerde onunla birlikteydi. İşte Allah Teâlâ'ın: Ve o, en yüce   ufukta idi. İşte ayetin anlamı budur.

 

İbn Kesîr: Rasulullah’ın Cibril'i görüşü İsrâ'dan önce ve Allah Rasûlü yeryüzünde iken olmuştur. Cibril Rasulullah’ın üzerine Abtah’ta inmiş, sarkmış ve ona yaklaşmıştır. Cibril o esnada Allah Teâlâ'nın yaratmış olduğu aslî suretindeydi. Allah Rasûlü Cibril'i başka bir defa İsrâ gecesinde Sidretü’l Müntehâ'nın yanında görmüştür.

 

 

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى 8

8. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

 

دَنَا /denâ: Yaklaştı.

تَدَلَّى/tedellâ: Sarktı

Ayet hakkındaki nakilleri bir araya getirecek olursak:

1.  Allah, Muhammed’e yaklaşıp sarktı.

2.  Cebrail, doğuda sadece iki kanadıyla ufuğu kaplayan gerçek görüntüsü ile gözüktü ve durdu. Yaklaştı. Sarktı yani tam yaklaşıncaya kadar indi.

3.  Refref, Muhammed’e yaklaştı, sarktı ve Muhammed ona bindi.

4.  Muhammed, Rabbine yaklaştı ve secde etmek için yere sarktı.

5.  Muhammed, Allah'a yaklaştı, O'nun çekmesiyle yukarılara yükseltildi.

 

 

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

9. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu.

 

Mücâhid ve Katâde: Cibrîl yeryüzüne doğru Muhammed as’ın üzerine indiğinde ona yaklaştı ve ikisi arasındaki mesafe iki yay kadar yani gerilmiş vaziyetteki iki yay mikdârı kadar yaklaştı.

 

أَوْ أَدْنَى /ev edatı-ednâ: Hatta daha da yakın. أَوْ /yahut anlamına gelen bu edat, haber verilenin kuvvetlendirilmesinde de kulanılmaktadır. Yani; onda hiç bir şek, şüphe ve tereddüt yok demektir.

 

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. Ayette daha yakın olanın ismi belli değildir:

1.  Muhammed as’a yaklaşan, Cibril’dir.

Âişe, İbn Mes'ûd, Ebu Zerr ve Ebu Hüreyre: Cibril’dir.

2.  Allah’a Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم yaklaştı.

İbn Abbâs: Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم Rabbini iki defa kalbiyle gördü.

3.  Allah, Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم’a iki yay kadar yaklaştı.

4.  Cebrail, Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم’a iki yay kadar yaklaştı. Onu kendine cezp etti.

 

قَوْس /Kavs: yay demektir. Kavseyni: İki yay.

Kâb da yayın kabzası ile kiriş kısmı olan iki köşe aralığına denir ki bir yayda iki kâb mevcuttur.

Kavs, uzaklık ölçü birimi. Kavs, bir zir’a uzaklık.

 

 

فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى 10

10.   Hemen kuluna vahyettiğini vahyetti.

 

أَوْحَى /Evhâ: Vahyetti.

عَبْدِهِ /Abdihi: Kuluna demektir.

Vahyetti fiilinin öznesi kimdir? Kime vahyetti.

1.  Allah, kulu Cebrail’e vahyetti.

2.  Allah, kulu Muhammd’e vahyetti.

3.  Cebrail, Allah’ın kulu Muhammd’e vahyetti.

4.  Cebrail, Muhammed'e, Allah'ın kendisine vahyettiği o şeyi vahyetti.

 

Mi’racta vahyedilen nedir?

1.   Vahyedilen şey, namaz emridir

  1. Vahyedilen şey, beş vakit namaz emridir.Müslim.
  2. Muhammed ümmeti arasından Allah'a ortak koşmayan kimselere, kişiyi Cehennem’e götüren büyük günahlar bağışlandı. Müslim.
  3. Bakara suresinin son iki ayetidir. Müslim.
  4. Bu, Peygamberlerden hiçbiri, senden önce, ümmetleri de senin ümmetinden önce, cennete giremeyecekler, hükmüdür.
  5. Cebrail'in getirdiği vahyettiği her şeydir.

 

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى 11

11.  Kalb, gördüğü şeyi tekzip etmedi.

 

الْفُؤَادُ / Fuêdu: Kalp, gönül.

Gören kimdir?

Gören, Muhammed as’dır. Muhammed’in kalbi Miraç gecesi gördüklerini yalanlamadı.

 

Görülen nedir?

1.  Gördüğü Allah’tır.

1.  Kalb gözüyle,

2.  Tecellisini gördü. Eğer Allah’ı gördüyse; Allah'ı iki kez görmüştür. Allah'ı kalbiyle görmüştür.

2.  Gördüğü Cebrail, görülmemiş güzellikte gerçek görüntüsünü gördü.

3.  Gördüğü diğer ilginç ilahî ayet ve mu'cizelerdir.

 

Taberî: Rasulullah Cibril'i gördü. Cibril'in üzerinde sâf ipekten iki elbise vardı ve gökle yer arasını doldurmuştu.

 

أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى  12

12. Yine de siz, gördüğü üzerinde onunla tartışacak mısınız?

 

Siz bu konuyu tartışarak, onu şüphe ve tereddüte mi düşürmek istiyorsunuz? Onun, kalbiyle tasdik ettiğini yalanlamasını mı istiyorsunuz?

 

أَفَتُمَارُونَهُ /

1.  Efetumârûnehu: Onunla mücadele mi ediyorsunuz? Eğer;

2.  Efe temrûnehu: okunursa onu inkâr mı ediyorsunuz? anlamında olur.

 

Tartışma:

1.  Olayın vuku bulup-bulmadığı konusunu Müşrikler tartışıyor.

2.  Müslümanlar olayın nasıllığı konusunda tartışıyor.

3.  Şu an itibariyle; devam ediyor, konu sürekli gündemde kalacak gibidir.

 

 

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى 13

13. Andolsun ki onu bir kez de diğer inişte görmüştü.

 

 

نَزْلَة /nezletun: İniş.

Gören Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم’dır. Görülen kimdir?

1.  Allah Tealâ’dır. O Allah'ı, diğer bir defa da gördü.

2.  Cebrail’dir. Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم ikinci inişinde Cebrail'i gerçek görüntüsünde gördü.

3.  Cebrail’dir. Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم ikinci inişinde Cebrail'i Mekke’de Ecyâd Ciyâd tepesinde gördü. Diğer zamanlarda yanına insan görüntüsünde geliyordu.

 

İbn Mes'ûd: Rasûlullah, Allah’ı iki defa görmüştür.

İbn Abbâs: Rasûlullah, Allah’ı kalbiyle iki defa görmüştür.

Enes, Hasan ve İkrime: Rasûlullah Allah’ı gözüyle gördü.

Ebu Salih ve Süddî: Rasûlullah, Cibril'i iki defa kalbiyle görmüştür.

 

Elmalı: Bu inişin Mirac gecesi olduğunda ittifak vardır. Ancak kimin inişi olduğu konusunda farklı yorumlar mevcuttur.

İnen:

1.  Yüce Allah’tır. Fahri Razî: Allah’a hareket ve iniş tasavvuru batıldır. Bu manevi yakınlık ile inişte rahmet inmesidir.

2.  Cebrail’dir. Gerçek görüntüsü ile görmüştür. Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم Cebrail’i Miracdan inerken geride kalan Cebrail’i Sidretü'l Müntehâ'nın yanında görmiştü. Çünkü; Cebrail Mi’rac esnasında Sidreyi Müntehâ'dan öteye geçmemişti.

 

Elmalı: Bu hususu şöyle özetlemek mümkündür: Resulullah, her Kur'ân bölümünü getirdiğinde Cebrail'i, girdiği surette görüyordu. Onu melek sureti ile bir defa Mirac'dan önce görmüş, bir kere de Mirac'dan inerken görmüştü.

 

 

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى 14

Sidretü'l Müntehâ'nın yanında.

 

سِدْرَة /Sidre: 

1.  Koyu gölgesi olan bir ağacın adıdır. Arabistan kirazı, Trabzon hurmasına benzer.

2.  Göz kamaştıran, hayran eden anlamına da gelir.

 

الْمُنْتَهَى /Münteha: Son noktadaki sınır demektir.

Maverdî: Sidre ağacının üç özelliği vardır:

1.  Gölgesi uzun,

2.  Meyve­si lezzetli,

3.  Kokusu hoştur.

 

Sidretü'l Müntehâ:

Rivayet edilen hadislere göre;

1.  Yedinci semada,

Altıncı Sema’da Arş’ın sağ tarafındadır. Cennet ırmaklarının altında çıktığı ağaçtır.

2.  Fahreddin Râzî:  Sidretü’l müntehâ; hayret edilen hususun en son noktasıdır. Ancak, Rasulullah hayrete düşerek şaşmadı, kendisini kaybetmedi ve gördüğünü gördü, demektir.

3.  Ebu's-Suud: Sidretü'l Müntehâ; mülkün mâlikine izâfeti kabilinden Allah'ın sidresi mânâsını ifade edebilir.

İbnü Mes'ud: Sidretü’l Müntehâ, cennetin uc kısımlarında bulunan bir yerdir. Üzerinde ise Sündüs ve İstebrak'ın etekleri vardır.

Zemahşeri, Keşşâf: Sidretü’l Müntehâ sanki Cennetin bitiş noktasındadır.

İbnü Abbas ve Ka'b: Sidre-i Müntehâ, arşın altında bulunan bir ağaçtır ki, melekler, nebiler ve mahlûkat içinde bulunan âlimlerin ilmi sonuçta ona ulaşır. Ondan ötesi ise gaybdır, Allah'tan başkası bilemez.

Dahhâk: Allah'ın her emri ona ulaşır, ondan daha ileri geçemez.

Elmalı: Görüldüğü gibi bütün bu sözler, müntehâ kelimesinin ifade ettiği anlamı açıklayıcı mahiyettedir.

 

Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم Cebrail'i veya başkasını, Sidratü'l-Müntehâ yakınında gördü.

Rasulullah Miraç gecesinde Sidretü’l Münteha'ya kadar götürüldü. Sidretü’l Münteha yedinci semadadır. Arzdan yükseltilenler en son oraya kadar yükselir, oradan kabzolunur; Onun üstünden inenler, en son oraya kadar iner, oradan kabzolunur.

 

Oraya niçin Sidretu'l-Münteha denilmiştir? Gö­rüşler:

1.  İbn Mesud: Üstünden inen her şey ora­ya kadar ulaşır ve oraya ulaşan da oradan tekrar yükselir.

2.  İbn Abbas: Resûllerin bilgisi orada son bulur. Ötesini bilmez­ler.

3.  Dahhak: Ameller oraya kadar ulaşır ve oradan alınır.

4.  Ka’b: Melekler ve Resûller oraya kadar ulaşır ve orada dururlar.

5.  Rabî b. Enes: Şehitlerin ruhlarının ulaş­tıkları son noktanın orası oluşundan.

6.  Katade: Müminlerin ruhları en son oraya ulaşır.

7.  Ali ve başka bir görüşü Rabî b. Enes: Muhammed as'ın sünneti üzere gidenler en son oraya kadar ulaşır.

8.  Başka bir görüşü Ka'b: Bütün mahlûkatın bilgisinin ulaştığı en son nokta orasıdır.

9.  Sa'lebi: Buraya yükseltilenin artık şeref ve de­ğeri en ileri dereceye varmış olmasından dolayıdır.

10.               Tûbâ Ağacı'dır.

 

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى 15

15. Ki Cennet'ül Me'vâ da onun yanındadır.

 

Sidretü'l Müntehâ'nın yanında Cennetu'l Me'vâ vardır. O, müttakilerin ve şehidlerin varacakları cennettir.

 

الْمَأْوَى /Me'vâ, barınılacak, oturulacak yer anlamına gelir.

جَنَّةُ الْمَأْوَى /Cennetu'l Me'vâ; barınılacak Cennet’tir.

Cennetu'l Me'vâ, hangi cennet olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir.

1.  Hasen: Muttakilere va'dolunan cennet olduğu.

2.  İbn Abbas: Şehitlerin ruhlarının bulunduğu bir başka cennet olduğu,

3.  Meleklere âit bir Cennet olduğu,

4.  Müminlerin ruhlarının buraya sığınmasıdır.

 

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى 16

16.   O vakit, Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

 

يَغْشَى /Yağşâ; örtüyor,  bürüyor.

 

السِّدْرَةَ /Sidre'yi vbürüyen şey nedir?

1.  İbn Abbas, Dahhak, İbn Mesud: Bunlar, altından olan kelebek.

Altın kelebekler ve çekirgeler ise; Muhammed as’ın buna iltifat etmedi, bununla meşgul olmadı. Bakışlarını esas maksadı olan şeyden kesmedi.

1.  Altın kelebekler ve çekirgeler ise; Muhammed as’ın buna iltifat etmedi, bununla meşgul olmadı. Bakışlarını esas maksadı olan şeyden kesmedi.

2.  Âliye: Sidre’yi, ağaca uçuşan kuşlar gibi Allah'ın nuru kapladı.

3.  Enes b. Malik: Çekirgelerdir.

4.  Adeta kuşlar gibi olan melekler bürümüştürler.

5.  Mücahid: Yeşil refref kuşu.

6.  Hasen, Rabi b. Enes: Allah'ın nurları.. Musa hadisesinde olduğu gibi nurları, zuhur etti.

7.  Kapalı ve müphemdir ve tazim ifade eder.

8.  Mücahid: Muhammed hem Sidre'yi hem de kalbi ile Allah'ı gördü.

 

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى 17

17. Göz kayıp-şaşmadı ve sınırı aşmadı.

 

Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم çok tahammül sahibiydi. Orada tecelli eden olaylar, onun gözlerini kamaştırmadı. Kendisinden geçmedi ve dikkati dağılmadı. Sakin bir şekilde müşahede etmeye devam etti.

 

Râzî: Rasulullah’ın müşâhedesi Musa gibi olmadı. Musa olayında dağ dümdüz olmuş, Musa bayılmıştı. Sidre, dağdan kuvvetli idi. Çünkü dağ, darmadağın oldu, fakat Sidre sebat edip yerinden kımıldamadı. Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم sarsılmadı.

 

وَلَمَّا جَاءَ مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرَانِي وَلَكِنْ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنْ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكّاً وَخَرَّ مُوسَى صَعِقاً فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ 143

Mûsâ, belirlediğimiz yere Tûr’a gelip Rabbi de ona konuşunca: Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım, dedi. Allah da: Beni dünyada katiyen göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin, dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca: Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim, dedi. 7/Araf:143

 

Göz, Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم’ın gözü ise;

İbn Abbas: Yani göz sağa ve sola kaymadı. Görmüş olduğu sınırı da aşmadı.

 

Sidre'yi bürüyen,

Allah'ın nurları ise; iki izah yapılabilir:

1.  Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم sağa-sola dönmeden, hep o nurlara baktı.

2.  Göz, o nurdan ötürü kaymadı. Bundan başka bir şey istemedi.

 

 

لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى 18

18. Andolsun ki Rabbinin, âyetlerinden en büyüğünü gördü.

 

Diyanet Tefsiri: Âyette Rabbini gördü denmeyip Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü buyurulduğuna göre bu ifadenin zahirinden O'nun zatını gördüğü anlamı çıkmaz.

 

Râzî: Âyetlerden maksat, Cebrail'den başkasıdır, demektedir.

 

Rabbinin âyetlerinden en büyük olanı görmüştür.

1.       İsrâ gecesinde, gidişinde ve dönüşünde gördüklerdir.

2.       En büyük âyetler nelerdir?

3.       Cebrail’in 600 yüz kanatlı aslî suretini gördü.

4.       Ebu Zer: Allah’ın nurunu gördü.

5.       Sidre'yi bürüyenleri gördü.

6.       Dahhak: Rasulullah Sidretu'l Münteha'yı gördü.

7.       Mesud: Sidre'yi bürüyen altın kelebekleri gördü.

8.       Mi’râc’ı gördü.

9.       Beyhakî: Cebrail ile yaygı biçimindeki refref binitini gördü.

10.   İbn Abbas: Cennetten gelmiş yeşil bir refref gördü ki ufku kapatmıştı.

11.   İbnü Abbas'tan: Meşhur kavle göre; Rasulullah Allah'ı gözleriyle görmüştür.

12.   Ufukları kaplayan yeşil bir cennet perdesini gördü.

13.   Bilemediğimiz ve sayılamayacak kadar başka âyetleri gördü.

Ru’yetullah:

Mesrûk: Aişe ra'nin yanındaydım, bana: Ya Ebâ Aişe, her kim şu üç şeyden birini söylerse Allah'a karşı büyük iftira etmiş olur. Her kim, Muhammed Rabbini gördü diye zannederse Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur. O esnada ben dayanıyordum, oturdum ve ey müminlerin annesi bana müsaade buyur dedim, o da acele etmememi söyledi ve Allah Teâlâ: Andolsun Muhammed onu apaçık ufukta görmüştür. 53/Necm:13 Bu ümmet içinde onu Resulullah'a ilk defa ben sordum ve o da bana: O Cibril'dir, Onu yaratıldığı hakiki sûrette iki kereden başka görmedim. Semadan inerken görmüştüm, büyüklüğü, gök ile yer arasını kaplamıştı, dedi. Aişe sonra da: Gözler O'nu görmez, O, gözleri görür; O Latif'tir, her şeyi haber alandır. 6/En'âm:103 ve bana Allah'ın şöyle buyurduğunu duymadın mı? dedi: Allah bir insanla konuşmaz. Ancak vahiyle, yahut perde arkasından konuşur; yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder. O, yücedir, hakimdir. 42/Şûrâ: 51

 

M.Yazır: Rü'yetin isbat edilmesi konusunda zikredilen deliller, Allah'ın sıfatlarının tecellisine; rü'yetin nefyi imkansızlığıne işaret eden hususlarda zikredilen deliller de, Allah'ın zatının tecelli etmesine bağlanmıştır. Bir şeyin zâtının tecelli etmesi, ancak onun hakikatinin ortaya çıkması ile mümkün olacağı için bunun, Allah'ın zatı hakkında caiz olması imkansızdır.

 

Keşşâf: Âyetin zahirî anlamına göre yaklaşma ve sarkma Peygamber ile Cebrail arasında meydana gelmiştir ve görünen de Allah değil, Cebrail’dir. Nitekim âlimlerin çoğunluğu da bu görüştedir.

 

Muhammed ‏ صلى الله عليه وسلم büyük ayeti görüp insanlara haber verdikten sonra, hala müşriklerin sahte ilahlara yönelmesine ne dersiniz?

 

أَفَرَأَيْتُمْ اللاَّتَ وَالْعُزَّى 19

19. Gördünüz mü Lât ve Uzzâ'yı?

 

Ya Lât ve Uzzâ? Yüce Allah; bu ayette putları Allah’a denk sayan müşrikleri azarlıyor. Müşrikler; Allah’a denk ilahlar edindikleri gibi İbrahim as’ın inşa ettiği Kâ'be'ye benzer yapılar ediniyorlardı. Onun için, Gördünüz mü Lât ve Uzzâ'yı? Buyurmaktadır.

 

اللاَّتَ /Lât:

İbn Kesir: Lât; Tâif'te beyaz ve nakışlarla süslenmiş bir kayadır. Üzerine bir ev yapılmıştı. O evin perdeleri ve perdedârları, çevresinde bir de avlusu vardı. Tâif'liler bu Lât ilahına ve yapısına ta'zim ederlerdi.

Mücahid: Bu adamın, dağın başında bir kaç koyunu vardı. Bunlardan yağı toplar, keşini alır, sütünü toplardı. Sonra hurma ka­tarak bunlardan bir çeşit yemek yapararak hacılara yedirirdi. Öldükten sonra ona ibadet ettiler. İşte Lat denilen put budur.

Bezî, İbn Kesir'den naklen, vakıf ya­pılması halinde ة-ه şeklinde okumuştur. اللة adının الله lafzın­dan alındığını söyleyenler aynı şekilde ة‘yi ه‘he çevrilmiş şeklinde vakıf yapmışlar.

 

İbn Cerîr: Onlar bu putlarına Allah'ın adından bir ad türeterek Lât demişlerdir. Bu kelimenin, Allah isminin müennesi olduğunu sanıyorlardı.

 

İbn Abbâs, Mücâhid  ve Rebî' İbn Enes: Lât putunun ismini son harfinin şeddesi ile el-Lâtt şeklinde okurlardı.

 

İbn Abbâs: Lât; hacılara un çorbası yapan bir adamdı.

 

الْعُزَّى/Uzzâ:

İbn Cerîr Taberî: Uzzâ kelimesi azîz kökünden gelmektedir. Uzzâ; Mekke ile Tâif arasındaki Nahle denilen yerde üzerine bina yapılmış ve örtüler örtülmüş bir ağaç idi. Kureyş'liler ona ta'zîm ederek taparlardı. Nitekim Uhud günü Ebu Süfyân: Bizim Uzzâ'mız var, sizin ise Uzzâ'nız yok, demişti. Rasûlullah: Allah bizim dostumuzdur, sizin ise dostunuz yok deyiniz, buyurdu.

Sa'd İbn Ebu Vakkâs: Lât ve Uzzâ'ya yemin ettim. Arkadaşlarım bana: Ne kötü söyledin. Ahlâksızca bir kelime konuştun, dediler. Rasûlullah’a geldim ve bunu kendisine naklettim. Rasûlullah: Tek ve ortağı olmayan Allah'tan başka ilâh yok. Mülk ve hamd O'nundur. O, her şeye güç yetendir de, bir daha bu söze dönme, buyurdu.

Muhammed İbn İshâk: Arapların Kâ'be ile beraber puthâneleri vardı.  Kâ'be'ye ta'zîmde bulundukları gibi ta'zîm ettikleri evlerdi. Onların perdedârları ve kayyûmları vardı. Kâ'be'ye kurbanlıklar götürdükleri gibi onlara da kurbânlar götürürler ve Kâ'be'yi tavaf ettikleri gibi tavaf ederek orada kurbân keserlerdi.

Rasûlullah, Hâlid İbn Velîd'i Nahle'ye gönderdi. Uzzâ oradaydı. Hâlid onun yanına geldi. Put, üç muğaylan ağacı üzerindeydi. Hâlid bu ağaçları kesti ve o putun üzerine inşâ edilmiş olan evi yıktı.

 

İbn İshâk: Zü'l Halesa adındaki put Tebâle mevkiindeydi.

İbn Kesîr:

1.  Tebâle’deki Zü'l Halesa’ya Yemen Kâ'be'si,

2.  Mekke'de olan Kâ'be'ye de Şam Kâ'be'si denirdi.

Elmalı: Müşrik Araplar, put ilahlarına saygı olsun diye çocuklarına Abdullât, Abdul Uzzâ  ve Abdul'l Menat… isimlerini veriyorlardı. Hatta; yemin ettiklerinde بسم اللاتِ والعزَي Bismillâti ve’l Uzzâ sözünü kullanırlardı.

İbn Abbas, İbn ez-Zübeyr, Mücahid, Humeyd ve Ebu Salih: Bu hacı­lara seviki yağa batıran bir adam idi. Ölünce halk, kabrinin başında toplandılar. Daha sonra ona ibadet etmeye başladılar…

İbn Abbas: Bu şahıs, bir kayanın yanında sevik ve yağ satar ve kayanın üzerine dökerdi. Bu şahıs öldükten sonra Sakifliler sevikin sahibini ta­zim etmek maksadıyla o kayaya tapındılar.

Ebu Salih: Bu şahıs Taif'te bir adam idi. Onların put-ilâhlarının bakımını yapardı. Yağa seviki batırdığı dağıtırdı. Bu şahıs ölünce Taifliler onun anısına oradaki kayaya iba­det ettiler,

Halid b. Velîd, Uzz⠒yı kesmeye gittiğinde; Çıplak, üstü-başı dağınık, elleri ensesinde, dişlerini gösteren Şeytan kılıklı Dübeyye ismindeki kadın Halid’e bakarak şöyle seslendi:

-Ey Uzzâ !.. Haydi, bizi yalan çıkarma. Hâlid’e şiddetle saldır. Üzerindeki örtüyü bırak. Kollarını sıva. Eğer sen bugün Halid’i öldürmezsen; zillete düşecek ve Hristiyanlaşacaksın.

Hâlid:

-Ey Uzzâ !.. Nankörlük sana aittir. Senin kadir-kıymetin yoktur. Allah seni zelil kıldı, dedi. Önce kadını öldürdü sonra da ağacı kesti.

 

 

وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الأُخْرَى 20

20. Üçüncüsü olan diğer Menât’ı gördünüz mü?

 

Elmalı: Menat için diğer üçüncüsü Menât, sıfatının zikredilmesi; alay ve küçümsemedir.

مَنَاةَ/Menât: Mekke ile Medine arasında Kudeyd'in yanındaki Müşellel mevkiindeydi. Huzâa, Evs ve Hazrec kabileleri bu puta ta'zîmde bulunarak taparlardı.

İbn İshâk: Menât putu, Evs ve Hazrec ile müşellel civarında Kadîd'deki deniz sahili üzerinde bulunan Yesrib'li müşriklerin putuydu. Rasûlülullah ona Ebu Süfyân Sahr İbn Harb'ı gönderdi de Ebu Süfyân bu putu devirdi. Bu putu devirenin Ali İbn Ebu Tâlib olduğu da söylenmiştir.

 

أَلَكُمْ الذَّكَرُ وَلَهُ الأُنثَى 21

21. Demek erkekler sizin, dişiler O'nun mu?

 

الذَّكَرُ/ezZekeru: Erkek çocuğu, erkek.

الأُنثَى/elunsâ: Kız çocuğu, kız.

Allah’a çocuk mu isnad ediyorsunuz? İsnad edilen çocukların erkek olanı size, dişisi de Yaratıcı Allah’a ait olduğunu mu sanıyorsunuz. Şayet kendi aranızda paylaşmış olsaydınız, gene de insafsız bir paylaşma olurdu. Bu paylaşmada beyinsizlik alameti vardır.

 

وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ 57 وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ كَظِيمٌ  58يَتَوَارَى مِنْ الْقَوْمِ مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ59

57. Onlar, kızları Allah’a nispet ediyorlar -ki O, bundan  uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini.

58. Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!

59. Kendisine verilen kötü müjde (!) yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar. 16/Nahl:57-59

 

 

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءاً إِنَّ الإِنسَانَ لَكَفُورٌ مُبِينٌ 15 أَمْ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَأَصْفَاكُمْ بِالْبَنِينَ 16 وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَنِ مَثَلاً ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ كَظِيمٌ 17 أَوَمَنْ يُنَشَّأُ فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ 18 وَجَعَلُوا الْمَلائِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمَنِ إِنَاثاً أَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ 19 وَقَالُوا لَوْ شَاءَ الرَّحْمَنُ مَا عَبَدْنَاهُمْ مَا لَهُمْ بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ 20 أَمْ آتَيْنَاهُمْ كِتَاباً مِنْ قَبْلِهِ فَهُمْ بِهِ مُسْتَمْسِكُونَ 21 بَلْ قَالُوا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءَنَا عَلَى أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَى آثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ 22

15. Böyle iken; melekler Allah’ın kızlarıdı, demekle kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.

16. Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?

17. Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.

18. Süs içerisinde narin bir biçimde yetiştirilen ve tartışmada delilini erkekler gibi açıklayamayanı mı Allah’a isnad ediyorlar?

19. Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların yalan şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.

20. Eğer Rahmân dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik, dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.

21. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?

22. Hayır! Onlar sadece: Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, ve biz onların izlerinden gitmekteyiz, dediler. 43/Zuhruf:15-22

 

Müşrikler Melekler Allah’ın Kızlarıdır

Elmalı: Müşriklerin kanaatine göre, putlar ilâhî kuvvetlerin ve meleklerin suretleridir. Melekler de Allah'ın kızlarıdır. Bu yüzden müşrikler: Biz onların suretlerini yapıp müennes isimler vererek, onlara taparız. Böylece de bu putları Allah'ın yanında şefaatçı kabul ederek yardımlarını bekleriz, diyorlardı. Nitekim şu iki âyet onların durumlarını dile getirmektedir.

Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir. 10/Yûnus:18

Biz bunlara, sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz. 39/Zümer:3

 

Garanik: Gurnuk/Kuğukuşu çoğulu Garaniktir

Yâkûtu'l-Hamevî, Mu'cemü'l Büldân’da Uzzâ 'yı anlatırken: Kureyşliler Ka'be'yi tavaf ederken Lât, Uzzâ ve üçüncü olarak da öteki ilâh Menat hürmetine, çünkü onlar ulu kuğulardır, her halde onların şefaatleri umulur, diyorlardı. Bu nakilden Garanik meselesinin menşei de anlaşılmış olmaktadır. Gurnuk/Kuğukuşu çoğulu Garaniktir. Güzel görünümlü dilbere de kuğu ismi verilir. Gönül alıcı bir rüzgâr estiğinde deprenip uçuşan yumuşak saçlara da garanika veya garanikiyye denilmektedir. İşte müşrikler beyaz taşlardan yaptıkları putlarını böyle şâirâne bir teşbih ile yüksekte uçan kuğu kuşuna benzeterek onların şefaatlerini umuyorlardı.

 

Garanik_olayı:

Çok zayıf ve uydurma niteliğindedir. 53/Necm Suresi nazil olunca, Rasulullah sureyi Kâbe’de okudu. Müminlerle beraber müşrikler de secdeye gittiler. Güya; Sure okunduğunda müşrikler şöyle bir ses işittiler. Onlar, ulu ak kuğulardır. Herhalde şefaatleri umulur. Müminlerin ve Arapların kafasını karıştırmak için öteden beri kendi kültürlerindeki şu ibareyi uyduruk olayla göndeme getirdiler: Lât, Uzzâ  ve üçüncü olarak da öteki put Menat hürmetine, çünkü onlar ulu kuğulardır, her halde onların şefaatleri umulur. Bu mevzu/uydurma rivayeti maalesef Taberi ve Zemahşerî tefsirlerinde nakletmişlerdir.

 

Muhammed b. İshâk: Bu olay, zındıklar tarafında uydurulmuştur.

Hâfız Ebu Bekr, Ahmed b. Huseyn el Beyhakî: Bu kıssa, nakil yönünden sâbit değil ve râvileri de yalancılıkla itham edilmiştir. Sahih hadis kitaplarında da yoktur.

 

تِلْكَ إِذاً قِسْمَةٌ ضِيزَى22

22. O halde bu insafsızca bir taksim! 

ضِيزَى: Dîzâ: Eksik, haksız, zalimane anlamına gelir. 

 

Sibeveyh'e göre: Uzzâ ve Uhrâ gibi üstünlük bildiren fiillerin müennes vezninde gelerek ضِيزَى: en zalimane mânâsını ifade etmektedir.

Kisaî: Bir kimse zulmettiği, haksızlık yaptığı, hakkını eksik ver­diği zaman, denilir. Allah'ın: İnsafsızca bir paylaştırmadır, buyruğu haksızca ve za­limcedir, anlamına gelir.

Elmalı: Çünkü müşrikler, Allah'a çocuk isnad etmekle haddizatında O'na en büyük zulmü yapmakla kalmıyorlar, kız sahibi olmayı eksiklik sayıp, arzu etmedikleri halde, onları Allah'a tahsis etmek suretiyle kendi vicdanlarına karşı saygı göstermek istedikleri tanrıyı küçümsemiş oluyorlardı.

 

 

إِنْ هِيَ إِلاَّ أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الأَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمْ الْهُدَى 23

23. Onlar, sizin ve babalarınızın, tanrı diye isimlendirdiğiniz boş, kavramsız isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara sultan/hiçbir güç tanrı oldukları hakkında hiçbir delil indirmemiştir. O putlara tapanlar zanna ve nefislerin hevasına uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

 

يَتَّبِعُونَ: ifadesinin iki okunuş şekli vardır:

1.  يَتَّبِعُونَ: Zeyd b. Sabit’in komisyon kabulü: Uyarlar.

2.  تَتَّبِعُونَ: İsa b. Ömer, Eyyûb, İbn Semeyka, İbn Mesud ve İbn Abbas: Uyarsınız.

 

سُلْطَان /sultân: Üstün gelip boyun eğdirme, muktedir olmak. Delil, hüccet. Hücum eden, tasallut olan.

Diyanet Tefsiri: Sultân; güç, yetki anlamındadır.  Büyük bir güç bulunmadıkça geçemezsiniz ifadesinden:

1.  Sultân; güç: Böyle bir gücünüz de olmadı­ğına göre göklerin ve yerin sınırını aşıp ötelere geçmeniz de imkânsızdır, anlamı çıkarılmıştır.

2.  Sultân; yetki: Sultân kelimesinin yetki anlamı dikkate alınırsa; Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz Ancak Allah ta­rafından verilecek bir yetki, bir imkânla olabilir şeklinde anlaşılabilir.

 

الظَّنَّ/ ezZannu; kesin ilimle şek veya vehim arasındaki orta yerdir.

Zann: Sebepleri pek fazla bilinmeyen olayları kişisel olarak yorumlamaktır. Olaylar iki şekilde yorumlanabilir:

1. HüsnüZann, burada asıl olan iyi niyettir. Ama güvenin yanında tedbir şarttır. Berâeti zimmet asıldır.

2. SûiZann, burada asıl olan art niyettir. Fitne, fesat oluşturur. Şuyuu vukuundan beterdir.

Bu ayet; kendisinde hayır ve güzelliklerin bulunduğu zanları kenarlamıştır. Geriye kalan zararlı ve tehlikeli zanları konu edinmiştir.

Toplum ve fertlerin inanç, ahlak ve kültürel yapısına zarar verme ihtimali olan olaylara karşı daima tedbirli olunmalıdır. Aksi halde iyi niyet de zarar getirebilir.

 

الْهُدَى/Hudâ: Hidâyeti gösteren, götüren. الهداية/Hidâyet: Arzu edilen hayırlı hedefi göstermek, istenilen hedefe zorlamaksızın götürmektir. Bazen Kur’ân Kerîm’de kafirleri istihfaf ve istihza olarak mecazî olumsuz olarak da kullanılmaktadır.

Rağıb İsfehânî: Hidâyet: Yumuşaklıkla rehberlik etmektir. Hidâyetin zıddı dalâlettir.

Hidâyet; Allah'ın insanlara bir hediyesidir. Bu hediye imkânı iyi değerlendirilmelidir. İnsanın hayat seyri esnasında hidâyet veya dalâleti

 

تَهْوَى /Hevasını uydu. الْهَوَى: Hevâ; nefsin şer'î bir gerekçe olmaksızın, zevk duyduğu ve lezzet aldığı şeylere karşı eğilim göstermesidir.

 

İsimlendirdiğiniz: Benzer ayetler;

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ أَتُجَادِلُونَنِي فِي أَسْمَاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا نَزَّلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنْ الْمُنتَظِرِينَ 71

Hûd: Artık size Rabbinizden bir azap pislik ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil sultan indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isim düzmece tanrıler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse başınıza geleceği bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim, dedi. 7/A’raf:71

 

يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمْ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ 39 مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنْ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ 40

39. Yusuf: Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilâhlar rabb’ler mi daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı? Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere düzmece rabb’lere tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil sultan indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. 12/Yusuf:39-40

 

İbn Kesîr: Onların, kendilerinden önce bu bâtıl yola sapan babaları hakkındaki hüsnü zanlarından başka dayanakları yoktur.

 

أَسْمَاءٌ /Esmâun: Uyduruk İsimlere Tapma

Müşriklerin ataları uydurdukları isimlere ta’zimde bulunuyordu. Kendileri de; nefsanî hesaplarına uygun olduğu için babalarının yoluna devam ediyorlar. Müşriklerin takip ettikleri yolun doğruluğuna dair hiçbir ilmi sultan/delil ellerinde yoktur. Ama; şimdi kendilerine Rablerinden bir Hidayet gelmiştir.

 

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمْ الْهُدَى Halbuki kendilerine Rablarından hidâyet gelmiştir. Buna rağmen babalarının yanlış geleneksel gidişatlarına devam etmektedirler.

 

أَمْ لِلإِنسَانِ مَا تَمَنَّى 24

24. Yoksa her umduğu şey insanın mıdır?

 

Kuru laflarla hidayeti temenni etmek geçerli değildir. Allah’tan gelen hidayete göre; iş, söz ve inancı ayarlamak gerekir. Kesin sultan/burhan, Allah’ın insanlara öğrettiği hidayettir.

 

İnsanaHerTemennisiVerilmez:

İnsana her umduğu şey verilir mi?

1.  Erkek evladı umar-ister, kız istemez.

2.  Nimeti umar, cezalandırılmayı ummaz.

3.  Cennet’i umar, Cehennem’i istemez.

4.  Şahsı için Nebi-rasul olmayı umar ama Allah dilediğine verir.

5.  Putların şefaatini umar, ama olamayacağını aklına getirmez.

6.  Nadr b. el-Hâris veya Velid b. Muğîre hakkın­da indiği söylenir.

7.  Herkes bir şeyler umar ama; dünya da, ahiret de Allah'ındır. Dilediğine verir, dilediğine vermez.

8.  Müşriklerin temenni etmesi-umması hiçbir şeyi değiştirmez.

 

إذا تمنَّى أحدُكم فلينظُرْ ما يتمنَّاه فإنَّه لا يدري ما يُكْتَبُ -ما يُعْطَى- له مِن أمنيَّتِه

الراوي : أبو هريرة  المحدث : ابن عدي  المصدر : الكامل في الضعفاء الصفحة أو الرقم: 6/78  خلاصة حكم المحدث : لا بأس به

الراوي : أبو هريرة  المحدث : الهيثمي  المصدر : مجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/154  خلاصة حكم المحدث : رجاله رجال الصحيح‏‏

الراوي : أبو هريرة  المحدث : أحمد شاكر  المصدر : مسند أحمد الصفحة أو الرقم: 16/281  خلاصة حكم المحدث : إسناده صحيح

الراوي : أبو هريرة  المحدث : الألباني  المصدر : ضعيف الأدب المفرد الصفحة أو الرقم: 124  خلاصة حكم المحدث : ضعيف

الراوي : أبو هريرة  المحدث : الألباني  المصدر : ضعيف الجامع الصفحة أو الرقم: 438  خلاصة حكم المحدث : ضعيف

الراوي : أبو هريرة  المحدث : الألباني  المصدر : السلسلة الضعيفة الصفحة أو الرقم: 2255  خلاصة حكم المحدث : ضعيف

İmâm Ahmed: Ebu Hüreyre; Rasûlulullah: Sizden birisi bir şey temenni ettiği zaman ne temenni etmekte bir baksın. Şüphesiz o, umduğundan kendi lehine neyin yazılmış olduğunu bilemez, buyurdu.

 

İnsan çok hırslıdır. Her şeyin kendi temennisine uygun olmasını arzular. Halbuki, arzu-temennisi belli sınırlara kadardır. Zamanla sınırları zorlar. O kadar zorlar ki; Allah’ın irade ve takdirinin ötesine geçmek ister. Mesela: Edindikleri putların arkasına çeşitli kurallar korlar. Bu kurallarla insanları-dünyayı sevk-idare etmeye çalışırlar. Koyulmuş oldukları gidişatın kendilerini dünya ve ahirette kurtaracağını zannederler. Dünyada lider sultası, ahirette şefaat umultusu oluştururlar. İçinde bulundukları şirke rağmen kendilerinin hidâyette olduğunu zannederler. Ama zann; gerçek karşısında boş kuruntulardan başka bir şey değildir.

 

 

فَلِلَّهِ الآخِرَةُ وَالأُولَى 25

25: Sonuncu/Âhiret de, ilk/dünya da Allah'ındır.

 

الآخِرَةُ/ Âhiret: Sonuncu hayat, Ahiret.

الأُولَى/ûlâ: İlk hayat, Dünya.

 

İbn Kesîr: Bütün işler Allah’a aittir. Dünya ve Âhiretin mâlikidir. Dünya ve Âhiret’te de tek Mutasarrıf’tır. O, ne dilerse olur. Neyi dilemezse, o da olamaz.

 

Dünya ve içindekiler ile Âhiret ve içindeki hesap, mizan, azap, mükafat, Cennet, Cehennem… hepsi Allah’ındır. Allah’ın hidayeti dışında, insanın temenni ettikleri boş kuruntulardır.

 

 

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَوَاتِ لا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً إِلاَّ مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَى 26

26. Göklerde nice melek vardır ki, onların şefaati hiç bir şeye yaramaz. Allah dileyeceği ve razı olacağı kimseler müstesnadır.

 

Müşrikler, tapındığı putların ve göklerdeki meleklerin kendilerine şefaat edeceğine inanıyorlardı. Yüce Allah bunların umultularını ve inançlarını reddediyor: Göklerde nice melek vardır ki Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin vermedikçe şefaatleri hiçbir işe yaramaz,  buyuruyor.

 

الشفاعة: Şefaat; aracı.

 

Kurtubî: Yüce Allah'ın melek­lere ve putlara tapıp bunların kendilerini Allah'a yakınlaştıracağını iddia edenler için bir azarıdır. Allah nezdinde değerli meleklerin bile Allah'ın müsaadesi olmadan şefaat etmelerinin mümkün olmadığı bildirilmektedir.

 

Mekke müşrikleri; dünya-ahirette kendilerine fayda versin diye, şefaatini umduğu meleklerin resim ve heykellerini yaparak onlara tapınıyorlardı.

Zamane müşriklerin şefaat inançları, Mekke müşriklerini çok geride bıraktılar. Ayet ve sahih hadislerdeki şefaat mefhumunun mecrası, sınırları değiştirildi. Kendi hesaplarına göre sektörleştirildi. Tekelleştirilerek; mezhep, tarikat, cemaat, parti, grup, zümre …ler için malzeme yapıldı. Çeşitli sansasyonel izahlar, insanların kafasını karıştırmaktadır.

Bu yıkım ve istismarın bir tarafı olmamak için; şefaat konusunun yeniden Kur’ân ve Sünnete bakarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

 

R.İsfehânî: الشفاعة: başka biri hakkında ricacı olmak. Bir üst seviyedeki birinin, alt seviyedeki birine aracı olmasıdır.

 

الشفاعة: Şefaat

1.    Kelime olarak şefaat: Yardım etme, aracı-sebep olma: Tek bir şeye bir misli daha eklenerek çift hale getirmektir.

 

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُقِيتاً

Kim iyilikte şefaat-aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötülüğe şefeatçı-aracı olursa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter. 4/Nisa:85

 

كانَ رَسولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ إذَا جَاءَهُ السَّائِلُ أوْ طُلِبَتْ إلَيْهِ حَاجَةٌ قَالَاشْفَعُوا تُؤْجَرُوا، ويَقْضِي اللَّهُ علَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ ما شَاءَ.

الراويأبو موسى الأشعري عبدالله بن قيس  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 1432  خلاصة حكم المحدثصحيح   شرح الحديث

الراويأبو موسى الأشعري عبدالله بن قيس  المحدثابن القيسراني  المصدرذخيرة الحفاظ الصفحة أو الرقم: 1/407  خلاصة حكم المحدثفيه القداح ضعيف 

الراوي : -  المحدثابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم: 14/382  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويأبو موسى الأشعري عبدالله بن قيس  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 1007  خلاصة حكم المحدثصحيح 

Ebû Musa anlatıyor: Resulullah as, bir ihtiyaç talep eden kimse gelince arkadaşlarına yönelir ve: Şefaat edin, ecir  kazanın! Allah da Resulünün diliyle dilediğine  hükmetsin, derdi.

 

Terim olarak şefaat: Üst seviyedeki birinin, alt seviyedeki birine aracı olması.

 

Şefaat konusunda ayetler:

1.  Allah’tan başka şefaat edecek yoktur diyenlerin ileri sürdükleri ayetler:

أَمْ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ شُفَعَاءَ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لا يَمْلِكُونَ شَيْئاً وَلا يَعْقِلُونَ43  

Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı? 39/Zümer:43

قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعاً لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ44

De ki: Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz. 38/Zümer:44

وَاتَّقُوا يَوْماً لا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئاً وَلا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلا هُمْ يُنصَرُونَ 48

Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez. 2/Bakara: 48

فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ

Şefaat edicilerin şefaati onlara bir fayda vermez. 74/Müddessir:48

 

2.  Allah’tan başka şefaat edecek vardır diyenlerin ileri sürdükleri ayetler:

مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ

O'nun izni olmaksızın katında şefaat edecek de kimdir? 2/Bakara:255

وَلا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ إِلاَّ لِمَنْ أَذِنَ لَهُ

O'nun katında, kendisine izin verdiğinden başkası şefaat edemez. Sebe:23

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لا يَضُرُّهُمْ وَلا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لا يَعْلَمُ فِي السَّمَوَاتِ وَلا فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar ve: İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir, diyorlar. De ki: Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir. 10/Yunus:18

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الآزِفَةِ إِذْ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلا شَفِيعٍ يُطَاعُ

Onları o yakın gün ile korkut ki, yürekleri ağızlarına gelir ve dehşetle yutkunur dururlar. Artık zalimler için ne bir samimi dost vardır ne de sözü dinlenir bir şefaatçi. 40/Mümin:18

وَلا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلاَّ مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ86

O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler müstesnadır. 43/Zuhruf:86  

لا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلاَّ مَنْ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْداً 87

Rahmân’ın katında söz almış olanlar müstesna başkaları şefaat hakkına malik değillerdir. 19/Meryem:87

يَوْمَئِذٍ لا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً

O gün Rahman'ın izin verip sözünden razı olduğu kimse müstesna başkasının şefaati fayda vermez. 20/Taha:109

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلا يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنْ ارْتَضَى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ

Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler. 21/Enbiya:28

 

Hadislerde Şefeat:

عَنْ أبِي هريرة قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ: لِكُلِّ نَبِىٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ، فَتَعَجَّلَ كُلُّ نَبِيّ دَعْوَتَهُ، وإنِّي –اخْتَبَأتُ- خبَّأْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً أُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَهِيَ نَائِلَةٌ إنْ شَاءَ اللّهُ تَعالى: مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لا يُشْرِكُ بِاللّهِ شَيْئاً.  

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 5176  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 30137

الراويأبو هريرة  المحدثمسلم المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 199  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 3004

الراويأبو هريرة  المحدثابن خزيمة المصدرالتوحيد الصفحة أو الرقم: 631/2  خلاصة حكم المحدثأشار في المقدمة أنه صح وثبت بالإسناد الثابت الصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرصحيح ابن ماجه الصفحة أو الرقم: 3/401  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 43711

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرصحيح ابن ماجه الصفحة أو الرقم: 4395  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 43710

الراويأبو هريرة  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 6304  خلاصة حكم المحدثصحيح  شرح الحديث

الراويأبو هريرة  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 199  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 3003

الراويأبو هريرة  المحدثالترمذي  المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 3602  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح  انظر شرح الحديث رقم 64727

الراويأبو هريرة  المحدثالبزار  المصدرالبحر الزخار المعروف بمسند البزار الصفحة أو الرقم: 14/358  خلاصة حكم المحدثلا نعلم رواه عن القاسم إلا الزهري

الراويأبو هريرة  المحدثابن خزيمة  المصدرالتوحيد الصفحة أو الرقم: 628/2  خلاصة حكم المحدثأشار في المقدمة أنه صح وثبت بالإسناد الثابت الصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثابن خزيمة  المصدرالتوحيد الصفحة أو الرقم: 624/2  خلاصة حكم المحدثأشار في المقدمة أنه صح وثبت بالإسناد الثابت الصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثابن خزيمة  المصدرالتوحيد الصفحة أو الرقم: 625/2  خلاصة حكم المحدثأشار في المقدمة أنه صح وثبت بالإسناد الثابت الصحيح

الراويأبو هريرة  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 7/420  خلاصة حكم المحدثصحيح ثابت من غير وجه تفرد به مصعب عن داود  

 الراويالقاسم بن محمد بن أبي بكر  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرفتح الباري لابن حجر الصفحة أو الرقم: 12/395  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 5178  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 2998

الراويأبو هريرة  المحدثالألباني المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم3602  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 40059

Ebu Hureyre: Resulullah as: Her nebinin müstecab bir duası vardır. Her nebi o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım. Ona inşaallah, ümmetimin Allah’a bir şeyi şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır.

 

لكل نبيٍّ شفاعةٌ، وإنّي اختبأتُ شفاعتِي لأهلِ الكبائِرِ من أمّتي يومَ القيامةِ

 الراويأنس بن مالك  المحدثالخطيب البغدادي  المصدرتاريخ بغداد الصفحة أو الرقم1/413  خلاصة حكم المحدثفيه إسماعيل غير ثقة

Her Nebi’ye şefaat verildi. Ben Kıyamet günü ümmetimden kebâir sahibine sakladım.

 

أخّرتُ شفاعتِي لأهلِ الكبائرِ من أمّتي

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن القيسراني  المصدرذخيرة الحفاظ الصفحة أو الرقم: 1/254  خلاصة حكم المحدثمنكر الإسناد باطل   

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن عدي  المصدرالكامل في الضعفاء الصفحة أو الرقم: 8/66  خلاصة حكم المحدثباطل

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن القيسراني  المصدرذخيرة الحفاظ الصفحة أو الرقم: 1/254  خلاصة حكم المحدثمنكر الإسناد باطل

الراويأنس بن مالك  المحدثالخطيب البغدادي  المصدرتاريخ بغداد الصفحة أو الرقم: 1/413  خلاصة حكم المحدثفيه إسماعيل غير ثقة

Ben şefeaatimi ümmetimden kebâir sahibine erteledim.

 

 

 أنه قال ذاتَ يومٍ شفاعتي لأهلِ الكبائرِ من أمتي قال ابنُ عباسٍ السابقُ بالخيراتِ يدخلُ الجنةَ بغيرِ حسابٍ والمقتصدُ يدخلُ الجنةَ برحمةِ اللهِ والظالمُ لنفسِه وأهلُ الأعرافِ يدخلون الجنةَ بشفاعةِ محمدٍ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم

الراوي : عبدالله بن عباس  المحدث : الهيثمي  المصدر : مجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/381  خلاصة حكم المحدث : ‏‏ فيه موسى بن عبد الرحمن الصنعاني وهو وضاع‏‏

 

شفاعتي لأهلِ الكبائرِ من أُمَّتِي

الراويأنس بن مالك  المحدثأبو داود  المصدرسنن أبي داود الصفحة أو الرقم: 4739  خلاصة حكم المحدثسكت عنه وقد قال في رسالته لأهل مكة كل ما سكت عنه فهو صالح

الراويأنس بن مالك  المحدثالترمذي  المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 2435  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح غريب من هذا الوجه

الراويأنس  المحدثالبزار  المصدرالبحر الزخار المعروف بمسند البزار الصفحة أو الرقم: 13/340  خلاصة حكم المحدثلا نعلم روى هذا الحديث عن ثابت إلا الخزرج بن عثمان

الراويأنس بن مالك  المحدثابن حبان  المصدرالمقاصد الحسنة الصفحة أو الرقم: 301  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويجابر بن عبدالله  المحدثابن حبان  المصدرالمجروحين الصفحة أو الرقم: 2/261  خلاصة حكم المحدثفيه محمد بن ثابت يروي عن أبيه ما ليس من حديثه لا يجوز الاحتجاج به ولا الرواية عنه على قلته

الراوي : -  المحدث :ابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم:12/481  خلاصة حكم المحدثمتواتر

الراوي : -  المحدث :ابن تيمية  المصدرمجموع الفتاوى الصفحة أو الرقم:7/500  خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراوي : -  المحدث :ابن تيمية  المصدرشرح حديث جبريل الصفحة أو الرقم: 358 خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراويعبدالله بن عمر المحدثالذهبي المصدرميزان الاعتدال الصفحة أو الرقم:2/314  خلاصة حكم المحدثرواه عن صديق الصوناخي من يجهل حاله، وهو أحمد الزينبي فما أدرى من وضعه

الراويأنس بن مالك  المحدثالذهبي  المصدرميزان الاعتدال الصفحة أو الرقم: 2/399  خلاصة حكم المحدثفيه عبد الله بن أبي بكر المقدمي قال ابن عدي: ضعيف

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالذهبي  المصدرميزان الاعتدال الصفحة أو الرقم: 4/212  خلاصة حكم المحدثفيه موسى بن عبد الرحمن الثقفي ليس بثقة

الراويجابر بن عبدالله  المحدثابن كثير  المصدرتفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 2/248  خلاصة حكم المحدثفي إسناده من جميع طرقه ضعف

الراويأنس بن مالك  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدرالتلخيص الحبير الصفحة أو الرقم: 3/1150  خلاصة حكم المحدثرواه مسلم بدون ذكر الكبائر

 الراوي : -  المحدثملا علي قاري  المصدرشرح مسند أبي حنيفة الصفحة أو الرقم: 295  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراوي : -  المحدثملا علي قاري  المصدرشرح مسند أبي حنيفة الصفحة أو الرقم: 501  خلاصة حكم المحدثكاد أن يكون متواترا

الراويأنس بن مالك  المحدثالزرقاني  المصدرمختصر المقاصد الصفحة أو الرقم: 558  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويأنس بن مالك  المحدثمحمد جار الله الصعدي  المصدرالنوافح العطرة الصفحة أو الرقم: 171  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويأنس بن مالك  المحدثالسفاريني الحنبلي  المصدرشرح كتاب الشهاب الصفحة أو الرقم: 314  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالمباركفوري  المصدرتحفة الأحوذي الصفحة أو الرقم: 6/310  خلاصة حكم المحدثضعيف ولكنه يعتضد بحديث أنس 

الراويأنس بن مالك المحدثالألباني المصدرصحيح أبي داود الصفحة أو الرقم: 4739 خلاصة حكم المحدث :صحيح  شرح الحديث

الراويأنس بن مالك المحدثالألباني المصدرتخريج كتاب السنة الصفحة أو الرقم: 832 خلاصة حكم المحدثصحيح 

 الراويأنس بن مالك المحدثالألباني المصدرتخريج كتاب السنة الصفحة أو الرقم: 831 خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويأنس بن مالك المحدثالألباني المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 5528 خلاصة حكم المحدث :صحيح

الراويجابر بن عبدالله و ابن عباس و عبدالله بن عمر و كعب بن عجرة و أنس بن مالك المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 3714  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرشرح الطحاوية الصفحة أو الرقم: 233  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2436  خلاصة حكم المحدثصحيح 

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2435  خلاصة حكم المحدثصحيح  

الراويأنس بن مالك  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 3649  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويجابر بن عبدالله  المحدثالوادعي  المصدرالشفاعة الصفحة أو الرقم: 104  خلاصة حكم المحدثضعيف بهذا السند , ولكنه يصلح في الشواهد والمتابعات

الراويأنس بن مالك  المحدثالوادعي  المصدرالشفاعة الصفحة أو الرقم: 98  خلاصة حكم المحدثضعيف

الراويأنس بن مالك  المحدثالوادعي  المصدرالشفاعة الصفحة أو الرقم: 100  خلاصة حكم المحدثحسن بهذا الإسناد

الراويأنس بن مالك  المحدثالوادعي  المصدرالشفاعة الصفحة أو الرقم: 99  خلاصة حكم المحدثرجاله رجال الصحيح إلا الحكم بن خزرج وقد وثقه ابن

الراوي : -  المحدثالوادعي  المصدرالشفاعة الصفحة أو الرقم: 123  خلاصة حكم المحدثموضوع باطل

الراويجابر بن عبدالله المحدثالألباني المصدرصحيح ابن ماجه الصفحة أو الرقم: 3498 خلاصة حكم المحدث :صحيح 

الراويأنس بن مالك  المحدثابن عدي  المصدرالكامل في الضعفاء الصفحة أو الرقم: 4/59  خلاصة حكم المحدثغير محفوظ

الراويأنس بن مالك  المحدثأبو داود  المصدرسنن أبي داود الصفحة أو الرقم: 4739  خلاصة حكم المحدثسكت عنه وقد قال في رسالته لأهل مكة كل ما سكت عنه فهو صالح

الراويأنس بن مالك  المحدثالترمذي  المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 2435  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح غريب من هذا الوجه 

الراويأنس  المحدثالبزار  المصدرالبحر الزخار المعروف بمسند البزار الصفحة أو الرقم: 13/340  خلاصة حكم المحدثلا نعلم روى هذا الحديث عن ثابت إلا الخزرج بن عثمان

الراويأنس بن مالك  المحدثابن حبان  المصدرالمقاصد الحسنة الصفحة أو الرقم: 301  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويجابر بن عبدالله  المحدثابن حبان  المصدرالمجروحين الصفحة أو الرقم: 2/261  خلاصة حكم المحدثفيه محمد بن ثابت يروي عن أبيه ما ليس من حديثه لا يجوز الاحتجاج به ولا الرواية عنه على قلته

الراويأنس بن مالك المحدثالهيثمي المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم:10/381  خلاصة حكم المحدثفيه الخزرج بن عثمان وقد وثقه ابن حبان وضعفه غير واحد وبقية رجال البزار رجال الصحيح

الراويأنس بن مالك المحدثالوادعي المصدرالشفاعة الصفحة أو الرقم: 101 خلاصة حكم المحدثضعيف

الراويجابر بن عبدالله  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 3/233  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث جعفر ومحمد بن ثابت

الراويجابر بن عبدالله  المحدثأبو نعيم  المصدرحلية الأولياء الصفحة أو الرقم: 3/233  خلاصة حكم المحدثغريب من حديث جعفر ومحمد بن ثابت

الراويأنس بن مالك المحدثالهيثمي المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم:10/381  خلاصة حكم المحدثفيه الخزرج بن عثمان وقد وثقه ابن حبان وضعفه غير واحد وبقية رجال البزار رجال الصحيح

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالطبراني  المصدرالمعجم الأوسط الصفحة أو الرقم: 6/106  خلاصة حكم المحدثلم يرو هذا الحديث عن أيوب السختياني إلا حرب بن سريج تفرد به شيبان

 الراويعبدالله بن عباس  المحدثالهيثمي  المصدرمجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 10/381  خلاصة حكم المحدثفيه حرب بن سريج وقد وثقه غير واحد وفيه ضعف وبقية رجاله رجال الصحيح

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالألباني