083- Mutaffifin

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 36 ayettir.‎

Bu sure;

İbn Abbâs, İbn Mesud ve Dahhâk: Mekkî'dir.

Hasan Basri, Süddi ve İkrime: ‎Medenî'dir.

 

Süddi: Medine'de Ebu Cüheyne adlı bir kişi vardı. İki deposu vardı. Fazlasıyla halktan ‎alır, eksiğiyle halka verirdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

 

İbn Abbas’tan rivayetler:

1.   İbn Abbas: Bu sure Mekke'de en son nazil olan suredir veya Medine'de en önce nazil olan suredir.

2.   İbn Abbas: Rasûlullâh Medine'ye vardığında ‎Medineliler ölçü ve tartıda yeryüzündeki insanların hepsinden daha fazla hainlik ‎yapıyorlardı. Allah bu ayeti o zaman indirdi. Onlar da sonra ölçü-tartı ‎bakımından insanların en güzeli oldular.‎

3.   Katade'den İbn Abbas: Bu sure Mekki'dir, ancak ‎sonundaki sekiz ayet değildir.

Ferrâ: Onlar, bugüne kadar insanlar arasında en eksiksiz ölçü yapan kimselerdir.

 

083- Mutaffifin

سورة المطففين

بسم الله الرحمن الرحيم

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ 1 الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ 2 وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ 3 أَلا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ 4 لِيَوْمٍ عَظِيمٍ 5 يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ 6 كَلاَّ إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ 7 وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ 8 كِتَابٌ مَرْقُومٌ 9 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ 10 الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ 11 وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلاَّ كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ 12 إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ 13 كَلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ 14 كَلاَّ إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ 15 ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ 16 ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ 17 كَلاَّ إِنَّ كِتَابَ الأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ 18 وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ 19 كِتَابٌ مَرْقُومٌ 20 يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ 21 إِنَّ الأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ 22 عَلَى الأَرَائِكِ يَنظُرُونَ 23 تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ 24 يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ 25 خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسْ الْمُتَنَافِسُونَ 26 وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ 27 عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ 28 إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ 29 وَإِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ 30 وَإِذَا انقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ انقَلَبُوا فَكِهِينَ 31 وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلاءِ لَضَالُّونَ 32 وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ 33 فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ 34 عَلَى الأَرَائِكِ يَنظُرُونَ 35 هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ 36

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!

2- Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar.

3- Kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar.

4- Onlar tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?

5- Büyük bir gün için ki,

6- O gün insanlar âlemlerin Rabbi huzurunda dururlar.

7- Hayır! Allah'ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhak­kak (Siccin adlı) defterde yazılıdır.

8- (Ey Rasûlüm!) Siccin'in ne olduğunu sen nereden bi­lirsin?

9- O yazılmış bir kitaptır.

10- Yalanlayanların o gün vay haline!

11- Onlar ceza gününü yalanlamaktadırlar.

12- Onu ancak saldırgan, günaha düşkün kimse yalanlar.

13- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman «Bunlar öncekilerin masallarıdır» der.

14- Hayır, hayır! Onların işleyip kazandıkları şeyler kalple­rinin üzerinde pas olmuştur.

15- Hayır! Doğrusu onlar o gün Rablerinden yoksun kala­caklardır.

16- Sonra onlar elbette cehenneme gireceklerdir.

17- Sonra da onlara «yalanlayıp durduğunuz işte budur» de­necektir.

18- Hayır! İyilerin yazısı llliyyin (yüceler) dedir.

19- «Ey Rasûlüm!) İlliyyin'in ne olduğunu sen nereden bi­lirsin?

20- (O)  yazılmış bir kitaptır.

21- (Allah'a)  yaklaştırılmış olanlar onu görürler.

22- Şüphesiz ki iyi kimseler nimetleri devamlı olan Naim cennetlerindedirler.

23- Koltuklar üzerinde seyrederler:

24- Öyleki nimetlenmelerinin zevkini yüzlerinden tanırsın.

25- Onlara mühürlü ve saf bir şaraptan içirilir.

26- Ki sonu misktir. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.

27- Onun katkısı tesnimdendir.

28- Bu da mukarreblerin kendisinden içtiği bir pınardır.

29- Kuşkusuz ki suç işleyenler (dünyada iken) iman etmiş olanlara güler dururlardı.

30- İman edenlerin yanlanndan geçerlerken de birbirlerine göz kırparlardı.

31- Ailelerine vardıklarında bununla eğlenirlerdi.

32- İnananları gördükleri zaman  «Doğrusu bunlar sapık kimselerdir» derlerdi.

33- Halbuki kendileri inananlara gözcü olarak gönderilme­mişlerdi.

34- Bugün de inananlar, inkârcılara gülerler.

35- Koltuklar üzerinde bakarlarken.

36- «Nasıl kâfirler ettiklerinin cezasını buldular mı?»

 

 

 

 

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ 1

1- Ölçü-tartıda hile yapanların vay haline!

 

وَيْلٌ/ veyl olsun!..

Veyl: Şerr’in en şiddetlisi, üzüntü-keder,  helak, elem-azaptır. Cehennem’de bir dağın veya vadinin adıdır.

İbn Abbas: Bu, Cehennem’deki bir vadinin adıdır. Cehennemliklerin irinleri o vadide akar. ‎

مُطَفِّفِينَ/ Ölçü-tartıda hile yapanlar. Alırken ağır, satarken hafif tartanlar. Tatfîf: Noksan tartan, az anlamına gelir.

İbn Ömer; bir satıcıya: Allah'tan kork, ölçüyü tam, teraziyi eşit tut, dedi.

İkrime: Her noksan ölçen-tartan kimsenin Cehennem’de ol­duğuna tanıklık ederim. Ona: Senin oğlun da ölçen-tartan bir kimse­dir, dediler. O da tanıklık ederim ki o Cehennem’dedir, dedi.

 

Esmaî: Bedevî arab bir kadını şöyle derken dinledim: Mertliği kilelerin tepesinde ve terazilerin dillerinde olan kimselerden mertlik bekle­me!

 

Süddi: Medine'de Ebu Cüheyne adında birisi vardı. İki ölçeği vardı. Tam olanı ile alır, eksik olanı ile verirdi. Bu ayet o kişi hakkında indi.

 

 

لما قَدِمَ النبيُّ صلَّى اللهُ عليْهِ وسلَّمَ المدينةَ كانوا من أخبثِ الناسِ كيلًا، فأنزلَ اللهُ عزَّ وجلَّ: وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ، فأحسَنوا الكيلَ بعد ذلك

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرصحيح الموارد الصفحة أو الرقم: 1482  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعبدالله بن عباس  المحدثابن حبان  المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 4919  خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالمنذري  المصدرالترغيب والترهيب الصفحة أو الرقم: 3/29  خلاصة حكم المحدث إسناده صحيح أو حسن أو ما قاربهما

الراويعكرمة مولى ابن عباس  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدر :فتح الباري لابن حجر الصفحة أو الرقم: 8/565  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالعيني  المصدرعمدة القاري الصفحة أو الرقم: 19/405  خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرصحيح ابن ماجه الصفحة أو الرقم: 1822  خلاصة حكم المحدثحسن

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 1760  خلاصة حكم المحدثحسن

الراويعبدالله بن عباس  المحدثالوادعي  المصدرصحيح أسباب النزول الصفحة أو الرقم: 269  خلاصة حكم المحدثإسناده رجاله ثقات إلا علي بن الحسين بن واقد ففيه كلام, وأما محمد بن عقيل فهو مقرون فلا يضر السند ما فيه من الكلام المتابعات تدل على ثبوت الحديث

Abdullah İbn Abbâs: Rasûlullah Medine'ye geldiğinde, Medineliler ölçü bakımından insanların en kötüsü idiler. Bunun üzerine yüce Allah: Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline, âyetini indirdi. Ölçülerini güzelleştirdiler.

 

İbn Cerîr Taberî: Ey Ebu Abdurrahmân Medine halkı ölçüyü tam olarak yerine getiriyorlar, demiş. O da: Ölçüyü neden tâm olarak yerine getirmeyecekler. Allah onlar hakkında: Ölçüde ve tartıda hîle yapanların vay haline, buyurdu, demiş ve âyet sonuna kadar okumuş.

 

فالمراد بالتطفيف ها هنا: البَخْس في المكيال والميزان، إما بالازدياد إن اقتضى من الناس، وإما بالنقصان إن قَضَاهم.

İbn Kesir: Burada: Hile yapmaktan maksat; ölçü ve tartıda artırıp eksiltmektir. Mal alırken; ağır-ağır, satarken; hafif-noksan olarak tartmaktır.

 

فَلَمَّا رَجِعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ 63 Onlar, babalarına döndüklerinde şöyle dediler: Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi -Bünyamin’i- bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz.12/Yusuf:63

 

الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ 2

2- Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar.

 

Ölçü-tartı esnasında kendi haklarını tam alırlar.

 

وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ 3

3- Kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar.

 

Ölçü-tartı esnasında başkalarının haklarını kısıtlarlar.

 

Rasulullah Medine tüccarlarına:

Beş şey beş birbiriyle iç içedir: Bir kavim;

1.   Ahdini bozarsa düşmanları onlara musallat edilir.

2.   Allah'ın indirdiği dışındaki bir şeyle amel ederse içlerin­de fakirlik yayılır.

3.   İçlerinde fuhuş yayılırsa ölüm de içlerinde yayılır.

4.   Ölçü­de hile yaparlarsa ekinlerinde mahrum olur ve kıtlığa düşerler.

5.   Zekâtı vermezlerse yağmurdan alıkonurlar.

 

Kaynağını bul !!!!

 

 

أَلا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ 4

4- Onlar tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?

 

Başkaların hak-hukuklarını kısıtlarken dünya hayatında bunu kâr zannederler. Diyelim ki; dünya hayatında yaptıkları ihlallerin üzerini yalan-dolanlara kapattılar. Ama bunun bir de Tekrar Diriliş yönü vardır. Bunu hiç hesaba katmıyorlar. Bu cüret ve cesaret de neyin nesi? Olsa olsa; inatlık, cehalet ve ahmaklık olabilir.

 

لِيَوْمٍ عَظِيمٍ 5

5- Büyük gün için,

 

Uzunluğu sonsuz, meşgalesi çok, hesabı zor, nimeti-azabı bol… olan o gün azîmdir, çok büyüktür. Bu ayette çok ağır bir tehdit ve korkutma vardır.

 

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ 6

6- Ki insanlar o gün, âlemlerin Rabbi huzurunda duracaklar.

 

İnsanlar Âlemlerin Rabbi karşısında ayakta kalacaklar. Dünyada güvendikleri mal-mülk-yakınları da yok. Hava atacak imkânları da tükenmiş. Cıs cıbıl ortada dikilecekler.

 

Sanki ayette:

1.   Büyük günün özelliklerini haber veriyor,

2.   Allah’a karşı huşu, zilletle ayakta durmak,

3.   Allah karşısında fâcir insanın pek de kadir ve kıymetinin olmadığını vurgulamaktadır.

 

 

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ .قال:- حتَّى يغيبَ- يقومُ أحدُهم في رشحِه إلى أنصافِ أُذنَيْه

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 6531  خلاصة حكم المحدث : [صحيح]  انظر شرح الحديث رقم 12699

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالبخاري  المصدرصحيح البخاري الصفحة أو الرقم: 4938  خلاصة حكم المحدث : [صحيح]  شرح الحديث

الراويعبدالله بن عمر  المحدثمسلم  المصدرصحيح مسلم الصفحة أو الرقم: 2862  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 12699

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالترمذي  المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 3336  خلاصة حكم المحدثحسن صحيح

الراوينافع مولى ابن عمر  المحدثابن العربي  المصدرعارضة الأحوذي الصفحة أو الرقم: 6/390  خلاصة حكم المحدثصحيح من طرق

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 3336  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 12699

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2422  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 12699

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالألباني  المصدرصحيح ابن ماجه الصفحة أو الرقم: 3470  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 12699

الراويعبدالله بن عمر  المحدثالألباني  المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 3335  خلاصة حكم المحدثصحيح  انظر شرح الحديث رقم 12699

İmâm Mâlik Ömer'den: İnsanlar o gün, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklar. Ayeti hakkında, Rasûlullah: Öyle ki her biri kulaklarının memesine kadar tere batıp kaybolacaktır.

 

 

يومَ يقومُ الناسُ لربِّ العالمينَ مقدارُ نصفِ يومٍ من خمسينَ ألفِ سنةٍ فيهوَّنُ ذلك على المؤمنِ كتدلِّي الشمسِ للغروبِ إلى أنْ تغربَ

الراوي : أبو هريرة  المحدث : السفاريني الحنبلي  المصدر : لوائح الأنوار السنية الصفحة أو الرقم: 2/228  خلاصة حكم المحدث : إسناده صحيح

الراوي : أبو هريرة  المحدث : الألباني  المصدر : صحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 3589  خلاصة حكم المحدث : صحيح

 

 إذا كانَ يومُ القيامةِ‎ ‎أُدْنيَتِ‎ ‎الشَّمسُ‎ ‎مِنَ‎ ‎العبادِ‎ ‎حتَّى تَكونَ قيدَ ميلٍ أو اثنينِ‏، قالَ سُلَيْمٌ بن عامر: ‏لَا أدري أيَّ الميلينِ عنَى؟ أمسافةُ الأرضِ، أمُ الميلُ الَّذي تكتحلُ بِهِ العينُ؟ قالَ: فتَصهرُهُمُ الشَّمسُ، فيَكونونَ في العَرقِ بقدرِ أعمالِهِم، فَمِنْهُم من يأخذُهُ إلى عقِبَيْهِ، وَمِنْهُم من يأخذُهُ إلى إلى رُكبتَيْهِ، وَمِنْهُم من يأخذُهُ إلى حِقْوَيْهِ، وَمِنْهُم من يُلجِمُهُ إلجامًا فرأيتُ رسولَ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ علَيهِ وسلَّمَ يُشيرُ بيدِهِ إلى فيهِ: أي يُلجمُهُ إلجامًا

الراوي : المقداد بن عمرو  المحدث : الألباني  المصدر : صحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 2421  خلاصة حكم المحدث : صحيح

الراوي‎ : ‎المقداد  المحدث‎ : ‎ابن حبان  المصدر‎ : ‎صحيح ابن حبان‎ ‎الصفح  ‏ أو الرقم‎: 7330  خلاصة حكم المحدث‎ ‎‎: ‎أخرجه في صحيحه

الراوي‎ : ‎المقداد بن الأسود  المحدث‎ : ‎الألباني  المصدر‎ : ‎صحيح الجامع‎ ‎الصفحة أو الرقم‎: 777  خلاصة حكم المحدث‎ ‎‎: ‎صحيح

Mikdâd İbn Esved: Rasûlullah’ın şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: Kıyamet günü olunca güneş kullara yaklaştırılır. Öyle ki bir veya iki mil yakınına getirilir de güneş onları eritir. Ve herkes yaptığına göre tere batar. Kimileri topuklarına kadar, kimileri diz kapaklarına kadar, kimileri omuzlarına kadar tere batarlar. Kimileri de bütünüyle terin içine dalar.

 

 

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ‎ ‎لِرَبِّ‎ ‎الْعَالَمِينَ‎ ‎قال مقدارُهُ‎ ‎ثلاثمائةِ‎ ‎سنةٍ‎ ‎من أيامِ الدنيا

الراويأبو هريرة  المحدث ابن عبدالبر  المصدرالاستيعاب الصفحة أو الرقم: 1/255  خلاصة حكم المحدثحسن

Ebu Hüreyre: Rasûlullah: İnsanlar âlemlerin Rabbinin huzurunda dikilip durur. O günün miktarı; dünya günlerinden üç yüz senedir.

 

Bir kişi topluma geldiğinde insanların ayağa kalkmasını istiyor ve gerekli görüyorsa; caiz değildir.

Kurtubî: Kalkarak karşılama muhabbetten karşılanıyorsa caizdir.

 

 

كَلاَّ إِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ7

7. Fâcirlerin Kitab’ı Siccîn’dedir.

 

كَلاَّ/sakın’ın hedefi:

1.   Kâfirlere yönelik olursa; dünyadayken yapmış oldukları tekzîb/yalanlamalarını reddetmektir. Onları kınamadır.

2.   Müminlere yönelik olursa; tekrar dirilişten gaflete düşmemeleri için uyarıdır.

 

 

İbn Kesîr: Onların varıp gidecekleri yer Siccîn'dir.

Mücahid: Ayetin mânâsı şudur: Onların amelleri yedinci yer tabakasının altındadır. ‎Ondan hiçbir şey Allah'ın huzuruna yükselip gitmez, demiştir.‎

 

 

Fâcirlerin Kitâb’ı yedi kat yerin altında olan Siccîn'dedir.

Ebrâr’ın Kitâb’ı Arş’ın yanında olan Illiyyîn’dedir.

 

كِتَاب الْفُجَّار/ Kitâbu'l Fuccâr;

İbn Abbas: Facirlerin ruhları ve amelleridir. ‎Onlar Siccin'dedir.

Mukatil: Günahkârların amelleridir.

 

سِجِّينٍ /Siccîn:

1.   İkrime: Hasar ve dalâlettir. Arapların değeri dü­şen kimseye: Onun ayağı aşağılık bir yere kaydı demele­rine benzer.

2.   Ebu Ubeyde: Hapis ve şiddetli darlıktır.

3.   Ata el-Horasanî: Yerin en alttaki yedinci tabakasıdır. Orada İblis ve onun zürriyeti vardır.

4.   Mücahid: Siccin ‎yedinci yerin altında bulunan büyük bir kayalıktır. O evrilip çevrilir. Onun altına ‎fâcirlerin kitabı-ruhların amelleri konur.

5.   Abbas, Katade, Said bin Cübeyr, Mukatil ve Kâ’b: Bu taşın altında kâfirlerin ruhları vardır.

6.   Sıkıntı anlamınadır.

 

الفجر/el fecru: Bir nesneyi geniş bir biçimde yarmak. Gecenin yarılıp sabahın ortaya çıktığı zamana fecr denir.

وَفَجَّرْنَا الأَرْضَ عُيُوناً 12

Yeryüzünü kaynak-pınar yardıklar olarak yardık. 54/Kamer:12

 

وَفَجَّرْنَا خِلالَهُمَا نَهَراً 33

Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık. 18/Kehf:33

 

الفجور/El fucûru: İman ve takva sınırının yırtılmasından ortaya çıkan olumsuzluk.

 

أُوْلَئِكَ هُمْ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ 42

İşte onlar, kefere ve feceredir. 80/ Abese:42

 

فاجر جالفُجَّار/ fâcir’in çoğulu fuccâr gelmektedir.

أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ

Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa muttakileri fâcirler gibi bir mi tutacağız? 38/Sad:28

 

 

 

وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ

8. Siccîn'in ne olduğunu sen nereden bileceksin?

 

Sahîh olan rivayete göre سجين kelimesi, sıkıntı ve zindan anlamına gelen السَّجن  kelimesinden alınmış/türetilmiştir.

 

İbn Kesîr: كَلا إِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ Bu ayet; sıkıntının ve aşağılığın her çeşidini içermektedir.

 

 

الفلَقُ: جُبٌّ في جهنَّمَ مُغَطًّى،‎ ‎وأما‎ ‎سِجِّينٌ‎ ‎فمفتوحٌ

الراوي : أبو هريرة  المحدث : ابن كثير المصدر : تفسير القرآن الصفحة أو الرقم: 8/371  خلاصة حكم المحدث : غريب منكر لا يصح

Ebu Hüreyre: Felak, Cehennem’de kapalı bir çukurdur. Siccîn ise açık bir kuyudur.

 

 

 قال: فيقول الله تبارك وتعالى‎ ‎‎:‎اكتبوا‎ ‎كتابه‎ ‎في‎ ‎سجين‎ ‎في‎ ‎الأرض‎ ‎السابعة‎ ‎السفلى

الراويالبراء بن عازب  المحدثالبيهقي المصدرشعب الإيمان الصفحة أو الرقم: 1/300 خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

Berâ İbn Âzib'in uzunca olan hadisinde: …Allah Teâlâ kâfirlerin ruhuna: Onun Kitâb’ını Siccîn'de yazın, buyurur. Siccîn yedi kat yerin altındadır.





كِتَابٌ مَرْقُومٌ

9. Yazılmış bir kitaptır.

 

Muhammed ibn Kâ'b el-Kurazî: Yani yazılıp bitirilmiş bir kitâbtadır. Bu kitaba kimse ne daha fazla yazı yazabilir, ne de yazılanı eksiltebilir. İmza altına alınmış ve rafa kaldırılmış kütük defteridir.

 

Dahhâk: ‎Merkum kelimesi Himyer diline aittir. Rakam'ın esası ‎yazıdır, yazmaktır.‎

 

Katâde: مَرْقُومٌ Yazılmış, de­mektir. Aralarına hiç kimse ilave edilmez ve onlardan kimse ek­siltilmez, anlamına gelir.

 

Elmalı: كِتَابٌ مَرْقُومٌ  ayetinin anlamlarını şöyle sıralar:

1.   Açık, tam ve sağlam yazılı, yanlış ihtimali olmayan,

2.   Cehennemlik diye işaret-çizik yemiş,

3.   Tüccarın kumaşına koyduğu gibi işaretli, kayıtlı,

4.   Resmi belgelerdeki mühürlü, damgalı, unvanlı ve resmileştirilmiş,

5.   Kumaşın iplik-desen nakışları gibi çizilmiş ve sabitleştirilmiş silinmez bir kitap.

 

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ

10. Vay haline o gün, yalanlayanların.

 

İbn Kesîr: Kıyamet günü Allah'ın kendileri için va'dettiği Siccîne ve horlayıcı azaba çarptırıldıkları gün yalanlayanların vay haline.

 

ويلٌ للذي يحدثُ فيكذبُ ليضحكَ به القومَ ويلٌ له ثم ويلٌ له

الراوي : [معاوية بن حيدة القشيري]  المحدثابن باز  المصدرمجموع فتاوى ابن باز الصفحة أو الرقم: 74/7  خلاصة حكم المحدثصحيح

الراوي : [معاوية بن حيدة القشيري]  المحدثابن باز  المصدرمجموع فتاوى ابن باز الصفحة أو الرقم: 391/6  خلاصة حكم المحدثإسناده جيد

الراويمعاوية بن حيدة القشيري  المحدثالألباني  المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 7136  خلاصة حكم المحدثحسن

الراويمعاوية بن حيدة القشيري  المحدثالألباني  المصدرصحيح أبي داود الصفحة أو الرقم: 4990  خلاصة حكم المحدثحسن

الراوي : -  المحدثابن عثيمين  المصدرالضياء اللامع الصفحة أو الرقم: 514  خلاصة حكم المحدثإسناده قوي

الراويمعاوية بن حيدة القشيري  المحدثأبو داود  المصدرسنن أبي داود الصفحة أو الرقم: 4990  خلاصة حكم المحدثسكت عنه [وقد قال في رسالته لأهل مكة كل ما سكت عنه فهو صالح]

 الراويمعاوية بن حيدة القشيري  المحدثابن مفلح  المصدرالآداب الشرعية الصفحة أو الرقم: 1/45  خلاصة حكم المحدثله طرق إلى بهز وهو ثابت إليه وبهز حديثه حسن

 الراويمعاوية بن حيدة القشيري  المحدثابن حجر العسقلاني  المصدر :بلوغ المرام الصفحة أو الرقم: 446  خلاصة حكم المحدثإسناده قوي

Rasûlullah şöyle buyurmuştur: İnsanları güldürmek için yalan uydurarak/konuşup da yalan söyleyen kimseye veyl olsun. Veyl ona, veyl ona.

 

 

الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ

11.  Onlar ki; din gününü yalanlarlar.

 

İnançsızların yalanlaması; gerçekten bir konunun yanlışlığından dolayı değildir. Bunların yalanlaması; hesaplarına gelmeyen gerçeklerin karartılmasıdır. Yaptıkları tantana, gürültü, yaygaralarla algı operasyonu yaparlar. Algı operasyonu yeni bir olay değildir. Zalim ve kâfirlerin hak ve hukuka galip gelebilmeleri için yaptıkları karalamalardır.

Yalanlama başlı başına bir metottur. Kibir, inat, şöhret, makam, çıkar peşine düşenler daima yalanı yöntem olarak kullanırlar.

 

Sanki:

1.   Bu dinden murad, Âhiret, haşır-neşir, mizan-sorgu, hesap-kitabı… gibi konuları haber veren Vahiy’dir.

2.   Kâfirler; Âhiret konularının hak-doğru olduğunu bilirler. Ama muhalefet etmeyi inatlık ve inkâr üzerinde yürütüyorlar. Akıl-mantığı bırakıp atalarından gördüğü yanlış yaşantıyı devam ettiriyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi tebliğ edilen Vahiy’i yalanlıyorsunuz.

 

Tekzîb-yalanlama: Geleneksel muhalefet yöntemlerinden biridir. Karşılıklı kapışan/yarışan unsurlar birbirlerine saldırır. Zaman zaman saldırılar normal zeminin dışına çıkar. Karşıyı karalamak, çökertmek ve hatta yok etmek için şu hususları icra ederler:

1.         Geleneksel saldırıları yapar.

2.         Yanıltıcı manevralar yapar.

3.         Karşıyı kamuoyunda gözden düşürmek için iftira atar.

4.         İftira-yalanları kampanyaya dönüştürür.

5.         Hesabına gelen habbeyi kubbe, kubbeyi de habbe yapar.

6.         Gerçekleri gizler hatta inkâr eder.

7.         Kendi uyduruklarını gerçek olarak takdim eder.

8.         İnkâr, yalan ve iftiralarını sürekli ve her yerde tekrarlar.

9.         Karşıyı sürekli baskı altında tutmaya çalışırlar

10.    Karşıdaki Emin-Güvenilir kimseleri yalancılıkla itham eder.

11.    İftira eder, karşıyı itibarsızlaştırır.

12.    Kendi zalimini mazlum, karşı mazlumu da zalim gösterir.

13.    Karşının bütün düşmanlarını dost edinir.

 

Yalanlayıcıların ortak özellikleri ise:

 

وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

12. Halbuki onu, azgın günahkârdan başka kimse yalanlamaz.

 

مُعْتَدٍ : İnsanlara saldıran, saldırgan kişi.

أَثِيمٍ: Allah'ın emrinden uzaklaşan günahkâr.

 

إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ

13. Ona ‎ âyetlerimiz okunduğunda; öncekilerin masalları, der.‎

 

أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ Efsane, bâtıl kıssalar, allanmış-pullanmış ‎asılsız ve temelsiz ‎‎hikâyelerdir.‎

 

أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ ifadesi:

1.   Yahudi Nadr ibn Hâris,

2.   Müşrik Velîd ibn Muğîre tarafından söylenmiştir.

3.   İfade geneldir; böyle düşünen ve söyleyen herkesi kapsar.

 

 

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا أَنزلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ

Onlara: Size Rabbınız ne indirdi, denildiği zaman; geçmişlerin masallarını, derler. 16/Nahl:24

وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلا

Ve dediler ki: Öncekilerin masallarıdır. Başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır. 25/Furkân:5

 

 

كَلا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

14. Hayır, onların kazandıkları, kalplerini paslandırıp, körletmiştir.

 

رَين - رانَ / reynun: Temiz ve cilalı bir nesnenin üzerinin paslanmasıdır.

 

Mücahid: Kalp bir mağaraya ben­zer, deyip elini kaldırdı. Kul bir günah işledi mi kalp büzülür, dedi ve bir par­mağını kapattı. Bir günah işledi mi yine içeri doğru çekilir, dedi ve diğer bir parmağını kapattı, sonunda bütün parmaklarını kapattı ve nihayet artık onun kalbine mühür basılır. Bizden önceki âlimler işteرَين - رانَ  reyn/kalbin örtülmesi’nin bu olduğu görüşünde idiler. Daha sonra: كَلا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ Hayır! Aksine onların kazandıkları kalplerini örtmüştür, ayetini okudu.

 

Bekr b. Abdullah: Kul, günah işledi mi kalbinde iğne batmış gibi bir iz olur. Sonra ikinci defa daha günah işledi mi aynı şey olur. Nihayet günahlar çoğaldıkça kalp bir elek yahut bir kalbur şekline gelir. Daha sonraları hayır di­ye bir şeyin farkına varmaz ve o kalpte salâh diye bir şey sebat bulmaz.

 

 

‎-‎إنَّ العبدَ إذا أخطأ خطيئةً‎ -‎إنَّ المُؤْمِنَ إذا أذنَبَ كانت نُكْتةٌ سوداءُ في ‏قلبِهِ، ‏‎-‎فإن هو نزَع واستغفر صَقَلَتْ‎ -‎فإن تابَ ونزعَ واستَغفرَ ، صُقِلَ قلبُهُ ‏، وإن زادَ زادت ، حتَّى يَعلوَ قلبَهُ ذاكَ الرَّانُ الَّذي ذَكَرَ اللَّهُ عزَّ وجلَّ في ‏القرآنِ‎ : ‎كَلَّا‎ ‎بَلْ‎ ‎رَانَ‎ ‎عَلَى‎ ‎قُلوبِهِمْ‎ ‎مَا‎ ‎كَانُوا‎ ‎يَكْسِبُونَ‎ .‎

الراوي‎ : ‎أبو هريرة‎ | ‎المحدث‎ : ‎الوادعي‎ | ‎المصدر‎ : ‎الصحيح المسند‎ ‎الصفحة أو الرقم‎: 1355 | ‎خلاصة حكم المحدث‎ : ‎حسن

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 1670 | خلاصة حكم المحدثحسن

الراويأبو هريرة | المحدثالترمذي | المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 3334 | خلاصة حكم المحدثحسن صحيح

الراويأبو هريرة | المحدثابن جرير الطبري | المصدرتفسير الطبري الصفحة أو الرقم: 1/147 | خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة | المحدثابن حبان | المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 2787 | خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويأبو هريرة | المحدثابن حبان | المصدرصحيح ابن حبان الصفحة أو الرقم: 930 | خلاصة حكم المحدثأخرجه في صحيحه

الراويأبو هريرة | المحدثابن عساكر | المصدرمعجم الشيوخ الصفحة أو الرقم: 1/75 | خلاصة حكم المحدثحسن محفوظ من رواية أبي صالح ذكوان السمان

الراويأبو هريرة | المحدثالمنذري | المصدرالترغيب والترهيب الصفحة أو الرقم: 3/288 | خلاصة حكم المحدث : [إسناده صحيح أو حسن أو ما قاربهما]

الراوي : - | المحدثابن تيمية | المصدرتفسير آيات أشكلت الصفحة أو الرقم: 1/383 | خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويأبو هريرة | المحدثالذهبي | المصدرالمهذب الصفحة أو الرقم: 8/4192 | خلاصة حكم المحدثإسناده صالح

الراويأبو هريرة | المحدثابن حجر العسقلاني | المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 2/449 | خلاصة حكم المحدث : [حسن كما قال في المقدمة]

الراويأبو هريرة | المحدثأحمد شاكر | المصدرعمدة التفسير الصفحة أو الرقم: 1/82 | خلاصة حكم المحدث : [أشار في المقدمة إلى صحته]

الراويأبو هريرة | المحدثأحمد شاكر | المصدرمسند أحمد الصفحة أو الرقم: 15/98 | خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرتخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 2281 | خلاصة حكم المحدثإسناده حسن

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 2469 | خلاصة حكم المحدثحسن

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 1620 | خلاصة حكم المحدثحسن

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح الموارد الصفحة أو الرقم: 2075 | خلاصة حكم المحدثحسن

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح الموارد الصفحة أو الرقم: 1483 | خلاصة حكم المحدثحسن

الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح ابن ماجه الصفحة أو الرقم: 3441 | خلاصة حكم المحدثحسن

 الراويأبو هريرة | المحدثالألباني | المصدرصحيح الترمذي الصفحة أو الرقم: 3334 | خلاصة حكم المحدثحسن

الراويأبو هريرة | المحدثالوادعي | المصدرالصحيح المسند الصفحة أو الرقم: 1449 | خلاصة حكم المحدثحسن

Tirmizi: Rasûlullah: Mümin/kul, bir hata işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer kul günâhtan vazgeçip tevbe ve istiğfar ederse, kalbi cilalanır. Eğer günâha tekrar dönerse nokta büyütülerek bütün kalbini istilâ eder. Paslanma budur. Yüce Allah Kitab’ında: Hayır, onların kazandıkları, kalplerini paslandırıp köreltmiştir, buyurmaktadır.

 

Mücâhid, İbn Cerîr, Katâde, İbn Zeyd ve Hasan Basrî: Bu, günâh üstüne günâhtır. Nihayet kalb körelir ve ölür.

 

Pas ve karalık kâfirlerin kalblerini kaplar. Bulut, iyilerin, pusu ise Mukarrebûn'un kalbini kaplayabilir.

 

 

 

كَلا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ

15- Hayır! Doğrusu onlar o gün Rablerinden yoksun kala­caklardır.

 

كَلا /hayır! İbaresi red ve azar için olabilir. Ya­ni; durum onların dedikleri gibi değildir. Aksine: Onlar o gün­de Rabblerinden elbette perdelenmiş olacaklardır.

 

مَحْجُوبُونَ: Perdelenmişler, aralarına perde girilmişler.

1.   Mücahid: Kâfirler Allah'ın kerametinden perdelidirler.

2.   Katade‎‎: Allah onlara rahmetle bakmaz, onları temize çıkarmayacak. Onlar için elem verici ‎azap vardır.

 

Onlar Rahmân'ı göremeyecekler. Hem de:

 

ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُو الْجَحِيمِ

16. Sonra onlar, muhakkak Cehîm/Cehennem’e yaslanacaklardır.

 

ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

17. Sonra da onlara; yalanlayıp durduğunuz işte budur, denilecektir.

 

İbn Kesîr: أي : يقال لهم ذلك على وجه التقريع والتوبيخ ، والتصغير والتحقير. Onlara; kınama, azarlanma, küçümsenme ve aşağılanma şeklinde: Haa, işte yalanlamış olduğunuz budur, denilecektir.

 

 

كَلا إِنَّ كِتَابَ الأبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ

18. Doğrusu İyilerin Kitâb’ı, Illiyyîn'dedir.

 

İyiler, kötülerin hilâfına İlliyyîn'e varacaklardır. İlliyyîn, Siccîn'in tersinedir.

 

Kitâbu’l Ebrâr:

1.   İyilerin amellerini bir araya toplayan Kitâb veya Sicil Defteridir.

2.   Cennet’in yüksek makamlarından birinin adıdır.

 

Hilâl: Bulunduğum bir mecliste Abdullah İbn Abbâs, Kâ'b'a Siccîn'i sordu. O da: Yedinci yerdir ve orada kâfirlerin ruhları bulunmaktadır, demişti. Illiyyîn'i sorduğunda da o, yedinci göktedir ve orada mü'minlerin ruhları bulunmaktadır, demişti.

 

عِلِّيِّينَ:

1.   Katâde: İlliyyîn, Arşın sağ ayağı yanında yedinci semanın üstündedir.

2.   Ferra: Yüksekten yükseğe nihayetsiz.

3.   Zeccâc: Yerlerin en yükseğidir.

4.   Dahhâk ve İbn Abbâs: Onların ameli gökte Allah katındadır.

 

Illiyyîn'likler; Onlar Allah indinde yakın kıymetli kişileridir. Özellikleri:

1.   Nimet içinde olacaklar,

2.   Güzel tahtlarda etrafı seyredecekler.

3.   Tanınmaları yüzlerindeki mutluklarından belli ocaktır.

 

Illiyyîn'liklerin nimetleri ne zaman olacaktır:

1.   Öldükten Kıyamet’e kadar olan zaman,

2.   Ebrâr’ın Cennet’teki sürekli olan yaşantılarını ifade eder.

3.   Her iki yaşantıyı da kapsar.

 

 

قتادة : عليون : ساق العرش اليمنى.

Katâde: İlliyyîn, Arş'ın sağ ayağıdır.

 

أن عليين مأخوذ من العلو، وكلما علا الشيء وارتفع عظم واتسع

İbn Kesîr: İlliyyîn: Yücelik anlamına gelen العلو kelimesinden alınmıştır. Sürekli yükselen ve yücelen her şey büyür ve genişler.

 

 

وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ

19. Illiyyîn'in ne olduğunu nereden bileceksin?

 

Siccîn, Illiyyûn gibi Âhiret’le ilgili konular gaybîdir. Nebîlere ancak vahiyle bildirilir. Yoksa onlar da bu konuları bilmezler.

 

كِتَابٌ مَرْقُومٌ

20. Yazılmış bir Kitâb’tır.

 

الرَّقْمُ errakmu:

1.   Bir düzeye zorlukla yazı azma işi,

2.   Yazıyı noktalama, kalın yazma, yazıda kalın ve belirgin çizgiler.

كِتَابٌ مَرْقُومٌ bu ayetteki ifade her iki anlamı da ihtiva etmektedir. Ayrıca zamanımızdaki ifadelerle: Satıh üzerine kazınarak yazılmış ve belirgin kırmızıçizgilerdir. Amel defteri; gerçeği tam ifade eden rakamlara dökülmüş milimetrik hesap sonucu meydana gelen belgeler.

 

يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ

‎21. Mukarreb/gözde melekler onu görür.

 

Mukarrebler kimlerdir?

1.   Meleklerdir,

2.   Allah’a yakın müminlerdir,

3.   Allah’a yakın ins, cin ve meleklerdir.

 

الْمُقَرَّبُونَ /Mukarrebûn: Yakın ve gözde olan kişiler.

İbn Abbâs: Ona yakın olan gökte yaşayan herkes onu görür.

Katade: Mukarrebûn/gözde olan varlıklar meleklerdir.

Vehb ve İshak: Mukarrebler'den maksat, İsrafil'dir.

 

 

إِنَّ الأبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ

‎22. Şüphesiz iyiler, nimet içindedirler.

 

Lutfedilen ebrâr/iyiler Naîm cennetindedir.

نَعِيمٍ /Na'îm; kendisinden tad ve lezzet alınan her türlü nimet anlamına gelir.

 

نَعِيمٍ /Na'îm;

1.   Ayetin ifade ettiği ebrâr, gökteki illiyyin ise; naîm nimetler anlamınadır.

2.   Ayetin ifade ettiği ebrâr, Cennet’teki Illiyyîn ise; Naîm cennetidir.

 

عَلَى الأرَائِكِ يَنْظُرُونَ

‎23. Tahtlar üzerinde temaşa ederler.

 

İkrime, İbn Abbas ve Mücahid: İşlemeli çadırlar içindeki tahtlar üzerinde, Allah'ın kendileri için ihsan ettiği nimetleri güzelliğini seyrederler.

Mukatil: Onlar Cehennem ehlini seyrederler.

Ebrâr olan kişiler tahtlar üzerinde seyrederler:

1.   Allah’ı,

2.   Kendilerine verilen çökmeyen, bitmeyen, eskimeyen… nimetleri seyrederler.

3.   Mukatil: Onlar Cehennem ehlini seyrederler.

 

تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ

‎24. Sen, o nimetin güzelliğini yüzlerinden tanırsın.

 

Onlar, o kadar sevinçli ki, nimetlerin güzelliğini yüzlerinde görebilirsin.

 

تَعْرِفُ /Fiili:

1.   تَعْرِفُ / Ey Muhammed, sen tanırsın,

2.   Ebu Cafer b. el-Ka'â, Yakub, Şeybe ve İbn Ebi İshâk: تَعْرِفُ /fiilini meçhul تُعْرَفُ tanınır ola­rak okumuşlar.

 

نَضْرَةَ النَّعِيمِ / nimetlerin güzelliğini yani; parıltısını ve tazeliğini yüzlerinde tanırsın.

Nimetlenenlerin mutluluğunu yüzlerinde görürsün.

 

يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ

‎25. Onlara mühürlü hâlis bir şarâbtan içirilir.

 

رَحِيقٍ/ şarabın saflığıdır.

رَحِيقٍ مَخْتُومٍ / hilesiz, orijinal mühürlü şaraptır. Sunulacak bu içeceğin özelliği:

1.   مَخْتُومٍ ağzı mühürlüdür,

2.   مِسْكٌ son bitimi misk’tir.

3.   تَسْنِيمٍ katkısı Tesnîm pınarının suyundandır.

 

 

Said bin Cübeyr ve İbrahim en Nehai: Dünya şaraplarının son kısımları -şişenin dibi- ‎tortudur. Fakat Cennet şarabının tortusu yoktur. Sonu pis değil, misk gibi kokar.‎

 

İbn Mes'ûd, İbn Abbâs, Mücâhid, Hasan, Katâde ve İbn Zeyd:  والرحيق kelimesi içkinin bir ismidir.

المختومِ mağtûm: Karışık, karıştırılmış. Mühürlü açılmamış. Ebrâr onu açmazdan önce hiç kimse ‎onu açmamış, demektir. Yani mührü üzerindedir, açılmamıştır.

 

أيما مؤمنٍ أطعم مؤمنًا على جوعٍ ؛ أطعمه‎ ‎اللهُ‎ ‎يومَ‎ ‎القيامةِ‎ ‎من‎ ‎ثمارِ الجنَّةِ ، ‏وأيما مؤمنٍ سقى مؤمنًا على ظمأٍ ‏؛‎ ‎سقاه‎ ‎اللهُ‎ ‎يومَ‎ ‎القيامةِ‎ ‎من‎ ‎الرَّحيقِ‎ ‎المختومِ، وأيما مؤمنٍ كسا مؤمنًا على ‏عُريٍ ؛ كساه‎ ‎اللهُ‎ ‎يومَ‎ ‎القيامةِ‎ ‎من‎ ‎خُضرِ‏‎– ‎حُلَلِ‎ -‎الجنَّةِ

الراويأبو سعيد الخدري | المحدث الألباني | المصدرضعيف الترغيب الصفحة أو الرقم: 555 | خلاصة حكم المحدثضعيف

 الراويأبو سعيد الخدري | المحدثالمنذري | المصدرالترغيب والترهيب الصفحة أو الرقم: 2/92 | خلاصة حكم المحدث : [إسناده صحيح أو حسن أو ما قاربهما]

الراويأبو سعيد الخدري | المحدثالترمذي | المصدرسنن الترمذي الصفحة أو الرقم: 2449 | خلاصة حكم المحدثغريب وقد روي موقوفا وهو أصح عندنا وأشبه

 الراويأبو سعيد الخدري | المحدثابن رجب | المصدرجامع العلوم والحكم الصفحة أو الرقم: 2/286 | خلاصة حكم المحدثخرجه الإمام أحمد بالشك في رفعه, وقيل: إن الصحيح وقفه

الراويأبو سعيد الخدري | المحدثالمباركفوري | المصدرتحفة الأحوذي الصفحة أو الرقم: 6/323 | خلاصة حكم المحدثفي إسناده أبي الجارود الأعمى رافضي كذبه يحيى بن معين

الراويأبو سعيد الخدري | المحدثالألباني | المصدرضعيف الترمذي الصفحة أو الرقم: 2449 | خلاصة حكم المحدثضعيف

الراويأبو سعيد الخدري | المحدثالنووي | المصدرالمجموع الصفحة أو الرقم: 6/235 | خلاصة حكم المحدثإسناده جيد 

الراويأبو سعيد الخدري | المحدثالألباني | المصدرضعيف الجامع الصفحة أو الرقم: 2249 | خلاصة حكم المحدثضعيف

İmânı Ahmed: Rasûlullah: Hangi mü'min, susamış bir mü'mine bir içecek içirirse; Allah da kıyamet gününde ona mühürlü hâlis bir şarâbtan içirir. Hangi mü'min aç bir mü'mini doyurursa; Allah da onu cennet meyveleriyle doyurur. Hangi mü'min, çıplak bir mü'mine bir elbise giydirirse; Allah da ona cennetin güzelliklerinden giydirir.

 

 

خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

‎26. Onun sonu misktir. Öyleyse yarışanlar, bunun için ‎yarışsınlar.

 

خِتَامُهُ مِسْكٌ Yani; ona misk karıştırılmıştır.

 

خِتَامُهُ مِسْكٌ ifadesi:

1.   İbn Abbâs, Katâde ve Dahhâk: Allah onlara içkiyi misk gibi güzelleştirir. Böylece misk ile neticelendirir.

2.   İbrâhîm ve Hasan: Neticesi misktir.

3.   Mücâhid: Kokusu misktir, anlamını vermişlerdir.

4.   Ahfeş ve Zeccac: خِتَامُ Saf katkısız şarap.

5.   Mücahid: Son yudumu ona misk ile mü­hürlenir.

6.   İbn Mesud: O şarabın sonunda misk tadını alacaklardır…

 

وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

Öyleyse yarışanlar, bu konuda ‎yarışsınlar.

 

Tenâfus: İleri-hedefteki en mükemmelliğe ulaşabilmek için insan benliğinde bulunan yarışma duygusudur.

Yarışacak varsa, bunun için yarışsınlar. Övünecek varsa bunun için övünsün. Boş işlerle uğraşmasınlar.

 

 

وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ

‎27. Onun katkısı yüce kaynaktandır.

 

مِزَاجُ / mizâc;

 

Tesnîm: Yüksek, yüksekten aşağıya akan anlamları ifade eder. تَسْنِيمٍ Cennet'te bulunan suların en ‎üstünüdür. Mukarrebler bu pınardan içerler

 

Katâde: Tesnîmin yüce Allah'ın kudreti ile havada akan ve cennetliklerin kaplarına ancak alabilecekleri kadar su döken bir pınar/ırmaktır. Kapları doldu mu su tutulur ve ondan yere bir damla dahi düşmez. Su al­maya ihtiyaçları da kalmaz.

 

Bu şarâbın karışımı; tesnîm adı verilen şaraptandır.

Ebu Salih ve Dahhâk Tesnîm cennet ehlinin içeceği içkilerin en üstün ve en değerlisidir.

 

 

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ

‎28. Bir pınar ki; gözdeler ondan içerler.‎

 

العَيْنُ:   Çeşme.

İbn Mes'ûd, İbn Abbâs, Mesrûk, ve Katâde: Bu çeşmeden sadece Mukarrebûn içer. Ashâbu’l Yemîn’e karışım içerisinde katık olarak verilir.

 

إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ 29

29. ‎Doğrusu suç işlemiş olanlar,  mü'minlere gülerlerdi.‎

 

İbn Kesîr: Allah, mücrimlerin dünyadayken mü'minlere güldüklerini haber vermektedir. Yani; onlarla alay ederek aşağılıyorlardı.

 

Burada işaret edilen kaş-gözcü mücrimler ve iman edenler:

1.   İbn Abbâs: Mücrimler; Mekke müşrikleridir. İman edenler; Ammar, Habbab, Suheyb ve Bilal’dir.

2.   Mukâtil: Mücrimler; Medine münafıklarıdır. İman edenler; Ali b. Ebî Tâlib ve bir gurup müminlerdi.

3.   Geneldir.

 

وَإِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ 30

30. Yanlarından geçtiklerinde birbirlerine göz kırparlardı.

 

Ğamz: Kaş göz işareti, insanlar arasında genelde lü­zumsuz işlerde kullanılan ve bir maksat için yapılan harekettir.

 

Rasulullâh’ın yanına giden müminler, yakınlarında geçtiklerinde birbirlerine kaş-göz ediyorlardı. Güya kendilerini üst akıl görüyorlar.

Kendilerinin seviyesizliğine bakmıyorlar. Başkalarının inançlarını ayıplıyor ve aşağılıyorlardı.

 

وَإِذَا انْقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهِينَ

31. Ailelerinin/kafa denklerinin yanına döndüklerinde, eğlenerek dönerlerdi.

 

انقلب/رجع döndü anlamına gelmektedir. ‎

 

انقلب‎/ Bir ortamda başka bir ortama geçiş yapmaktır. إنْقِلابٌ kelimesi; bilinçli olarak bir şekilden başka şekle dönmek-dönüşmek.

 

أَهْلٌ/ Aile halkı, dost, arkadaş, yandaş, kafadar…

 

وَإِذَا انْقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهِينَ ayeti sanki: Müminlerin yanında-yakınlarında veya müminleri bulunduğu ortamdayken sadece kaş-göz yapıyorlar. Ama kafadarlarının ortamına gidince; kaş-gözcülüğün yerini istihzaya dönüştürerek seviniyorlardı. Bundan da oldukça fazla zevk alıyorlardı.

Mücrimlerin bu hali; zaman, mekân ve ortama göre değişkenliğe sahiptir. Diğer bir ifade ile döneklikten başka bir şey değildir.

وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلاءِ لَضَالُّون

32. Onları gördükleri vakit; muhakkak bunlar sapıklardır; derlerdi.

 

Onlar, bunları gördüklerinde yani; mücrim kâfirler Müminleri gördüklerinde; gerçekten bunlar Muhammed'e uymak­la sapmışlardır, derlerdi.

 

Hidayette olanlara bu tür zırvalamaları yapanlar, elbette ki, kendi sapıklıklarını göremezler.

 

وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِين

33. Hâlbuki onlar, bunların üzerine gözcüler olarak gönderilmemişlerdi.


Kâfirler; inançlarında, düşüncelerinde, ahlaklarında, fırsat eşitliklerinde istedikleri hayat tarzlarını yaşıyorlar. Bunlara hiç kimse bir şey demiyor. Özgürler. Ama bunlar başkaları için hazımsız ve acımasızdırlar. Hele hele müminlere karşı daha da zalim ve mücrimdirler. Sürekli müminlerin inanç, ibadet ve ahlakî değerlerine saldırırlar. Kişisel ve toplumsal fırsat-eşitliklerinden faydalanmalarına tahammül edemezler. Yasa ve çeşitli kurallarla baskı-kıpırdayamaz hale getirirler. Kişisel-toplumsal mühendistik yöntemlerle kontrol altına alırlar. Sanki müminleri zapturapt atına almakla görevlidirler.

 

فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ 34

34. İşte bugün de imân edenler o kâfirlere gülerler.

 

İşte bu Kıyamet Günü de müminler Kâfirlere güleceklerdir.

 

Katâde: Ka'b şöyle derdi: Cennet ile Cehennem arasında ‎birtakım pencereler vardır. Mümin dünya hayatında kendisine ‎düşman olan bir kimseyi görmek istediğinde; bu pencerelerin ‎birisinden bakar. ‎

 

‎ ‎فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ ‏

Cennetlik bir mümin tanıdık bir kâfirin halini merek ettiğinde: Baktı ve onu Cehîm/Cehennem’in ortasında gördü. 37/Saffat:55‎

 

Kelbi, Ebu Salih'ten, Allah onlarla istihza eder ayeti hak­kında der ki: Allah'ın onlarla istihza etmesi şöyledir: Cehen­nemliklere çıkın denilir. Onlara Cehennem kapıları açılır. Kafirler kapıların açıldığını görünce çıkmak için kapı­lara doğru koşuşurlar. Müminler de tahtlar üzerinde kurularak onlara bakarlar. Onlar kapılara varınca, kapılar yüzlerine kapatılır. İşte Allah'ın onlarla istihzası budur. Müminler de onların bu hallerini gördükçe gülerler. Müminlerin gülmesi İşte bugün de imân edenler o kâfirlere gülerler, ayetine işaret eder.

 

Semarkandî: Hukukun temel prensiplerden biri: Amelin cinsinden ceza verilir. Alaya alay ile karşılık verilir.

 

عَلَى الأَرَائِكِ يَنظُرُونَ 35

35 — Tahtlar üzerinde, bakarak

 

Müminler tahtlar üzerinde ne seyredeceklerdir:

1.   Rablerini seyredeceklerdir,

2.   Kâfirlerin başlarına gelenleri seyredeceklerdir.

3.   Müşriklerin dedikleri gibi sapık olmadıklarını da göreceklerdir.

 

 

هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ 36

36. Hah işte, kâfirler cezasını buldu mu? Yaptıklarına karşılık?

 

Mü’minler de kâfirler de yaptıklarının karşılığını buldular mı? Emelinize kavuştunuz mu?

 

هَلْ ثُوِّبَ :

1.   Hem mükâfat, hem de ceza için kullanılır.

2.   Tattılar mı? Sevaplandılar mı?

3.   Amel karşılığı hayır-şer verildi mi?

4.   Müminlerin bazıları diğer bazısına: O kâfirlerin cezası verildi mi, diyecekler. Anlamlarını ifade eder. Sapıklar kimmiş görsünler hele…

 

ثُوِّبَ/Suvvibe: Dönüş yapıldı yani kişiye amelinin karşılığı olumlu-olumsuz verildi. Ödül veya ceza karşılığıdır. Müfessirlerin görüşleri:

1.   Kâfirler istihzalarının karşılığını aldı mı?

2.   Acaba kâfirler cezalandırıldı mı diye bakarlar.

3.   Müminler diğer bazı müminlere: Kâfirlere yaptıklarına karşılık cezaları verildi mi?

4.   Müminler diğer bazı müminlere: Kâfirlere yaptıklarına karşılık mükâfatları verildi mi, diye kafirlerle alay ederler. Kâfirler de dünyada alay etmişlerdi.

 

Yani: Size salih amellerinizin karşılığını verdiğimiz gibi, kâfirlerin de aralarında siz­lere gülmeleri ve alay etmelerinin de bulunduğu amellerine karşılık ver­dik mi?

 

ذُقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ 39

O azgın kâfire deyin ki: Azâbu’l Hamîm’i tat. Çünkü sen, sen çok güçlü ve çok şerefliydin. 44/Duhân:49