TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

089- FECR SÛRESİ

 Otuz ayet olup, Mekkî'dir.

 

عن جابر قال: صلى معاذ صلاةً، فجاء رجل فصلى معه فطَول، فصلى في ناحية المسجد ثم انصرف، فبلغ ذلك معاذا فقال: منافق. فذكر ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فسأل الفتى، فقال: يا رسول الله، جئت أصلي معه فَطَوّل عَلَيّ، فانصرفت وصليتُ في ناحية المسجد، فعلقت ناضحي. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: أفَتَّان يا معاذ؟ أين أنت مِن  سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الأعْلَى  وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا  وَالْفَجْرِ وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى


Neseî der ki: Bize Hakem oğlu Abdülvahhâb... Câbir'den nakletti ki; o, şöyle demiş: Muâz, namaz kılıyordu, bir kişi de gelip onunla beraber namaz kıldı. Muâz namazını uzattı. Adam mescidin bir tarafında namazını kılıp ve çıkıp gitti. Bu durum Muâz'a aktarılınca: O münafıktır, dedi. Bu husus Rasûlullah'a anlatıldığında, o delikanlıyı çağırıp sordu. Delikanlı dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, ben onunla birlikte namaz kılmak için giderdim. Ancak onun namazı bana uzun geldi. Ayrılıp mescidin bir kenarında tek başıma namazımı kıldım. Sonra hayvanımın yemini verdim, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah as. buyurdu ki: Ey Müâz, sana iki defa of olsun. A'lâ, Şems, Fecr ve Leyi sûreleri neredeydi.

 

 

089- Fecr

 

سورة الفجر

بسم الله الرحمن الرحيم

وَالْفَجْرِ 1 وَلَيَالٍ عَشْرٍ 2 وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ 3 وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ 4 هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ 5 أَلَمْ تَرَى كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ 6 إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ  7 الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلادِ 8 وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِي 9 وَفِرْعَوْنَ ذِي الأَوْتَادِ 10 الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ 11 فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ 12 فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ (13) إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ (14) فَأَمَّا الإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ (15) وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ (16) كَلاَّ بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ (17) وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (18) وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلاً لَمّاً (19) وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبّاً جَمّاً (20) كَلاَّ إِذَا دُكَّتْ الأَرْضُ دَكّاً دَكّاً (21) وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفّاً صَفّاً (22) وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإِنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى (23) يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي (24) فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ (25) وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ (26) يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ (27) ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً (28) فَادْخُلِي فِي عِبَادِي (29) وَادْخُلِي جَنَّتِي (30)

 

89- FECR SÛRESİ

 

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla

1.     Şafak vaktine,

2.     On geceye,

3.     Çifte ve teke,

4.     Geçip giden geceye yemin olsun…

5.     Bunlar kendine hâkim olan için önemli şeylerdir, değil mi?

6.     Görmedin mi, Rabbin nasıl bir ceza uyguladı Ad Kavmine?

7.     Sütunlu İrem’e de.

8.     Öyle bir şehir ki onun gibisi yaratılmamıştı.

9.     Bir de o vadideki kayaları oyan Semûd’a

10. Ve kazıklı Firavuna nasıl ceza vermişti?

11. Bunlar ülkelerinde azgınlık etmiş kimselerdi.

12. Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

13. Rabbin de üstlerine azap kamçısı yağdırmıştı.

14. Çünkü senin Rabbin hep gözetlemektedir.

15. İnsan bu… Rabbi onu yıpratıcı bir imtihana sokar, ikram eder ve nimet verirse der ki: Rabbim bana verdi; bana!..

16. Ama eğer onu yıpratıcı bir imtihana sokar, rızkını daraltırsa bu defa der ki: Rabbim beni rezil etti.

17. Hayır, hayır… Siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz,

18. Çaresiz birini doyurmak için birbirinizi teşvik bile etmiyorsunuz,

19. Helal-haram demeden mirası yiyorsunuz,

20. Mala karşı sevginiz de pek fazla.

21. Hayır, hayır… Yeryüzü dümdüz edilince…

22. Melekler sıra sıra dizili iken Rabbin gelince…

23. O gün oraya Cehennem de getirilince… İşte o gün kişinin aklı başına gelir ama ne fayda!

24. Der ki: Ah! Keşke hayatım için önceden bir şeyler yapsaydım.

25. O gün Rabbinin vereceği azabı kimse veremez.

26. Onun vuracağı bağı da kimse vuramaz.

27. Ey içi rahat olan kişi!

28. Sen Rabbine dön; sen razı, Rabbin razı.

29. Kullarıma katıl,

30. Cennet’ime gir.

 

 

 

 

 

وَالْفَجْرِ 1

وَلَيَالٍ عَشْرٍ2

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ3

وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ 4

هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ 5 

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla

1.     Şafak vaktine,

2.     On geceye,

3.     Çifte ve teke,

4.     Geçip giden geceye yemin olsun…

5.     Bunlar kendine hâkim olan için önemli şeylerdir, değil mi?

 

 

وَالْفَجْر 1. Fecr/Tan yerinin ağarmasına andolsun,

 

 

Ve’l-fecri hakkında şu izahlar vardır:

 

1.  Sabah namazı vaktidir.

İbn Abbas, Mücâhid, İkrime ve Süddî: Fecr, malum olan sabahtır.

2.  Sabah namazdır.

Yine İkrime: Fecirden maksad, o anda kılınan namazdır.

3.  Kurban bayramı gününün fecridir.

Mesrûk, Mücâhid ve Muhammed İbn Kâ'b el-Kurazî: el Fecr; Kurbân bayramı gününün fecridir. Bu on gecenin de sonuncusudur.

4.  Zilhiccenin, fecrini kastetmiştir. Zilhicce, bu muazzam ibadetin kendisinde yapıldığı ilk aydır.

5.  Muharrem ayının fecri kastedilmiştir. Zira bu fecir, her yılın ilk fecridir ve bu esnada, hacc, oruç, zekat gibi, yıldan yıla tekrarlanan pek çok hususlar meydana gelir.

İbn Abbas: Yılın fecri, Muharrem'dir. Böylece İbn Abbas Muharremin tamamını bir fecr saymıştır.

Katade: Fecr, Muharremin ilk gününün fecridir

6.  Gündüzün tamamıdır. İbn Abbâs: el Fecr; bütünüyle gündüzdür.

7.  Kendisinden sular fışkıran ve mahlukatın hayatının yattığı çeşmeler-gözeler kastedilmiştir.

 

 

وَلَيَالٍ عَشْرٍ 2. On geceye yemin olsun.

 

 

1.          Zilhicce'nin ilk on gecesidir. Bir hadisde:Kendisinde salih amelin yapıldığı hiçbir gün, Zilhicce'nin on gününde yapılan amelden daha üstün değildir. denilmiştir.

İbn Abbâs, Zübeyr, Mücâhid On geceden maksad, Zilhicce'nin on gecesidir.

2.          Muharrem ayının başından sonuna kadar süre içerisinde geçen on gecedir. Muharrem ayında geçen günlerden birisi de aşure günüdür.

Yeman ve et-Taberi: Bunlar, onuncusu Aşure günü olan Muharremin ilk on gecesidir

3.          Ramazan ayının son on günüdür. Bu günler içerisinde, Kadir gecesi de vardır.  

Ed Dehhâk, İbn Abbas: Ramazan ayının son on gecesidir.

 

 

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْر 3. Çifte ve teke andolsun,

 

 

Müfessirler, şef ve vetr hususunda çok görüşler ileri sürmüşlerdir. Önemlileri:

1.         Şef, Kurban bayramı günü; vetr, Arafe günüdür. Nitekim bir hadiste, Hacc arafattır denilmiştir. Kurban bayramı gününün kıymetli oluşuna gelince bu, kurbanların bu günde kesilmesinden ve farz olan tavaf, tıraş olma, şeytan taşlama gibi, hacda yapılan pek çok işlerin bu günde yapılışından ötürüdür. İbn Abbâs, İkrime ve Dahhâk tek Arefe günü olan dokuzuncu gün, çiftin ise Kurbân Bayramı olan onuncu gündür. Atâ: Çift Arefe günüdür, tek Ramazân Bayramı gecesidir

2.         İbnu'z-Zübeyr: Şef/çift Mina'nın onbir ve onikinci günüdür. Tek ise onüçüncü gündür.

3.         Teşrik-tekbir günleri, haccda, geriye kalan işlerin yapıldığı günlerdir.

4.         Ata, ed-Dahhak: Çift, Zülhiccenin on günü, tek ise, Mina'nın üç günü­dür.

5.         İbn Ebî Necih, İbn Abbas: Vetr Adem idi. Dolayısıyla, hanımıyla birlikte şef/çift oldu.

6.         Şef/çift Adem ve Havva; vetr/tek, Allah Teâlâdır, denilmiştir.

7.         Vetr, mesela akşam namazı gibi tek rekatlı; şef ise, çift rekatlı namazlardır. 

8.         İbn Abbas: Çift, sabah namazı, tek de akşam namazıdır.

9.         er-Rabî' b. Enes ve Ebu'l-Aliye: Akşam namazıdır. Ondaki şef/çift iki rekat, vetr/tek ise üçüncü rekattır. 

10.     Şef, bütün mahlûkattır. Vetr/yüce Allah’tır. Mücâhid: Tek Allah, çift ise onun erkek-dişinden oluşan mahlûkatıdır.

11.     Hasan el-Basrî ve Zeyd İbn Eşlem: Mahlûkatın tümü çift ve tektir.

12.     el-Hasen b. el-Fadl: Şef, cennetin derece/katlarıdır, sekizdir, vetr ise cehennemin yedi derekeleridir.

13.     Ebu Bekr el-Verrâk: Şef, ilim ile cehalet, kudret ile acziyet, isteme ile istememe ve hayat ile ölüm gibi, mahlûkata ait sıfatlardır. Vetr ise, Hakk'ın sıfatlarıdır. Yok olmayan bir varlık, ölümsüz bir hayat, cehaletsiz bir ilim, acziyetsiz bir kudret, zilletsiz izzet gibi...

14.     Çift ve tek sayılar kastedilmiştir. Bununla hesaba yemin etmiştir.

Katâde: Hasan'dan nakleder; çift ve tek sayıdır.

15.     Mukatil b. Hayyan: Şef gündüz-geceler, vetr Kıyamet günüdür, der.

16.     Şef, mesela Muhammed-Ahmed; Mesih-İsa, nus-Zunnûn gibi iki ismi olan peygamberlerdir. Vetr ise ismi tek olan peygamberlerdir.

17.     Şef Âdem ile Havva, vetr Meryem'dir.

18.     Şef Allah Teâlâ'nın Hz. Musa için fışkırttığı on iki göz. Vetr ise, Andolsun ki Biz Musa'ya dokuz mucize verdik.17/İsra:101

19.     Şef Âd kavminin gündüzleri, vetr ise gecelerdir. Çünkü Yedi gece, sekiz gündüz. 69/Hakka:7

20.     Şef, Allah göklerde burçlar yarattı 25/Furkan:61 ayetinde on iki burç, vetr ise, yedi yıldız/gezegendir.

21.     Şef otuz güne tamamlanan; vetr ise, yirmidokuz günde tamamlanan aydır.

22.     Şef insanın uzuvları, vetr ise kalbidir.

23.     Şef iki dudak, vetr ise dildir.

24.     Şef iki secde, vetr ise rükûdur.

25.     Şef cennetin sekiz kapısı, vetr cehennem yedi kapılarıdır.

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ   ayetinde şef ve vetr'e yemin etmiştir. Sayılan bütün bu hususları kapsayabilir.

 

Mevdudî: وَالشَّفْعِ وَالْوَتْر  hakkında 36 görüş ileri sürülmüştür. Kimi rivayetlere göre bu ayetlerin tefsiri Rasulullah'a isnad edilmektedir. Ancak, bunların tefsiri hakkında Rasulullah'tan herhangi bir şey rivayet edilmiş değildir. Eğer kesin bir şey olsaydı sahabe, tabiin ve sonraki müfessirler bu ayetleri tefsir etmeye cesaret edemezlerdi.

 

 

وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ  4. Geçip giden geceye andolsun.

 

 

Müfessirlerin çoğu; gecenin özel bir gece değil, aksine gecenin umumî olduğunu söylemişlerdir.

Dahhâk: Akıp gittiği zaman geceye, mânâsını vermiştir.

Katade ve Ebu'l-Aliye: Gelip gitti diye açıklamışlardır.

İbrahim: Yürüyüp gittiği zaman geceye, tam kemaline erdiği zaman demektir.

İkrime, el-Kelbî, Mücahid ve Muhammed b. Ka'b: Yüce Allah'ın: ... gece­ye buyruğunda kasıt, özel olarak Müzdelife'de kalınan gecedir.

Mukatil: Bu gecenin, Müzdelife gecesidir. Arafat'tan Müzdelife'ye sonunda da Müzdelife'den Mina'ya gidişten ötürü, kendisinde yürüme işinin yapıldığı bir gece olduğunu söylemiştir.

İbn Kesîr: Kadir gecesi olduğu da söylenmiştir. Çünkü rahmet; bu ge­cede sirayet eder. Doğ­rusunu en iyi bilen Allah'tır.

 

هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ 5. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için yemin değeri yok mu yani?

 

Mukâtil: هَلْ/mi lafzı muhakkak anlamındadır.  Anlamı ise: Muhakkak bu, akıl sahibi olanlar için bir yemindir.

حِجْرٍ/hicr, akıl, fikir, delil demektir. Kötülüklerden alıkoyduğu için akıla hicr denilmiştir.

Kâbe'de Hicr adı verilen yere de bu kelime kullanılmaktadır.

el-Hasen b. el-Fadl: İlim sahibi diye açıklamıştır.

el-Ferrâ: Akıl sahi­bi, ilim sahibi, sitr sahibi... hepsi de akıl anlamındadır. Çünkü hicr'in asıl anlamı; men etmek, alıkoymaktır. Sağlamlığı ile darbelere karşı koyabildiği için taşa hacer denilir.

el-Ferra: Araplar, nefsine hakim/egemen olan kimse­ye hicr sahibi, derler.

  

 

أَلَمْ تَرَى كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ (6)

إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ (7)

الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلادِ (8)

وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِي (9)

وَفِرْعَوْنَ ذِي الأَوْتَادِ (10)

الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ (11)

فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ (12)

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ (13)

إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ (14)

6.     Görmedin mi, Rabbin nasıl bir ceza uyguladı Ad Kavmine?

7.     Sütunlu İrem’e de.

8.     Öyle bir şehir ki onun gibisi yaratılmamıştı.

9.     Bir de o vadideki kayaları oyan Semûd’a

10. Ve kazıklı Firavuna nasıl ceza vermişti?

11. Bunlar ülkelerinde azgınlık etmiş kimselerdi.

12. Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

13. Rabbin de üstlerine azap kamçısı yağdırmıştı.

14. Çünkü senin Rabbin hep gözetlemektedir.

   

 

 أَلَمْ تَرَى كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ6. Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine? 

 

 

 أَلَمْ تَرَىGörmedin mi? ifadesi Bilmiyor musun? Diye izah edilmektedir, demektir. Bu tür sorulara istifhâm-ı takriri denir.

 أَلَمْ تَرَىGörmedin mi? ifadesi Rasûlullah'a hitap etmektedir. Ama hitap umumidir. Maksat:

1.  Kâfirleri helake götüren küfürden alıkoyması,

2.  Müminleri de imanlarında sebat etmeleri içindir.

 

Hûd as.’ın kavmi Âd.

Âd b. Havs b. İrem b. Sam b. Nuh as.'ın çocuklarıdır. Âd kavmi 2’ye ayrılır.

1.  Âdu’l Ûlâ: İrem bu kavmin adıdır. Umman-Hadramevt arasındaki kumluk bölgede yaşarlardı. Helak olan bunlar.

Hakikat şu: Evvelki Ad kavmini o helak etti. 53/Necm:50

2.  Âdu’l Uhrâ: Bu kavim yaşamıştır.

 

Âd, İrem'in oğludur.  Rivayete göre: Ad'ın Şeddâd ve Şedîd adında iki oğlu varmış. Her ikisi de kraldı. Herkesi kendilerine boyun eğdirmişler. Şedîd ölünce hâkimiyet dokuzyüz sene yaşayan Şeddâd'a kalmış. Cennetin özelliklerini duyunca: Ben de onun bir benzerini yapayım, demiş. Aden sahraların­dan birisinde İrem'i üçyüz yıllık bir zaman içerisinde bina etmiş. Bu büyük bir şehrin köşkleri al­tın ve gümüşten, direkleri zeberced ve yakuttandı. Ormanları, gürül gürül akan ırmakları vardı. İrem şehri tamamlanınca Şeddâd halkıyla birlikte şehre yöneldi. Varmasına bir günlük mesafede yü­ce Allah, üzerlerine semadan bir çığlık salıverdi. Hepsi helak oldular.

 

Sâlih as.’ın kavmi Semûd. Hicr/Vâdi’l Kurâ Şam-Hicaz arasında yaşarlardı.

Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz. 26/Şuara:149

Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı. 15/Hicr:82

 

İbnü Haldun: Tarihçiler Arapları;

1.    Arabbaide, helak ve yok olmuş en eski Araplar. Âd, Semûd, Tasm ve Cedis kavimleridir.

2.    Arabaribe, Araplar demektir ki, Kahtaniler'dir.

3.    Arabmüsta'ribe, Araplaşmış demektir. İsmail as.'ın çocuklarıdır.

4.  Arabmüsta'cime, acemleşmiş Arap diye dört sınıf olarak düşünmüşlerdir.

 

إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ 7. Direkleri/yüksek binaları olan, İrem şehrine?

 

İbn İshâk: İrem halkı Allah'ın Hûd as.’ı elçi olarak gönderdiği topluluktur. Onlar elçiyi yalanlamışlardır.

İrem: Alâmet, bayrak demektir. Alâmet/bayrak sahibleri olan Âd'e de­mek olur.

ed-Dahhâk: Yüksek direkli güç ve şiddet sahibi demektir.

İbn Ebî Necih, Mücâhid: İrem, ümmetlerden bir ümmettir. Nakle­dildiğine göre irem; kadim ve eski anlamındadır.

Mücâhid: İrem; güçlü kuvvet­li olan demektir.

Katâde: İrem, Âd'den bir kabiledir.

Katâde: Onların boyu oniki zira imiş.

Mamer: Âd ile Semûd'un soyu İrem'e dayanmaktadır. Ni­tekim İrem'in Âd'i ve Semud'un Âd'i zikredilmektedir.

Ebu Ubeyde: Yüksek direkli yüksek ve uzun boylu demektir.

 

 

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ 5 وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ 6 سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَى كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ 7 فَهَلْ تَرَى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ 8 وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ 9

5. Semud'a gelince: Onlar güçlü bir sarsıntı ile helak edildiler. 

6. Âd kavmi ise: Uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler. 

7. Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün. 

8. Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun? 

9. Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lut kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler. 

 

İrem

1.  İrem ismiyle Âd toplumu dedelerinin ismine nisbet edilmiştir,

2.  İrem, onların yaşadıkları beldenin ismidir.

3.  İrem, Âd kavminin alametlerine denir. Alametleri minare ve kabir şeklindeydi.

Mücâhid: İrem, eski bir millettir. İlk Ad kavmidir.

Süddî: İrem, bir toplumun ismidir.

Mücâhid, Katâde ve Kelbî: ذَاتِ الْعِمَادِ ibaresine sütün halkıdır, demişler.

İbn Abbâs: Onlar uzun oylu oldukları için sütunlar sahibi denmiştir.

İbn Cerîr Taberî: İrem ifâdesi bir kabile veya bir şehrin ismi olma ihtimali vardır. Önemli olan bu kelime ile verilen haberdir.

İrem kelimesi eğer;

1.  Kabilenin ismi olarak alınırsa, imâd kelimesi çadır direği/reis veya uzun boylu,

2.  Beldenin ismi olarak alınırsa, imâd kelimesi sütun ve direkler üzerine kurulu binalar anlamına gelir.

 

الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلادِ 8. Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı. 

 

Abdullah b. Mesud'un kıraatinde; مِثْلُهَا  ibaresi  مثلهم şeklinde okunmuştur. Ki onların benzeri şehirlerde yaratılmamıştı, şeklindedir.

 

مِثْلُهَا  هَا zamiri;

1.  Âd kelimesini yönelikse Âd kavminin boy-poz-kuvvet bakımından benzersiz olduğunu,

2.  Şeddâd'ın şehrine raciyse orasının benzersiz olduğunu,

3.  el-imâd kelimesine raciyse  sütunların benzersiz olduğuna işaret eder.

el-Hasen b. el-Fadl: مِثْلُهَا Yani güç, kuvvet, bedenlerinin büyüklüğü ve boylarının uzunluğu itibariyle şehirlerde bu ka­bilenin benzeri yaratılmamıştır.

İbn Zeyd: مِثْلُهَا sütunların benzeri yaratılmamıştır.

İbni Kesîr: مِثْلُهَا ifadesindeki هَا;

1.  İster sütunlarla yaptıkları binalara âit olsun,

2.  İster çöldeki çadırlarının sütunları olsun,

3.  İster savaştıkları silâhları olsun,

4.  İster boylarının uzunluğu olsun, bunlar Âd kavmi bir kabile veya millet olduğunu ifade etmektedir.

 

وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِي 9. O vadide kayaları yontan Semud kavmine? 

 

Semûd, Salih as.'ın kavmidir.

Leys: Câbe ve cevb: Bir şeyi kesmek, tıpkı, cebin kesilip oyulması gibi bir manayı ifade eder.

Müfessirler: Dağları, surları, mermerleri ilk yontan Semud'dur.

 

وَفِرْعَوْنَ ذِي الأَوْتَادِ 10. Kazıklar çadır/asker/kazık sahibi Firavun'a? 

 

O kazıklar sahibi Firavun'a... burada da şu izahlar yapılabilir:

1.             Kazıklı denmesinin sebebi, askerinin çokluğu,

2.             Konakladığında kurulan çadırdan dolayıdır.

3.             Firavun, insanlara işkence ederken kazıklara bağlattırıyordu.

 

إن فرعون أوتد لامرأته أربعة أوتاد في يديها و رجليها، فكان إذا تفرقوا عنها ظللتها الملائكة، فقالت :رب ابن لي عندك بيتا في الجنة و نجني من فرعون و عمله و نجني من القوم الظالمين فكشف لها عن بيتها في الجنة

أبو هريرة المحدث: الألباني -: السلسلة الصحيحة - الصفحة أو الرقم : 2508 خلاصة حكم المحدث: إسناده صحيح على شرط مسلم

ابن حجر العسقلاني - المصدر: المطالب العالية - الصفحة أو الرقم: 4/175

خلاصة حكم المحدث: صحيح موقوف

Ebû Hureyre: Firavun karısı için dört kazık hazırlattı. Çakılı kazıklara hanımının iki elini ve iki ayağını bağlattı. Onlar orada ayrıldığında melekler onu gölgeledi. Asiye hatun şöyle dua etti: Ey Rabbim!.. Cennette bana lütfunla bir ev bina et!..  Beni Firavun'dan ve onun kötü amelinden kurtar. Beni zalimler topluluğundan da kurtar, dediğinde Cennetteki evi kendisine hissettirildi.

 

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ آمَنُوا امْرَأَتَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ 

Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar, demişti. 66/Tahrim:11

 

Saîd İbn Cübeyr, Hasan, Süddî ve Mücâhid: Firavun halkı kazıklara bağlardı.

Süddî: Firavun bir kişinin her bir ayağını bir kazığa bağlar sonra da üzerine büyük bir kaya yuvarlayıp onu ezerdi.

 

4.             Kralların adamlarının çokluğunu ifade eder.

5.             Katâde: Bize ulaştığına göre, Firavun'un oyun ve koşu yeri vardı, orada ip ve kazıklarla oyun oynardı.

6.             Abdurrahman b. Zeyd: Onun makaralarla yukarı doğru kaldırılan bir kaya parçası vardı. Sonra işkence edilecek kişi alınır, ona demirden ka­zıklar çakılır, arkasından yukarı kaldırılmış olan o kaya üzerine salınır ve onun ölümünü sağlardı.

Ayetin bu ifadesi, bütün bu manalara muhtemeldir.

 

 

 الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلادِ 11. Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler. 

 

 

Yani, günahlara daldılar, Allah'ın peygamberlerine ve mü'minlere karşı zorbalık yapmaya başladılar.

 الَّذِينَ Bu zamirin, sadece Firavun'a raci olma ihtimalinin yanında Ad, Semûd ve Firavun gibilerin hepsine gibi de olabilir.

 

 

فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ 12. Oralarda fesadı/kötülüğü çoğalttılar. 

 

 

Fesâd, salâh'ın zıddıdır.

Salâh kavramı, bütün iyilik çeşitlerini,

Fesâd kavramı da bütün günahları içine almaktadır.

 

 

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ 13. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. 

 

 

سَوْطَ ifadesi:

 

Es-savt: Bir şe­yi birbirine katıp karıştırmak, demektir.

Katade: Yü­ce Allah'ın kendisi ile azablandırdığı herbir şey, bir azab kamçısıdır.

Razî: Kamçı kelimesinin

 zikredilmesi, dünyada ve ahirette bunlar için hazırlamış kamçı gibi azaplara işarettir.

Kadi: Cenâb-ı Hak bu azabı, dövülen kimsenin üzerine, ardarda yağdırılan, derken onu helak eden, kamçı yağdırılmasına benzetmiştir.

 el-Ferra: Arapların her türlü işkence için kullandıkları bir ta­birdir. Çünkü işkenceyi kamçı ile yaparlardı. Kamçı en ağır işkence aracıydı.

Razî: Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden muaheze edecek olsaydı (yer) üstünde hiçbir canlı mahlûk bırakmazdı... 16/Nahl:61 ayeti, o azabın, ahirete ertelenmesini gerektirmiyor mu? Denilirse, biz deriz ki: Bu ayet, cezanın bir kısmıdır. Tamamı ise; ahirete tehir edilmesini anlatıyor.

 

31.إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَاد 14. Çünkü senin Rabbin hep gözetlemektedir.

 

 

Allah'ın Gözetlemesi

 Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Çünkü Rabbin şüphesiz ki gözlemededir"

 

الْمِرْصَادِ Bu ifade, yüce Allah'ın, isyankârlara ceza vermek için beklediğini ve bunların Allah’tan kurtulamayacaklarını bildiren teşbihî bir ifadedir.

 

Müfessirler bu hususta şu izahları yapmışlardır:

1.         Mü'min/kâfir herkesi kapsar.

Hasan el-Basrî: İnsanoğlunun amellerini gözetliyor,

Ferrâ: Dönüş ancak O'nadır.

2.         Kafirler/asi kimseleri kapsar.

Zeccâc : O kendisini inkar eden ve taatından yüz çeviren kimseleri azab ile gözetliyor.

Dahhâk: O, zulüm ve isyan ehlini gözetliyor, manasını vermişlerdir.

İbn Abbas: Gözetlemektedir ifadesi; işi­tir ve görür, demektir. Kutubi: Bu, güzel bir açıklamadır. Onların sözlerini ve fısıldamalarını işitir. Onların amellerini ve sırlarını bilir. Herkese ameline göre karşılık ve­rir.

 

Araplardan birine: Rabbin nerede? diye so­rulmuş, o da Gözetlemektedir, diye cevap vermiştir.

 

فَأَمَّا الإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ 15

وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ 16

15. İnsan bu… Rabbi onu yıpratıcı bir imtihana sokar, ikram eder ve nimet verirse der ki: Rabbim bana verdi; bana!..

16. Ama eğer onu yıpratıcı bir imtihana sokar, rızkını daraltırsa bu defa der ki: Rabbim beni rezil etti.

 

İnsan;

eğer dünyada rahata kavuşur, bunu elde ederse: Rabbim bana lütfetti, der;

eğer rahata ulaşmazsa: Rabbim bana ihanet etti, der. denilmek istenmiştir.

 

Dünya malına aşırı derecede haşır-neşir olma alışkanlık oluşturur. Maddeye muhabbeti gelişir. Dünya malından ayrılık ise; onu bitirir. Bu kişi ölümden çok korkar. Ölüm esnasında, dünyayı terk ederken, azap üstüne azap çeker.

 

Ayette geçen insan:

1.  Bununla belli bir şahıs kastedilmiştir. İbn Abbas: Utbe ibn Rebîa ile Ebû Huzeyfe ibnu'l-Mugîre.

Kelbî: Ubeyy ibn Halef.

Mukatil: Ümeyye ibn Halef hakkında olduğunu söylemişlerdir.

2.   Kurtubî: Bununla kastedilen kâfir kimsedir.

3.   Bununla, bu sıfatı taşıyan herkes kastedilmiş olup, bu da, ceza gününü inkâr eden kafirdir.

 

Kurtubî: Müslü­manların pek çoğu; Allah'ın verdiği ihsanları o kimsenin Allah nezdindeki şeref ve üstünlüğü dolayısıyla verdiğini zanneder. Hatta bazen cahilliği sebebiyle: Eğer ben bunu hak etmeyecek olsaydım, Allah bunu bana vermez­di, der. Aynı şekilde yüce Allah ona az rızık ihsan edecek olursa, bunun Al­lah nezdindeki değersizliği dolayısıyla olduğunu zanneder.

 

Niçin rızkın bolluğu ve darlığı, bir imtihan, ibtilâ diye adlandırılmıştır?

·       Bollukta şükrediyor mu,

·       Darlıkta küfrediyor mu diye imtihan edilmektedir.

 

Yangın, rüzgâr, sel, salgın hastalık, deprem gibi tabii afetler birer musibettir. Bunların büyük kısmı gerekli tedbirlerle önlenebilir. Veya zararları aza indirilebilir. İnsanların yaptığı yanlışlıkları, tedbirsizlikleri ve ihanetleri göz önüne getirmek lazımdır. Böylesi afetleri Allah’ın üzerine atmak; fert ve toplumun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü öteden beri süregelen deprem gibi tabii olayın tamamen olmasa da kısmen tedbiri alınabilmektedir. Yer küresi üzerinde doğal olarak meydana gelen depremler için; Allah’ın bir cezası/kahrı olarak değerlendirilmesi yanlış olur. Peki, belirli toplumlara musallat kılınan özel depremler yok mu? Var. Hem de bunlara tedbirlerin gücü de yetmez. Biz hangisinin doğal deprem, hangisinin de özel azap depremi olduğunu bilemeyiz. Ancak Allah bize haber vere. Kur’ân-ı Kerîm’de örnekleri vardır. Azap niteliğindeki felaketler, genellikle musallat olduğu toplumun işledikleri zulüm, fitne, fesat ve hilelerini kafalarına geçirerek rezil etmektedir.

 

كَلاَّ بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ 17

وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ 18

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلاً لَمّاً19  

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبّاً جَمّاً 20

17. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, 

18. Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, 

19. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz. 

20. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz. 

 

 

كَلاَّ بَل لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ  17. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, 

 

كَلاَّ/Kellâ/Hayır ibaresi insanı, söylediği sözden vazgeçmeye davet eden bir ifadedir.

İbn Abbas, ayetteki mananın: Benim nezdimde kerim olduğu için onu zenginlikle; yine benim nezdimde hor ve hakir olduğu için berikini de fakirlikle imtihan etmiş değilim... şeklinde olduğunu söylemiştir.

 

Nüzul sebebi

Mukâtil: Kudame İbn Maz'un, Umeyye ibn Halef’in evinde, bir yetim idi. Dolayısıyla Ümeyye onun hakkını vermiyor, onun hakkını yiyordu.

 

Yetime ikram etmeme ne demektir? 

1.  Ona iyi davranmamak.

2.  Onun miras malını çar-çur ederek yemek...

3.  Malını elinden almak...

  

وَلا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ  18. Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, 

Mukâtil: Hiçbir yoksulu yedirmezsiniz, demektir.

Yoksulu doyurmayı teşvik etmiyorsunuz. Kimi teşvik etmeli?

·       Kişi, kedisini yoksulları yedirmeye teşvik etmiyor.

·       Kişi, başkasını yoksulları yedirmeye teşvik etmiyor.

·       Kişi, kedisini ve başkasını teşvik etmiyor. Manalarını kapsar.

 

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلاً لَمّاً 19. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz. 

 

el-Lemm kelimesi 

لَمّاً/el-lemm kelimesi; yoğun topluluk, yığın anlamına gelir. Kelime anlamı ise, toparlamaktır.

 

 أَكْلاً لَمّاً /ibaresi;

1.  Vahidî: Yemeğin tamamını toparlayıp yiyen, acıkmış kimse gibi... demektir.

Zeccâc: Yetimlerin mirasını alabildiğine yer, hepsini kendi elinizde toplarsınız, demektir.

Hasan el-Basrî: Onlar, hem yetimlerin paylarını yiyorlardı, hem de onların sahiplerinin mallarını. Böylece, başkalarının paylarını kendi paylarına katıyorlardı, demiştir.

2.  Keşşâf sahibi Zemahşerî: Alınteri dökmeksizin kolay kazananların israfçı yiyip-içmeleri ve helal-haram demeden, saçıp savurarak yiyen mirasçı olabilir.

  

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبّاً جَمّاً 20. Malı çok aşırı seviyorsunuz.

 

جَمّاً/Cemme: Çokluk ve kesret, manasına gelir. Bu ifade hem mal, hem de başka şeyler hakkında kullanılır.

 

Malı çok mu çok, aşırı seversiniz... ifadesiyle; ahiret işlerinden yüz çevrildiğini beyan etmektedir.

İbn Zeyd: Kişi kendi malını yediğinde başkasının malını da top­layıp, onu da yer. Bu helâl mı, yoksa haram mıdır, diye hiç aldırmaz. Müşrikler hiçbir zaman kadınlara ve çocuklara miras vermezler, onların miraslarını kendi mallarıyla birlikte yerlerdi.

 

O dünya ve malı var ya... Şöyle:

كَلاَّ إِذَا دُكَّتْ الأَرْضُ دَكّاً دَكّاً21

وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفّاً صَفّاً 22

وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإِنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى 23

21. Hayır, hayır… Yeryüzü dümdüz edilince…

22. Melekler sıra sıra dizili iken Rabbin gelince…

23. O gün oraya Cehennem de getirilince… İşte o gün kişinin aklı başına gelir ama ne fayda!

  

كَلاَّ إِذَا دُكَّتْ الأَرْضُ دَكّاً دَكّاً 21. Hayır, hayır… Yeryüzü dümdüz edilince…

 

 

كَلاَّ/Kellâ kelimesi onları bu işten men etmek için olup, onların fiillerini yadırgamayı dile getirmektedir.

 

دَكّا/Dekke Kelimesi  

Halil: duvarı, dağı kırmak... anlamına gelir. Yer sarsıldığı zaman, onun üzerinde bulunan dağları, ağaçları, her şeyi kırmak ve onun üzerinde hiçbir şeyin kalmamasıdır.

 

Döşemesi ve yaygısı düz olduğu için de, satış yerine, ed-dükkân, denilir.

ez-Zeccac: Yer sarsılıp da birbirini kırıp döktüğü zaman demek­tir.

 

Müberred: Yeryüzü, dümdüz döşeme gibi olacak, üzerindeki evler, köşkler ve diğer yapılar yıkılacak, adeta dümdüz bir sahraya dönüşecek... Yeryüzü ise, ardarda sarsılıp peşpeşe hareket ettirildiğinde üzerindeki dağlar parçalanır, tepeler yok olur, boşluklar dolar, böylece yeryüzü dümdüz bir hale gelir.

 

وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفّاً صَفّاً 22. Melekler sıra sıra dizili iken Rabbin gelince…

 

وَجَاءَ رَبُّكَ/Rabbin gelişi ne demek?

Allah'a hareket isnadı muhaldir. Çünkü böyle olan her şey, cisimdir. Cismin ise, ezelî olması imkânsızdır. Öyleyse tevil gerekir. Bu da şöyle olur:

1.  Rabbimin muhasebeye ve hesaba çekmeye dâir emri geldi... demektir.

2.  Rabbimin önüne geçilemez gücü, kahrı geldi.. demektir.

3.  Rabbimin Kıyamet günü ayetleri geldi... demektir.

4.  Rabbimin zuhuru/tecellisi geldi, vâki oldu... demektir.

5.  Allah'ın ayetlerinden kahir ve gücünün zuhur etmesinin temsilidir.

6.  Muhtemelen buradaki Rabb kelimesi Mürabbî anlamındadır. O zaman da gelen, Peygamberi terbiye eden melek olabilir.

 

وَالْمَلَكُ صَفّاً صَفّاً ifadesinin manası:

Bütün semaların melekleri iner. İns-cinleri kuşatır ve saf saf olurlar, şeklindedir.

 

وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإِنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى 23

23. O gün oraya Cehennem de getirilince… İşte o gün kişinin aklı başına gelir ama ne fayda!

 

وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ İbaresi: O gün cehennem getirilir.

Müfessirler: Cehennem kıyamet gününde, yetmişbin tane gem ile gemlenerek getirilir...

Kelamcılar: Cehennemin yerinden ayrılmayacağı malumdur. O halde, ayetteki,

وَبُرِّزَتْ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ Cehennem de azgınlara gösterilecek. 26/Şuarâ:91 Yani; mahlûkat onu görsün, kâfir de kendisinin yerinin orası olduğunu anlasın diye gözüktü, şeklindedir.

 

قال الإمام مسلم - عن عبد الله - هو ابن مسعود - قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "يؤتى بجهنم يومئذ لها سبعون ألف زمام ، مع كل زمام سبعون ألف مَلَك يجرونها".

İmâm Müslim, Abdullah İbn Mesûd: Rasûlullah as. şöyle buyurmuş: O gün cehennem yetmiş zincirle getirilir. Her zincirde yetmiş bin melek vardır onu çekerler.

 

يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الإِنْسَانُ İbaresi: İnsan yaptıklarını birer birer hatırlar.

 İnsanın hatırlaması ne demek:

1.  يَتَذَكَّرُ  hatırlar, demektir. Buna göre: O, yapamadığı, kusurlu olduğu şeyleri hatırlar, demektir.

2.  يَتَذَكَّرُ  öğüt alır,  demektir. Buna göre: O, dünyada iken öğüt almıyordu. Ama, ahirete varınca, öğüt almaya başlar. 

3.  يَتَذَكَّرُ  Hatırlar, yani tevbe eder, demek olur. 

 

 وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَىFakat bu hatırlamanın ne faydası var! 

O öğütten faydalanma neredeki? Heyhat, bu imkansız! şeklinde de anlaşılabilir.

  

 يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي 24

فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ 25

وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ 26

 

24. (İşte o zaman insan:) Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim! der. 

25. Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.

26. 0'nun vuracağı bağı kimse vuramaz. 

 

يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي 24. Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim! der.

 

Hayat'tan maksat;  ahiret yurdundaki hayat, demektir.

 

Ayetin izahı:

1.  Keşke ben, bu sonsuz hayatım için sonlu dünya hayatımda iken bir şeyler yapmış olsaydım, demektir.

2.  Keşke ben, dünyada ateşten kurtulmamı sağlayacak ameller yapmış olsaydım da böylece ahirette güzel hayata kavuşanlardan olsaydım, şeklinde olur.

 

Mutezile bu ayete dayanarak; insanların iradelerinin; kendi ellerinde olduğunu, işlerinin kasıt ve iradelerine bağlı olduğunu; Allah'a itaatten engellenmediklerini, isyana ve inkâra zorlanmadıklarını söylemiştir.

 

فَيَوْمَئِذٍ لا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ 25. O gün, O'nun azabı gibi hiçbir kimse azap edemez.

 

عَذَابَهُ O’nun azabı: Burada görüşler:

1.  O zamirinden maksat; Allah olabilir.

O gün, O Allah’ın azabı gibi hiçbir kimse azap edemez.

2.  O zamirinden maksat; azap meleği olabilir.

O gün, O azap meleğinin azabı gibi hiçbir kimse azap edemez.

3.  O zamirinden maksat; kâfir olabilir.

O gün, O kâfir dünyada yaptıklarıyla kendisine yaptırdığı azap gibi hiçbir kimse kendisine azap edemez. Yani, insana en büyük kötülük kendi yaptıklarından gelir.

İbn Abbas ve el-Hasen: Yani kim­se Allah'ın azabı gibi azaplandıramaz, O'nun sağlam bağladığı gibi kimse bağ­layamaz. Buradaki zamir yüce Allah'a aittir.

el-Ferra: Umeyye b. Halef olduğu söylenir. Yani, bu muayyen bir kâfirin azabına benzemez. Sebebi küfür ve inadında çok yoz olmasıdır.

وَلا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ 26. O'nun vurduğu bağ gibi de hiç kimse bağ vuramaz.

 

Mukâtil: Azap etme ve bağ vurmada, Allah'ın ulaştığı noktaya, mahlûkattan hiç kimse ulaşamaz, demektir.

Vahidî'nin tercih ettiği tefsir ve izah: Hiçbir insan, kâfirin azabı gibi azablanmaz.

  

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ 27

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً 28

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي 29

وَادْخُلِي جَنَّتِي30

27. Ey mutmain olan nefis! 

28. Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. 

29. Kullarım arasına katıl, 

30. Ve cennetime gir. 

 

 

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ 27. Ey mutmain olan nefis! 

 

الْمُطْمَئِنَّةُ / mutmeinne:

İtminân: Karar kılma, şek şüphe olmaksızın emin olma, sebat etme demektir.

 الْمُطْمَئِنَّةُ/karar kılma nasıl olur:

1.  Tam ve kesin inanma: Nefsin, Hak ile içice yaşamasıdır.

Fakat kalbim mutmain olsun diye. 2/Bakara:260

2.  Emîn olma: Ölüm, diriliş... gibi durumlarda kendisine tam güvenen nefistir. Hiçbir korku ve kederden rahatsız olmaz.

3.  Allah zikredildiğinde kalbin huzur ve sükûn bulmasıdır..

Dikkat edin, ancak Allah'ın zikriyle kalbler mutmain olur. 13/Rad:28

 Mücahid: النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ huzura ermiş ve kesin yakîn sahibi olmuş, Allah'ın kendisinin Rabbi olduğuna tam inan­arak ibadete yönelmiş olan nefis, demektir.

İbn Abbas: Tasdik edici nefistir.

Katade: Allah’ın va’dini tam gönülden tasdik eden nefistir.

Mücahid: Allah’ı Rabb edinmiş ve emrine teslim olmuş nefistir.

el-Hasen: Kesin inanç sahibi mü'min nefis, demektir.

İbn Keysân: İhlâs sahibi nefistir.

İbn Zeyd: Ölüm, diriliş ve haşır vaktinde cennet ile müjdelenen nefistir.

ed-Dahhak: Osman b. Affân ra. hakkında Rûme kuyusunu vakfettiği vakit nazil olmuştur.

 

النَّفْسُ / Nefis:

Yüce Allah mümin kuluna Ey nefis diye hitap etmektedir.  

 

Nefis: Ben hissettim, gördüm, işittim, duydum, hatırladım... gibi ifadelerde işaret edilen benliğe nefis denir. Nefis, maddi varlık olan vücut/ceset gibi cisim değildir.

 

Kur'ân-ı Kerim'de nefis'le ilgili birkaç ayet:

1.  Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene... 91/Şems:7

2.  Sen nefsimdekini bilirsin, ama ben senin nefsindekini bilemem. 5/Maide:16

3.  Hiçbir nefis, göz aydınlığı olarak kendileri için Cennette neler sakladığını bilmez. 32/Secde:17

4.  Şüphesiz nefis/benlik, alabildiğine kötülüğü emreder. 12/Yusuf:53

5.  Öyle değil! Kendisini ısrarla kınayan nefis/benliğe de yemin ederim. 75/Kıyame:2

6.  Ey sükûna kavuşmuş nefis/benlik! 89/Fecr:27

 

Ey mutmain olan nefis!.. Hitabı ne zaman yapılacaktır:

1.  Ölüm anında,

2.  Tekrar dirilişte,

3.  Hesap bittiği zamanda,

4.  Hepsinde de olabilir.

 

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً 28 Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön, ayeti hakkında:

 

İbn Abbas, İkrime, Ata ve Taberî: Dön Rabbine!.. ifadesi: Sahibine ve bedenine, demektir.

İkrime ve Dahhâk: ...Dön emri, tekrar dirilişte söylenecektir.

Kaffâl: Her ne kadar bu hitap, zahiren bir emir ise de; mana bakımından bir haber cümlesi gibidir. Nefis mutmain olduğu zaman, Allah'a döner. Allah da ona: Kullarım arasına, cennetime gir, şeklindedir.

 

Mücessime: Allah'ın bir mekânda olduğunu iddia etmişlerdir.

Cevap: Rabbinin hükmüne/ihsanına dön, takdirindedir.


Ayetin meali: Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Fakat: Verdiği mükâfatla sen O'ndan razısın; senin dünyada yaptığın amellerden ötürü de O senden razıdır, takdirindedir.

 

 قرأت عند النبي صلى الله عليه وسلم  يا أيتها النفس المطمئنة ارجعي إلى ربك راضية مرضية فقال أبو بكر رضي الله عنه: إن هذا لحسن، فقال له النبي صلى الله عليه وسلم: أما إن الملك سيقول لك هذا عند الموت

 سعيد بن جبير ابن كثير- تفسير القرآن 8/423 خلاصة حكم المحدث: مرسل حسن

 يا أيتها النفس المطمئنة ارجعي إلى ربك راضية مرضية ayeti Nebi as.'ın yanında okunduğunda Ebu Bekir ra.: Amanın ne kadar güzel, dedi. Nebi as.:buyurdu: Ölüm esnasında, Melek sana da bu sözü söyleyecektir, buyurdu.

 

Nüzul Sebebi: 

1.  Hamza b. Abdulmuttalib ra.

2.  Mekkeli müşriklerin çarmıha gerdiği Hubeyb b. Adiyy ra. hakkında nazil olduğu da ileri sürülmüştür.

Nüzul hususi olsa da, ayetin lafzı umumidir.

 

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي 29 Kullarım arasına katıl. 

 

Mukarreb kullarımın içine gir, demektir.

ed-Dahhak, İbn Abbas: Haydi katıl kullarıma!  Bu kıyamet günün­de olacaktır.

el-Ahfeş: Katıl kullarıma! Katıl Be­nim hizbime. Sen de onlar arasında yerini al, demektir. 

 

 وَادْخُلِي جَنَّتِي30. Ve cennetime gir. 

 

el-Ahfeş: Ve sen de onlarla birlikte Cennetime gir.

 

İbn Kesîr: Bu ifâde; mü'mine melekler öleceği zaman, kabrinden kalkacağı zaman ve kıyamet gününde böyle müjdeli konuşurlar.

 


Allah en iyi bilendir.

 

 

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

www.diniyol.com

 

Not: Bu yazımız, aşağıdaki tefsir tercümelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

1.  Fahruddîn Râzi, Mefâtihu'I Gayb,

2.  Muhammed Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân,

3.  İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur’ani'l-Azîm,

4.  Mevdudî, Tefhîm'ul Kur'ân,

5.  Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri,

6.  Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili,

7,  Vehbe Zuhayli, Tefsîrü'l-Münîr,

8.  Muhammed Ali es-Sâbunî, Safvetü't-Tefâsîr,

9.  Komisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir,

10  Ebu'l Leys Semerkandî, Tefsîru'l Kur'ân,

11. Seyid Kutub,  zilâli’l Kur’ân,

12. Hüseyin b. Mes'ûd el-Bagavî, Meâlimu't Tenzîl,

13. İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l Beyân an Tefsîri'l-Kur'ân,