102- TEKÂSUR SÛRESİ

Bütün müfessirlerin görüşüne göre Mekke'de inmiştir. Buhari Medine'de indiğini rivayet etmiştir.  Sekiz âyettir.

İbn Abbâs, Mukâtil ve el-Kelbî: Bu Kureyş'e bağlı iki kol olan Abdumenafoğulları ile Sehmoğulları hakkında inmiştir. Bunlar İslâm geldikten sonra ileri ge­len ve eşraflarının çokluğu ile öğündüler. Bunları sayıp ortaya döktüler. Her biri;

1.    Bizim efendilerimiz daha çok,

2.    Güçlülerimiz başkalarından daha güçlü,

3.    Bizim sayımız daha fazla,

4.    Bizim koruyu­cularımız daha çoktur, dediler.

Ancak Abdümenaf oğullarının da­ha ziyade oldukları ortaya çıktı. Daha sonra ölülerini ileri sürerek çokluk yarı­şını genişlettiler. Bu sefer de Sehm oğullarının fazla oldukla­rı ortaya çıktı. Bunun üzerine; sizin hayatta olanlarınızlaأَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ  çoklukla öğünüşünüz sizi o kadar oyaladı ki sonunda onlarla yetinmeyerek ölmüş­lerle öğünüp حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ kabirleri ziyaret ettiniz buyrukları indi.

Mukâtil ve Katâde: Yahudiler: Biz filan oğullarından daha çoğuz. Filan oğulları ise filan oğullarından daha çoktur, gibi lüzumsuz laflar onların hayatını tüketmiştir.

İbn Zeyd: Bu ensarın bir boyu hakkında inmiştir.

Amr b. Dinar: Bu sûre tüccarlar hakkında inmiştir, di­ye yemin etmiştir.

Katade: Bu sûre kitab ehli hakkında inmiştir.

Kurtubî: Âyeti kerime sözü edilen bütün bu hususları ve başkalarını da kapsayacak genelliktedir.


بسم الله الرحمن الرحيم

أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ 1 حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ 2 كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ 3 ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ 4 كَلاَّ لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ 5 لَتَرَوْنَ الْجَحِيمَ 6 ثُمَّ لَتَرَوْنَهَا عَيْنَ الْيَقِينِ 7 ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنْ النَّعِيمِ 8

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1.    Çokluk sizi oyaladı.

2.    Mezarlıkları bile ziyaret ettiniz,

3.    Hayır, ilerde bileceksiniz.

4.    Sonra Hayır, ilerde bileceksiniz.

5.    Hayır, ilme’l yakîn ile bilseydiniz,

6.    Andolsun ki; Cahîm’i muhakkak göreceksiniz.

7.    Andolsun ki, yine onu ayne’l yakîn olarak göreceksiniz.

8.    Sonra o gün, andolsun ki nimetlerden sorulacaksınız.


 

أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ 1

1. Çokluk sizi oyaladı.

Ayetteki أَلْهَاكُمْ; sizi oyala­dı, sizi uğraştırdı, meşgul etti demektir.

الإلهي lehve, eğlenceye yönelmektir. لهو lehv ise, kişinin heves ve arzusunun davet ettiği şeylere yönelmek demektir. Bir şeye yönelme başkasından yüz çevirmedir. İşte bundan dolayı dilciler Beni unuttu, beni meşgul etti anlamında kullanırlar.

İnsanın mutluluğu:

1.   Nefsanî istekleri,

2.   Bedensel istekleri,

3.   Çevresel istekleri kapsamaktadır.

Bu isteklerin hemen hemen hepsi insanın bebekliği, çocukluğu, gençliği, kâmilliği ve ihtiyarlığı dönemlerinde sayılamayacak kadar çeşitlidir. Çünkü ilgi alanları farklıdır. İnsan kendi arzu ve isteklerine kavuştukça mutlu olur. Sevinir ve sevincini etrafıyla paylaşır. Bazen ölçüyü kaçırır. Başkalarını küçümser ve kendisinin farklı olduğunu ifade eder. Mal, makam, taraftar, evlat, kahramanlık, şöhret, cihangirlik, kuvvet ve güzelliklerin gibi çokluğu konularda lüzumsuz övünç ve iftihar içine girer. Evrensel güzellikleri önemsemez. Yaratanını unutur. Çokluk kendisini oyalar. Küçük hesaplar büyük programları görmemezliğe getirir.


التَّكَاثُرُ: Bu kullanım şekli; iki kimse arasındaki bir ortaklığı ifade etmiş olması, muhtemeldir. Çünkü nice iki kişi vardır ki, onlardan her biri diğerine; Ben senden, mal bakımından daha ileriyim, taraftar bakımından da daha güçlüyüm der.

Yani; mal ve nüfus çokluğu ile övünmeniz sizi Allah'a itaatten alı­koydu. Bu tutumunuz ölüp kabirlere defnedilinceye kadar sürüp gitti.

İbn Abbas ve el-Hasen: أَلْهَاكُمْ; size unutturdu, التَّكَاثُرُ; mal ve evlat çoklu­ğuyla övünmektir.

Katâde: التَّكَاثُرُ kabile ve aşiretlerle öğünüştür.

ed-Dahhâk: التَّكَاثُرُ geçim ve ticaretle uğraşmanız sizi oyalamıştır.

أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ: Çoklukla öğünüş karşılıklı olarak çokluğu ileri sürüp, öğünmek demektir.

Kuşeyrî: Tefsirinde; onlar babaları ve geçmiş atalarıyla övünüyorlardı, haberini vermektedir.

Cârullah Zemahşerî: التكاثر; kimilerinin en kalabalık biziz, kimilerinin de biz daha fazlayız gibi çoklukta övünme ve yarışmadır, der.

İbni Abbâs’a nisbet edilen تنوير المقباس من تفسير ابن عباس tefsirde ألهاكم التكاثر: Sizi sayı ve soy-sopla övünme meşgul etti, der.

Mevdudî: التَّكَاثُرُ kesret’tendir. Onun üç anlamı vardır.

1.  İnsanın en fazla kesret elde etmek için çalışmasıdır.

2.  İnsanların bolluk elde etmek için birbirleriyle yarışması ve birbirlerinin üzerine çıkmaya çaba göstermesidir.

3.  İnsanların birbirlerine karşı kibirli davranmalarının bolluk dolayısıyla olmasıdır.

 

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرّاً ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماً وَفِي الآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir. 7/Hadid:20

 

أنس بن مالك لو كان لابن آدم واد من ذهب أحب أن له واديا آخر. ولن يملأ فاه إلا التراب. والله يتوب على من تاب

Eğer Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsaydı, mutlaka bir diğerini isterdi. Âdemoğlunun ağzını ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenin tevbesini kabul edendir. Sahih,  Buhari, 6075, Sahih, Müslim: 2464, Sahih, İbnu Hibbân 3234, Sünen, Tirmizî, 3898, Müsned, Ebu Ya’lâ 3591, 2951,  Müsned, Ahmed, 3501, 12717, 14657, Bezzâr 2222, Mu’cem İbnu Asâkir 1086, Şiabu’l İmân, 10277, Deyâlisî 539, 1983

أبو هريرة يقول العبد: مالي. مالي. إنما له من ماله ثلاث: ما أكل فأفنى. أو لبس فأبلى. أو أعطى فاقتنى. وما سوى ذلك فهو ذاهب، وتاركه للناس . صحيح مسلم 2959

Sahih, Müslim 7611, Sahih, İbnu Hibbân 3244, 3328, Müsbed, Ahmed 8813, 9339, Şiabu’l İman 3333, 10283

Müslim: ...Rasûlullâh: أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ buyruğunu okurken vardım, şöyle bu­yurdu: Âdemoğlu malım malım, der. Onun malı üç şeyden ibarettir: Âdemoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve verip tasadduk ettiğinden başka nesi var ki? Bunun dışındakiler geçicidir. (Ölünce) onu insanlara terk eder.

 

أنس بن مالك يتبع الميت ثلاثة  فيرجع اثنان ويبقى معه واحد : يتبعه أهله وماله وعمله ، فيرجع أهله وماله ويبقى عمله البخاري:  6514

Ölüyü -mezara kadar- üç şey takip eder. İkisi geri döner, bir teki yanında kalır:  Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Malı ve ailesi geri döner. Ameli yanında kalır. Sahih Buhari 6149, Sahih Müslim 7613, Sahih İbnu Hibbân 3107, Süneni Nesai: 1937, Sahih Tirmizi 2379, Müsned Ahmed 12080, Müsned Humeydi 1186, Mu’cem İbnu Asâkir 187.

 

أنس بن مالك يهرم ابن آدم وتشب منه اثنتان: الحرص على المال، والحرص على العمر  مسلم

Âdemoğlu ihtiyarlayınca kendisinden iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve ömre karşı hırs -iştahlanır-. Sahih, Müslim:1047, Sahih İbni Mâce:3431 1936, Sahih, Tirmizi: 2339, 2455

 

Hasan el-Basrî: Etrafındakilerin çokluğu seni aldatmasın. Çünkü yalnız öleceksin, yalnız dirileceksin ve yalnız hesaba çekileceksin. Bunu, Yüce Allah'ın şu ayetleri açık açık ifade etmektedir;

 

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

O gün kişi kardeşinden kaçar... 80/Abese,34

وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدا

O (insan) bize tek başına gelir. 19/Meryem,95

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ

Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. 6/Enam:94.


6598 - حدثنا حسن حدثنا ابن لهيعة حدثني حيي بن عبد الله عن أبي عبد الرحمن الحبلي عن عبد الله بن عمرو أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال انكحوا أمهات الأولاد فإني أباهي بهم يوم القيامة

Çocuğu olabilen kadınlarla nikâhlanın. Çünkü ben, Kıyamet gününde onların çocuklarıyla övüneceğim. Müsned Ahmed bin Hanbel 6598


 

10391 - عبد الرزاق عن بن جريج قال أخبرت عن هشام بن سعد عن سعيد بن أبي هلال أن النبي صلى الله عليه و سلم قال تناكحوا تكثروا فإني أباهي بكم الأمم يوم القيامة ينكح الرجل الشابة الوضيئة من أهل الذمة فإذا كبرت طلقها الله الله في النساء إن من حق المرأة على زوجها أن يطعمها ويكسوها فإن أتت بفاحشة فيضربها ضربا غير مبرح

 Müsannef Abdurrezzâk 10391


 

حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ 2

2. Mezarlıkları bile ziyaret ettiniz,

 

Ayetteki, Hatta kabirleri ziyaret ettiniz, ifadesi taki öldünüz, demektir.

Kabirleri ziyaret mecazen ölmek manasınadır. Arapça'da, ölen kimse içip, kabrini ziyaret etti denilir.

Ziyaret: bir yere gelmek-gitmek demektir.

القبر ج قبور المقابر kabr kelimesinin çoğulu kubûr veya mekâbir’dir.


Zamahşerî: kabirleri ziyaret, ölüleri, saymakla öğünmekten mecaz veya kinayedir.

عبدالله بن عباس أن رسول الله صلى الله عليه وسلم دخل على أعرابي يعوده، فقال : لا بأس عليك، طهور إن شاء الله . قال: قال الأعرابي : طهور؟ بل هي حمى تفور، على شيخ كبير، تزيره القبور قال النبي صلى الله عليه وسلم  فنعم إذا.

Rasûlullâh bir bedeviye hasta ziyaretine gitti. Ve: Önemi yok inşaallâh temizliktir, buyurdu. Bedevî temizlik mi? deyince, Rasûlullâh: Evet, coşan bir humma, büyük bir yaşlıya musallat oluyor ve ona kabirleri ziyaret ettiriyor. Bunun üzerine Nebi as.; öyleyse peki. Sahih, Buhari: 5656, 5662, 3616, 7470.


İbni Kesir: حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ Sonunda ölüm size geldi ve siz ka­birlerin ziyaretçileri oldunuz. O kabirlerden artık ziyaretçinin kendi konağı olan cennet yahut cehennem ateşindeki yerine dönüşü gibi dönüyorsunuz. Ölen kimse hakkında: زار قبره Kabrini ziyaret etti, denilir.


عبدالله بن مسعود كنت نهيتكم عن زيارة القبور، فزوروا القبور، فإنها تزهد في الدنيا، و تذكر الآخرة

Rasûlullâh: Ben size kabirleri ziyareti yasaklamıştım. Artık onları ziyaret ediniz. Çünkü o, dünyaya karşı zahid olmayı ve âhireti hatırlamayı sağlar. buyurdu. El Câmiu’s Sâğîr, es Suyûtî: 6430, Tirmizi:1054, Sahih, Nesâî: 2032, 5667, 5668, 5669, 4441, 4442, Müslim: 1977,


أبو هريرة  زار النبي صلى الله عليه وسلم قبر أمه. فبكى وأبكى من حوله. فقال: استأذنت ربي في أن أستغفر لها فلم يؤذن لي. واستأذنته في أن أزور قبرها فأذن ليفزوروا القبور . فإنها تذكر الموت . مسلم

Rasûlullâh annesinin kabrini ziyaret etti. Ağladı da etrafındakileri de ağlattı. Şöyle buyurdu: Rabbimden Annem için istiğfarda bulunmak için izin istedim. Fakat bana izin verilmedi. Kabrini ziyaret etmek için izin istedim; ona izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret edin. Çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır. Sahih, Müslim: 976, Sahih, Nesâî: 2033, Sünen, Ebû Dâvud: 3234, Sahih, İbnu Mâce: 1287

 

كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ 3 ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ 4

3. Sakının! Yakında bileceksiniz.

4. Evet, sakının! İleride bileceksiniz.

 

كَلاَّ ‘nın tekrarı:

1.   Bu, te'kid vurgu içindir.

2.   Birincisi va'îd tehdid, ikincisi va'd müjdedir.

3.   İki farklı şeyin ifadesidir. Zulüm/güzellik için tekrardır.

4.   Kabir azabının iması için tekrardır.

عن علي رضي الله عنه قال: ما زلنا نشك في عذاب القبر، حتى نزلت ألهاكم التكاثر. الترمذي    سنن الترمذي: 3355 خلاصة حكم المحدث: غريب إسناده ضعيف

Ali ra: Biz, أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُر حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِر nazil oluncaya kadar kabir azabı hakkında şüphe ediyorduk. Sünen, Tirmizî: 3355.  el Bânî Tahrîcu Kitâbu’s Sünne 877. Ancak el Bânî bu hadisin isnadı zayıftır, der. Bu hadise göre; yüce Allah'ın: Sakının, yakında kabirlerde bileceksiniz anlamına işa­ret etmektedir.

ed Dahhâk:

كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ 3. ayet kafirler,

ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ 4. ayet de müminler hakkında olabilir. Eğer 4. Ayet müminler hakkında olursa anlam şöyle olabilir:

Mala ve onu çoğaltmaya olan düşkünlüğünüz sizi oyaladı. Böylece ölünceye kadar, o malın zekâtını da vermediniz. Ama şimdi ölürken, kalpleriniz yumuşadı ve: Zekât için şu kadar, hac için şu kadar vasiyet ediyorum, demeye başladınız.

Mücahid ve el Hasanu’l Basrî: Bu ayetlerin her biri başlı başına birer tehdittir. Yani tehdit üzerine başka bir tehdittir.

el-Ferra: Yani durum; sizin övün­meniz ve çoklukla karşılıklı böbürlenmeniz gibi değildir. Buna göre ifade كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ buyruğuyla yakında bu halinizin akıbetini bileceksiniz, demektir.

el-Ferra Tekit ve durumun daha va­him olduğunu anlatmak maksadıyla tekrar edilmiş olma ihtimali de vardır.

İbn Abbas: Sakının! Yakında kabirde size ne gibi bir azab ge­leceğini bileceksiniz. Evet, sakının! İleride âhirette azab başınıza gele­ceği vakit bileceksiniz.

Buna göre birincisi kabir hakkında, ikincisi âhiret hakkındadır. Dolayısıy­la tekrar her iki hal için söz konusudur.

Bir diğer açıklamaya göre: Sakının! Yakında ölüm gelip sizi bulduğun­da ve elçiler canlarınızı almak üzere geldiğinde bileceksiniz. Evet, sakının! İleride kabirlerinize girip, Münker ve Nekîr gelip, kabir sorusu dehşeti si­zi çepeçevre kuşatıp ve cevap vermek imkânını bulamadığınız vakit bile­ceksiniz.

Şöyle de açıklanabilir: Yaptığınız bu hatanın sonucunu dünyada da ahirette de göreceksiniz.


إذا قبر الميت (أو قال أحدكم) أتاه ملكان أسودان أزرقان. يقال لأحدهما : المنكر والآخر النكير . فيقولان : ما كنت تقول في هذا الرجل؟ فيقول ما كان يقول : هو عبد الله ورسوله . أشهد أن لا إله إلا الله وأن محمدا عبده ورسوله . فيقولان: قد كنا نعلم أنك تقول هذا . ثم يفسح له في قبره سبعون ذراعا في سبعين . ثم ينور له فيه . ثم يقال له : نم . فيقول أرجع إلى أهلي فأخبرهم ؟ فيقولان : نم كنومة العروس الذي لا يوقظه إلا أحب أهله إليه ، حتى يبعثه الله من مضجعه ذلك . وإن كان منافقا قال : سمعت الناس يقولون فقلت مثله . لا أدري . فيقولان : قد كنا نعلم أنك تقول ذلك . فيقال للأرض : التئمي عليه . فتلتئم عليه . فتختلف أضلاعه . فلا يزال فيها معذبا حتى يبعثه الله من مضجعه ذلك

Sizden birinin cenazesi kabre konulduğu zaman siyah ve yeşil iki melek ona gelir. Birine el Münker diğerine el Nekîr denilir. İkisi der ki: Şu (Muhammed denen) adam hakkında ne diyorsun? O da daha önceleri dediği gibi: O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun kulu ve elçisidir. İkisi de şöyle der: Senin böyle diyeceğini biliyorduk. Sonra mezarı eni boyu yetmiş zira’ genişletilir. Sonra orası onun için aydınlatılır. Sonra ona: Uyu, denilir. O: Geri dönüp ehlime haber vereyim, der. İki melek der ki: Ailesinden sevdiklerinin kendisini uyandırdığı gibi damat uykusuyla uyu. Allah onu tekrar diriltinceye kadar yanı üzere yatar. Eğer adam münafıksa şöyle der: İnsanlar bir şeyler derlerdi ve ben de söylerdim. Bilmiyorum. Melekler: Zaten biz senin böyle diyeceğini biliyorduk, derler. Sonra Arz’a denilir ki: Bunu sıkıştır. O onu sıkıştırır. Kemikleri birbirine geçer. Yan üstü yatışından Allah onu tekrar diriltinceye kadar azablandırılması devam eder.

Sünen, Tirmizî:1071 Hasen Ğarîp, Sahih İbnu Hibbân 3117, Müsned el Hâris 280

 

كَلاَّ لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ 5

5- Sakının! Gerçekten ilme’l yakîn ile bilseydiniz.

 

 

el-Ferra: كَلاَّ gerçekten, anlamındadır.

İbn Ebi Ha­lim: Bu üç yerde de: كَلاَّ lafzı; Dikkat edin, haberiniz olsun anlamındadır.

Bu ayette كَلاَّ sakı­nın tekrarlanması bir azar ve bir uyarıdır.

Hasan el-Basrî كَلاَّ ' حقا gerçekten manasına alır. Buna göre ayet: Sizler gerçekten ilme’l yakîn ile bilseydiniz, manasında olur.

Yakîn: Ölüm, diriliş ve kıyamettir.

عِلْمَ الْيَقِينِ yani ölmeden önce Kur’ân’ın verdiği haberi bilselerdi.

Ahfeş: Ayetin; Siz, ilme’l yakîn ile bilseydiniz, bu övünmeler sizi, ibadetten ve taattan alıkoyamazdı.

Ebû Müslim: Siz, size neyin farz olduğunu bilseydiniz, ona sımsıkı sarılırdınız. Ne için yaratıldığınızı bilseydiniz, o işle meşgul olurdunuz.

 

Katade الْيَقِينِ ölüm ve ölümden sonra البعث diriliş demektir. Çünkü ölümden sonra diriliş gel­di mi artık şüpheler ortadan kalkacaktır. Keşke sizler ölümden sonra dirili­şin bilgisini bilseydiniz, demektir.

لَتَرَوْنَ الْجَحِيمَ 6 ثُمَّ لَتَرَوْنَهَا عَيْنَ الْيَقِينِ 7

6. Andolsun siz Cahîm’i göreceksinizdir.

7. Yine andolsun onu Ayne'l yakîn göreceksinizdir.

لَتَرَوْنَ الْجَحِيمَ buyruğu bir başka tehdittir. Buy­rukta yeminin hazfedilmiş olduğu kabul edilir. Yani: An­dolsun ki âhirette Cahîm’i göreceksinizdir.

Hitab cehenneme girmeleri vacib olmuş kâfirleredir.

Hitab umumî olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın:

وَإِنْ مِنْكُمْ إِلاَّ وَارِدُهَا...

Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. 19/Meryem71

Buy­ruğu gibi. Orası kâfirler için kalınacak bir yurt, müminler için de bir geçit ola­rak hazırlanmıştır.

حفصة إني لأرجو ألا يدخل النار أحد إن شاء الله تعالى ممن شهد بدرا والحديبية قالت قلت يا رسول الله أليس قد قال الله  وَإِنْ مِنْكُمْ إِلاَّ وَارِدُهَا قال ألم تسمعيه يقول ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيّاً Sahîh, İbnu Mâce; 3473

Allah Rasûlü as. Hafsa'nın evindeydi. Bedir ve Hudeybiye'de bulunan hiç kimse inşaallah ateşe girmeyecek, buyurdu. Hafsa; Ya Rasûlallâh!.. Allah: وَإِنْ مِنْكُمْ إِلاَّ وَارِدُهَا  buyurmuyor mu? diye sordu da Allah Rasûlü: ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيّاً Sonra Biz, takva sahiplerini kurtaracağız. Zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız, buyurduğunu duymadın mı, der.

أم مبشر لا يدخل النار، إن شاء الله، من أصحاب الشجرة، أحد. الذين بايعوا تحتها. قالت: بلى. يا رسول الله ! فانتهرها. فقالت حفصة : وَإِنْ مِنْكُمْ إِلاَّ وَارِدُهَا  19مريم/71  فقال النبي صلى الله عليه وسلم . قد قال الله عز وجل : ثم ننجي الذين اتقوا 19/ مريم/72 Sahîh, Müslim; 2496

Hudeyiye’de Ağaç altında biat edenlerin biri bile inşaallah Ateş’e girmeyecektir. Hafsa şunu cevapla diyerek: وَإِنْ مِنْكُمْ إِلاَّ وَارِدُهَا ayetini okudu. Bunun üzerine Nebi as: Allah azze ve celle: ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيّاً buyuruyor, diye cevap verdi.

عبدالله بن مسعود في قول الله عز وجل وإن منكم إلا واردها  قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : يرد الناس النار ثم يصدرون عنها بأعمالهم فأولهم كلمح البرق ثم كالريح ثم كحضر الفرس ثم كالراكب في رحله ثم كشد الرجل ثم كمشيهSünen, Tirmizî; 3159 

Abdullah İbn Mesud: Allah azze ve celle buyruğunda: وإن منكم إلا واردها Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur, yer almaktadır. Rasûlullâh as.: İnsanlar Ateş’e uğrayacaktır. Sonra kendi amelleriyle oradan çıkacaklardır. Onların önde gidenleri şimşek gibi, sonraki rüzgâr gibi, sonraki kuş gibi, sonraki iyi cins at gibi, sonraki bineğine binen gibi, sonraki de (Ateş’ten çıkışı) adam yürümesi gibidir.

عبدالله بن مسعود وإن منكم إلا واردها  قال: يردونها ثم يصدرون بأعمالهمSahih, Tirmizi; 3160

Abdullah İbn Mesud: Allah azze ve celle buyruğunda: وإن منكم إلا واردها Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur, Ayetinden sonra: İnsanlar oraya girecekler, Sonrada da amelleriyle çıkacaklardır, dedi.

 

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنْ النَّعِيمِ 8

8. Sonra andolsun o günde nimetlerden elbette sorulacaksınızdır.

 

 

Hasan el-Basri: Cehennemliklerden başka, hiç kimse nimetlerden hesaba çekilmeyecek.

عبدالله بن عباس نعمتان مغبون فيهما كثير من الناس: الصحة والفراغ  صحيح البخاري6412 

Abdullah ibni Abbâs: Rasulullah buyuruyor: İki nimet konusunda insanların çoğu aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.

Sahih, Buhari: 6423, Mecmau’z Zevâid,Heysemî: 10/292-293, Müsned, Ahmed: 5/74 Sahih, İbnu Mâce: 3380

 أبو هريرة لما نزلت هذه الآية ثم لتسألن يومئذ عن النعيم قال الناس يا رسول الله عن أي النعيم نسأل وإنما هما الأسودان والعدو حاضر وسيوفنا على عواتقنا قال إن ذلك سيكون

Ebu Hüreyre: Şu ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنْ النَّعِيمِ âyeti nazil olunca insanlar: Ey Allah'ın Rasülü! Bize hangi nimetlerden sorulacak, dedi­ler. Çünkü nihayet bizim sahip olduğumuz iki kara şeydir. (Hurma ve suyu kastediyorlar) Düşman da yanı başımızda, kılıçlarımız omuzlarımızda (bek­liyoruz). Devamla: Şüphesiz ki bu (sorgulama) olacaktır, diye buyurdu. Sahih, Tirmizi; 3357

الزبير بن العوام لما نزلت هذه الآية: ثم لتسألن يومئذ عن النعيم قال الزبير يا رسول الله فأي النعيم نسأل عنه وإنما هما الأسودان التمر والماء قال أما إنه سيكون

Zübeyr b. El Avvâm: Şu ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنْ النَّعِيمِ âyeti nazil olunca Zubeyr: Ey Allah'ın Rasülü! Bize hangi nimetlerden sorulacak, dedi. Rasûlullâh: Biz, şu iki siyah olan -hurma ve suyla- sorgulanacağız. Mutlaka bu meydana gelecektir, buyurdu. Sahih, İbnu Mâce;3371 Sünen, Timizi; 3356

   

  

وَلا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولاً

Hakkında bilgi sahibi olmadığın şey üzerinde durma. Çünkü kulak, göz ve kalbin her biri ondan sorumludur. 17/İsra:36

 

Nimetlerin ma­hiyeti:

1.    İbn Mesud: Güvenlik, boş vakit ve sağlıktır.

2.    Said b. Cübeyr: Sağlık ve boş vakittir.

3.    İbn Abbas: Sıhhat, görme-işitme, yeme-içme gibi diğer leziz şeylerdir.

4.    Cabir b. Abdullah el-Ensari: Yeme-içme lezzetleridir.

5.    el-Hasen: Öğlen ve akşam yemekleridir.

6.    Mekhûl eş-Şamî: Midelerin doyması, soğuk içecekler, meskenlerin gölgesi, mutedil yaratılış ve uyku lezzetidir.

7.     Muhammed el-Bakır: Afiyet ve sıhhattir.

8.    el-Kuşeyrî Ebu Nasr: Bütün nimetleri kapsayan bu sorgulama, sa­dece kâfirler içindir. Çünkü rivayet olunduğuna göre bu âyet-i kerime nazil olunca Ebu Bekir şöyle demiş: Ey Allah'ın Rasûlü! Ebu'l Heysem b. et Teyyihan'ın evinden arpa ekmeği, et ve henüz yeni olgunlaşmaya başlamış ta­ze hurma ve tatlı sudan ibaret seninle birlikte bir yemek yemiştik. Sence ye­miş olduğumuz o yemek kendisinden sorguya çekileceğimiz nimetlerden mi­dir? Rasûlullâh: O sorgulama kâfirler içindir, dedikten sonra: ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُوا وَهَلْ نُجَازِي إِلاَّ الْكَفُورَ Zaten Biz, nankörlük edenlerden başkasını cezalandırır mıyız ki? 34/Sebe:17 buyruğunu okudu.

9.     Katâde: Emniyet ve sağlıktır.

سألت قتادة عن قول الله عز و جل: ثم لتسألن يومئذ عن النعيم

قال الأمن و الصحة   Şiabu’l İmân: 4616 

el-Kuşeyri: Bu hususta varid olmuş haberler bir arada şöylece açık­lanabilir: Herkes sorumlu tutulacak, fakat kâfirlerin sorgulanmaları azar ma­hiyetinde olacaktır. Çünkü kâfirler şükrü terk etmişlerdir. Müminlerin sorgu­lanması ise onların şereflerini yükseltmek mahiyetinde olacaktır. Çünkü müminler vaktiyle şükretmişlerdi.

Rusûlullah: Kıyamet gününde kula ilk sorulacak şey: Biz sana sağlıklı bir beden verme­dik mi? Biz sana doyasıya soğuk su içirmedik mi? sorusu olacaktır.

İbn Ömer: Soğuk su olduğunu söyler. Ben Rasûlullah'ı şöyle bu­yururken dinledim: Kıyamet günü olunca yüce Allah kullarından birisini ça­ğıracak, onu önünde durduracak ve ona malı hakkında nasıl soru sorduysa, makam ve mevkileri hakkında da soracaktır.

Malik: Bundan kasıt beden sağ­lığı ile gönül hoşluğu’dur

عنه عمه قال: كنا في مجلس فجاء النبي صلى الله عليه وسلم وعلى رأسه أثر ماء فقال له بعضنا نراك اليوم طيب النفس فقال أجل والحمد لله ثم أفاض القوم في ذكر الغنى فقال لا بأس بالغنى لمن اتقى والصحة لمن اتقى خير من الغنى وطيب النفس من النعيم  صحيح ابن ماجه  1754  

Bir yerde oturuyorduk Nebi as. geldi. Başında su izleri vardı. İçimizde bazıları: Bugün sizde gönül hoşluğu görüyoruz, dediler. Evet elhamdülillah, buyurdu, Sonra topluluk zenginlik konusunda açıklanma istediler. Rasûlullâh da: Takva sahibi için zenginlikte bir beis yoktur. Takva sahibi için sağlık zenginlikten daha hayırlıdır. Gönül hoşluğu da nimetlerdendir, buyurdu. 

Sahîh, İbnu Mâce: 1754, el Câmiu’s Sağîr, Suyutî: 9709, Sahîhu’l Câmi’, Elbânî: 7182

1.    Bunun güvenlik ve afiyet ile birlikte uyku’dur.

2.    Süfyan b. Uyeyne: Açlıktan kurtaran ve avreti örten, kaba yi­yecek ve içeceklerden ötürü kıyamet gününde kişi sorumlu tutulmayacak­tır. Kişi ancak (daha ileri) nimetlerden sorumlu tutulacaktır.

el-Kuşeyrî Ebu Nasr: Şüphesiz ki, kulun kendisiyle avretini örteceği bir elbise, vücu­dunu ayakla tutabilecek kadar yiyecek ve sıcak ve soğuğa karşı kendisini ko­ruyacak bir mekân kendilerinden sorgulanmayacağı şeyler arasındadır.

Kurtubî: Rasûlullâh'ın şu buyruğundan çıkartılmıştır: Bu hususlar dışında Âdemoğlunun bir hakkı yoktur: İçinde barınacağı bir meskeni, avretini örten bir elbisesi ve katıksız ekmek ile su.

أبو هريرة و ابن عباس و عمر بن الخطاب: هذا و الذي نفسي بيده من النعيم الذي تسألون عنه: ظل بارد، و رطب طيب، و ماء بارد

Ebu Hüreyre, İbnu Abbâs ve Ömer b. Hattâb: Rasûlullâh: Nefsim elinde olana yemin ederim ki; şunlar sorgulanacak nimetlerdendir: Serin gölge, gönül hoşluğu ve soğuk sudur, buyurdu.

 

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

www.diniyol.com

 

Not: Bu yazımız, aşağıdaki tefsir tercümelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

1.  Fahruddîn Râzi, Mefâtihu'I Gayb,

2.  Muhammed Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân,

3.  İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur’ani'l-Azîm,

4.  Mevdudî, Tefhîm'ul Kur'ân,

5.  Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri,

6.  Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili,

7,  Vehbe Zuhayli, Tefsîrü'l-Münîr,

8.  Muhammed Ali es-Sâbunî, Safvetü't-Tefâsîr,

9.  Komisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir,

10  Ebu'l Leys Semerkandi, Tefsîru'l Kur'ân,

11. Seyid Kutub, zilâli’l Kur’ân,

12. Hüseyin b. Mes'ûd el-Bagavî, Meâlimu't Tenzîl,

13. İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l Beyân an Tefsîri'l-Kur'ân,