082- İnfitar

سورة الإنفطار

بسم الله الرحمن الرحيم

إِذَا السَّمَاءُ انفَطَرَتْ 1 وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ 2 وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ 3 وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ 4 عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ 5 يَا أَيُّهَا الإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ 6 الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ 7 فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ 8 كَلاَّ بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ 9 وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ 10 كِرَاماً كَاتِبِينَ 11 يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ 12 إِنَّ الأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ 13 وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ 14 يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ 15 وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ 16 وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ 17 ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ 18 يَوْمَ لا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئاً وَالأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ 19

 

Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

1.           Gök yarıldığı,

2.           Yıldızlar saçıldığı,

3.           Denizler akıtıldığı,

4.           Ve kabirler alt-üst edildiği zaman;

5.           Her nefis önden yolladığını da geriye bıraktığını da bilir.

6.           Ey insan! Seni kerem sahibi olan Rabbine karşı aldatıp isyana sürükleyen nedir?

7.           O (Rab) ki seni yarattı. Sana düzen verdi. Ölçülü bir biçim verdi.

8.           Dilediği surette seni terkib etti.

9.           Hayır, hayır! Doğrusu siz dini yalanlıyorsunuz.

10.       Oysa üzerinizde koruyucular var.

11.       Şerefli kâtipler,

12.       Her yaptığınızı bilirler.

13.       Hiç kuşkusuz ki iyiler Naîm’deler.

14.       Kötüler de Cehîm’dedirler.

15.       Ceza günü oraya girerler.

16.       Oradan bir daha ayrılmazlar.

17.       Ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?

18.       Evet, ceza gününün ne olduğunu nereden bileceksin?

19.       Öyle bir gündür ki kimse kimseye sahip olamaz. Emir ve hüküm o gün yalnız Allah'ındı.

 

من سرَّه أن ينظرَ إلى يومِ القيامةِ كأنه رأيُ العينِ ؛ فليقرأْ : إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ و إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ و إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : ابن حبان  المصدر : المجروحين الصفحة أو الرقم: 1/519  خلاصة حكم المحدث : [فيه أبو وائل القاص لا يجوز الاحتجاج به

الراوي : -  المحدث : محمد المناوي  المصدر : تخريج أحاديث المصابيح الصفحة أو الرقم: 5/15  خلاصة حكم المحدث : لم أر من تكلم في رجاله بما يضعفه

: عبدالله بن عمر  المحدث : الهيثمي  المصدر : مجمع الزوائد الصفحة أو الرقم: 7/137  خلاصة حكم المحدث : [روي بإسنادين ورجالهما ثقات

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : ابن حجر العسقلاني  المصدر : تخريج مشكاة المصابيح  الصفحة أو الرقم: 5/167  خلاصة حكم المحدث : [حسن كما قال في المقدمة

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : ابن حجر العسقلاني  المصدر : فتح الباري لابن حجرالصفحة أو الرقم: 8/564  خلاصة حكم المحدث : جيد

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : أحمد شاكر  المصدر : مسند أحمد الصفحة أو الرقم: 7/20  خلاصة حكم المحدث : إسناده صحيح

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : أحمد شاكر  المصدر : مسند أحمد الصفحة أو الرقم: 8/96  خلاصة حكم المحدث : إسناده صحيح

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : الألباني  المصدر : تخريج مشكاة المصابيح الصفحة أو الرقم: 5480  خلاصة حكم المحدث : حسن

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : الألباني  المصدر : صحيح الجامع الصفحة أو الرقم: 6293  خلاصة حكم المحدث : صحيح

الراوي : عبدالله بن عمر  المحدث : الألباني  المصدر : صحيح الترغيب الصفحة أو الرقم: 1476  خلاصة حكم المحدث : صحيح

Abdullah İbn ‎Ömer: Rasûlullah: Kıyamet gününü kendi gözüyle görmekten hoşlanan kimse ‎Tekvîr, İnfitâr ve İnşikâk’ı okusun, buyurdu.

 

بسم الله الرحمن الرحيم

 

إِذَا السَّمَاءُ انفَطَرَتْ 1

1. Gök yarıldığı,

 

انفَطَرَتْ/انفطار انشقاق fiili gibi yarılma, çatlama anlamına gelmektedir.

 

السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً 18

O günle gök yarılır, Allah’ın va’di gerçekleşir. 73/Müzzemmil:18

وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ

Gök yarıldığı zaman, 77/Murselat:9

‏وَإِذَا السَّمَاء كُشِطَتْ

Gökyüzü sıyrılıp koparıldığı zaman,  81/Tekvir:11‎

‏إِذَا السَّمَاء انفَطَرَتْ ‏

‎Gök yarıldığı zaman, 82/İnfitar:1

‏إِذَا السَّمَاء انشَقَّتْ ‏

Gök yarıldığı zaman, 84/İnşikak:1

فَإِذَا انشَقَّتْ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ 37

Gök yarılıp da kırmızı sahtiyan gibi bir gül görünümünde olduğu zaman. 55 Rahman:37

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلائِكَةُ تَنزِيلاً 25

O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir. 25/Furkan:25

 

Gök bulutlarla yarıldığı gün... 25/Furkan:25

 

تَكَادُ السَّمَوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدّاً90

Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı; neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir! 19/Meryem:90

 

 

وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ 2

2. Yıldızlar saçıldığı,

 

Yıldızlar düşüp etrafa saçıldığı zaman.

Gökteki güneş, ay, Gezegenler, yıldızlar, galaksiler… bütün varlıklar belli bir düzen içindedirler. Bu düzende muazzam bir aheng, üstün kudrete dayalı bir ayar vardır. Bu ayar iptal edildiğinde gök cisimleri etrafa savrulacaktır.

 

وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ 3

3. Denizler akıtıldığı,

 

وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ Denizler kendi sınırlarını aşıp etrafa genişlediği zaman.

Razi: فَجَرَ طَغَي  gibi sınırı aştı, taşkınlık yaptı, etrafa zarar verdi anlamlarına gelmektedir.

 

Allah denizleri kaynattığı zaman:

1.   İbn Abbâs: Denizler birbirine katıldığı zaman.

2.   Hasan: Allah suları dağıtıp yok ettiği zaman.

3.   Katâde: Tatlı suları acı sularıyla karıştığı zaman.

4.   Kelbî: Denizler iyice doldurulduğu zaman.

5.   Razi: فَجَرَ طَغَي  gibi sınırı aştı, taşkınlık yaptı, etrafa zarar verdi anlamlarına gelmektedir. Denizler yatağından çıkıp etrafa yayıldığı zaman… gibi anlamları ifade edebilir.

6.   Tuzlu deniz sularının arındırılarak içim-ekim’e uygun kaynak suyu haline getirilmesi olabilir. Çünkü Kur’ân’da bu kelime kaynak sularının akıtılması anlamında da kullanılmaktadır.وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنْ الْعُيُونِ 34 Ve içlerinde pınarlar fışkırttık. 36/Yasin:34

 

 

وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ 4

4. Ve kabirler deşildiği zaman;

 

بُعْثِرَتْ Mezarı eşmek ve içindekini çıkarmak anlamlarının ikisini de ifade eder.

 

Zemahşerî ve Süheylî: Bu kelime iki kelimeden meydana gelmiştir. Bu'siret ve usire’nin hafifletilmiş yani kısaltılmış şeklidir. İki ke­limeyi kısaltmak için bu'sire şekline getirmişlerdir. Besmele bismillahi, hamdele elhamdulillahi, halkale lâ havle velâ kuvvete gibi.

 

İbn Abbas: Kabirler tarandığı zaman.

Süddî: Kabirdekiler uyandırılıp dışarı çıkarıldığı zaman.

F.Razi: Ferrâ: Kabirler, içinde mevcut olan altın ve gümüşlerin ortaya çıkartılması için, altı-üstüne çevrilir.

 

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ 5

5. Her nefis önden yolladığını da, geriye bıraktığını da bilir.

 

Bu ayet surenin başın geçen إِذَا السَّمَاءُ انفَطَرَتْ 1. Gök yarıldığı zaman ayetin cevabı veya haberidir.

 

Kişi; neyi öne aldığını ve neyi geri plana ittiğini anlar. Yani; kişi ‎Âhireti-geleceği için yapılması gerekenlerden neyi yaptığını ve neyi ‎yapmadığını daha iyi anlar. ‎

 

Katâde ve İbnü Abbas: Takdim ettiği, işlemiş olduğu günah; tehir ettiği de yapmamış olduğu itaattir

 

Dahhâk: Önden yollanan, yaptığı farzlardır.  Geriye bırakılan, kişinin yapmadığı farzlardır.

 

Ebû Müslim: Önden yollanan, kişinin ömrünün başlarında –gençliğinde- yaptığı şeylerdir. Geriye bırakılan da ömrünün sonuna –ihtiyarlığına- bırakıp da yapamadığı şeylerdir.

 

F.Râzi: Kişi bunu Kıyamet’in hangi safhasında anlayacaktır?

1.   Haşr’ın ilk anlarında nelerin başlarına geleceğini anlamaya başlar. Ama yaptığı amellerin esasını amel defterlerinin verilip okunmaya ve hesaba çekilmeye başlandığında bilecektir.

2.   Kaffâl: Kıyamet alametleri ortaya çıkıp da mükellefiyetin sona erdiği ve artık amel ile imanın fayda veremediği zaman En'am:156 kastedilmiştir.

 

يَا أَيُّهَا الإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ 6

6. Ey insan! Seni kerem sahibi olan Rabbine karşı aldatıp isyana sürükleyen nedir?

 

يَا أَيُّهَا الإِنسَانُ Ey insan!.. ifadesinde kast edilen:

1.   İbn Abbas, Ata: Velîd b. Muğire, İkrime: Ubey b. Halef ve Kelbi ve Mukatil: Esed b. Kelede el Cumahî olabilir.

2.   Ayet özel olsa bile, يَا أَيُّهَا الإِنسَانُ ifadesi umumidir. Genel kapsayıcılığına bir engel yoktur.

3.   Mümin-kâfir herkesi kapsayabilir.

 

الْكَرِيمِ ikrâmı bol olan demektir. Allah’ın ikramı o kadar bol ki; kendisine savaş açanların rızkını bile kesmemektedir. İsyankârların isyan araçları olan akıl, zekâ, el, kol, ayak, göz, kulak, dil… gibi azalarından mahrum duruma getirmemektedir.

 

İbn Kesîr: Bu ifâde bir tehdîddir.

F.Râzi: Seni, O'nun cezasından emin kılan, sana güvence veren şey nedir?" demektir. Nitekim

Katade: Onu aldatan, ona musallat kılınan şeytanıdır.

Hasan Basrî: Onu aldatan onun şeyta­nıdır. Onu aldatan onun inat ve cehaletidir.

Galib Hanefi ve Salih b. Mismar: Rasûlullâh: Onu cehaleti aldattı, buyurdu.

Hasan el-Basrî: Onun ahmaklığı ve cehaletidir.

İbn Ebu Hatîm: Bu âyeti bir kişinin okuduğunu duyan Ömer: Cehalet’tir, dedi.

Ömer veya oğlu Abdullah: Nitekim yüce Allah: Çünkü o çok zalim ve çok cahil­dir. 33/Ahzab:73 diye buyurmaktadır, dedi.

Katâde: İnsanoğlunun aldanış sebebi, şeytanın ona süslemesi, allayıp pullamasıdır.

Mukatil: Allah'ın, ta işin başında ona hak ettiği cezayı vermediği için, onu af edişidir.

Fudayl ibn İyaz'a: Allah seni kıyamet gününde, karşısına alıp da, sana مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ derse, sen ne dersin, denildiğinde; O: Beni, salıverilmiş perdelerin –müsamahaların- aldattı, çünkü Kerim ve Settâr olan sensin derim, demiştir.

Ebu ‎Bekr el-Verrâk: Eğer Rabbim bana Keremi bol Rabbine karşı seni ne aldattı, derse: ‎Kerem sahibinin keremi beni aldattı, derim.

Bağavî bazı tefsircilerden nakleder: Âyette Keremi bol Rabbına ifadesi kullanılmıştır. Allah'ın diğer isim ve sıfatlarının zikredilmemiştir. Sebebi: Kerem Sahibi birine kötü muamelede bulunmak; yakışık-uygun değildir. Yüce Allah da Kerîm sıfatını zikrederek insanın bu nankörlüğünü hatırlatmıştır.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلا تَغُرَّنَّكُمْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ5

Ey insanlar! … Sakın Ğarûr, Allah taraftarıymış gibi sizi aldatmasın. 35/Fatır:5, 31/Lokman::33

 

وَغَرَّتْكُمْ الأَمَانِيُّ حَتَّى جَاءَ أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ 14

Allah’ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı.57/Hadid:14

 

 

Allah’ın Kerîm sıfatına Güvenerek Ğarûr’lar seni aldatmasın.

Ğarûr/saptırıcı’ların aldatması:

1.   Kendilerini Allah taraftarı olarak sunar.

2.   Dünya malı, makam mevki, itibar gibi vaatler sunar.

3.   Yaldızlı cümlelerle batılı hak olara gösrerir.

4.   Allah’ın Kerîm sıfatını istismar ederek: Amân! Allah Kerîm’dir, Allah dünya ve Ahirette Rahmân Rahîm’dir, diyerek ilâhi ikazları umursamamazlıktan getirir.

 

 

الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ 7

7. O –Rab- ki seni yarattı. Sana düzen verdi. Ölçülü bir biçim verdi.

 

Sevvâ fiili tesviye kökünden gelir. Azaların biçimli, sağ­lam, yararlanmaya hazır şekilde yapıldığını anlatır.

 

فَعَدَلَكَ Fe-adale-ke: Seni mutedil ölçülü, dengeli, donanımlı kıldı. Dal harfinin şeddeli veya şeddesiz okunuşuna göre anlamları:

1.   Terkip etti.

2.   Dengeli kıldı.

 

Ata, İbn Abbas: Belini doğrultu, dik ve dengeli kıldı, eğri belli hayvanlar gibi yapmadı, diye tefsir edilmiştir.

فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ 8

8. Dilediği surette seni terkib etti.

 

Bu ayetin anlamı:

1.   مَا ve sonrası /Sıla cümlesi olursa; Dilediği şekilde seni terkip etti.

2.   مَا / Şart edatı olursa; O dilerse seni herhangi bir eşek, domuz… suretinde yaratır.

 

İkrime ve Ebu Salih: أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ Dilediği şekilde seni terkib etti: Dilerse insan, eşek, maymun suretinde, do­muz suretinde.

Mekhûl: Dilerse erkek, dişi olarak.

Mücâhid: Dilediği şekilde; yani baba, anne, amca, dayı veya on­ların dışında herhangi bir kimseye benzeyecek şekilde.

Katâde: فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ Seni istediği şekilde terkîb etmiştir. Yani ‎Rabbimiz buna kadirdir. Bunlara göre âyetin mânâsı: Muhakkak Allah, nutfeyi yaratılışı çirkin olan kötü hayvanlar/canlılar şeklinde yaratmaya muktedir.

F.Râzî: Bu muhtelif şekiller ile, ana-babaya veya babanın akrabalarına veya annenin yakınlarına benzeme manası kastedilmiştir.

Kaffal: Yaratılışın ve renklerin farklılık arzetmesi, zengin-fakir ve sıhhat-hastalık gibi şeylerdeki hallerin farklılığı gibidir.

 

Ferrâ ve Zeccâc:صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ  muhtelif, Allah'ın dilediği suretler mefhumu ile uzunluk-kısalık, güzellik-çirkinlik, erkeklik-dişilik gibi farklılıklar kastedilmiştir.

 

 

عن أبي هُرَيرة أن رَجُلا قال : يا رسول الله ، إن امرأتي وَلَدت غُلامًا أسودَ ؟. قال : "هل لك من إبل ؟". قال : نعم. قال : "فما ألوانها ؟" قال : حُمر. قال : "فهل فيها من أورَق ؟" قال : نعم. قال : "فأنى أتاها ذلك ؟" قال : عسى أن يكون نزعة عِرْق. قال : "وهذا عسى أن يكون نزعة عرق" صحيح البخاري برقم (5305) وصحيح مسلم برقم (1500

Buharı ve Müslim: Ebu Hüreyre: Adamın birisi: Ey Allah’ın ‎Rasûlü, karım siyah bir oğlan doğurdu, demiş. Rasûlullah: Deven var mı? deyince, o; ‎evet, demiş. Rasûiullah onların renkleri nasıldır? deyince o; kırmızı, demiş. Rasûlullah: Onların arasında esmeri de var mı? Deyince, adam: Evet, demiş. Rasûlullah: O nereden ‎geldi? Deyince adam; Belki de soyu çekmiştir, demiş. Rasûlullah: Belki de bunun da soyu ‎çekmiştir, demiş

 

كَلاَّ بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ 9

9. Hayır, hayır! Doğrusu siz dini yalanlıyorsunuz.

 

Kâfir insan: Allah’ın azab, gazab ve cezasından kendisini uzak tutmuyor. Buna mukabil nimet ve keremine de nail olmaya uğraşmıyor. Bu yetmiyormuş gibi insanlığın geleceği olan Âhireti yalanlıyor. Böylece bir insana en büyük kötülük kendisinden kendisinde gelmektedir.

 

 

 

كَلاَّ hayır hayır. Bu aldanış doğru bir şey değildir. Aldanış neticesinde ‎dini yalanlıyorsunuz. ‎

 

كَلاَّ ‘nın anlamları:

1.    كَلاَّ ifadesi red azar ve uyarı edatı olursa: Haddinizi bilin. Hayır dediğiniz gibi değildir. Yahut; Sakın Allah’ın affına güvenerek yanlış yapmayın.

2.    Bilakis anlamında olursa; daha önce mevzu olarak konuşulmuş olan konunun nefyi ve asıl gerçeği gündeme getirmek için ayetin başına Bilakis getirilmiştir.

3.    Dikkat edin anlamında başlangıç ve uyarı edatı: Durum; Allah'tan başkasına yaptığınız ibadetle hak üzere olduğunuzu iddia ettiğiniz gibi değildir.

Kâdî: Allah'ın keremine karşı aldanmaktan vazgeçiniz demektir. Ama siz bundan dönmüyor, aksine aslında dini (kıyameti) yalanlıyorsunuz, demiştir.

4.    Hayır anlamında olursa:

Keffal: Hayır!.. İş sizin dediğiniz gibi değil, tekrar diriliş ve bir araya geliş vardır. Bu açıklamamızdan faydalanmıyor, aksine dini yalanlıyorsunuz, demektir.

 

Lügat olarak; Dîn: ceza yani yapılan bir işe iyi-kötü bir karşılık vermektir. Hesaplaşmaktır.

Istılah olarak; Dîn: Yüce Allah tarafından, elçiler vasıtasıyla insanların hür iradesine sunulan, Dünya-Âhiret mutluluğunu kapsayan ilâhî nizamdır.

Bir insan dini yalanlarsa: Dinin sunduğu veya dinin kaynağı olduğu; inanç, düşünce, yasa, ahlak, örf-adet gibi özellikle de Âhiret ve Âhiretle ilgili Cennet, Cehennem, Tekrar diriliş, Haşır, Mizân gibi hususların üzerine çizgi çekmiştir. Kerîm olan Allah sunuyor. Nankör olan insan inkâr ediyor.

 

الدِّينِ/dîn: Hesap, hesaplaşmadır. Buradaki anlamı; siz hesaba çekilmeyi yalanlıyorsunuz.

 

Sanki:

1.   Bu dinden murad, Âhiret, haşır-neşir, mizan-sorgu, hesap-kitabı… gibi konuları haber veren İslâm dinidir.

2.   Âhiret konularının hak-doğru olduğunu siz de biliyorsunuz. Ama muhalefet etmeyi inatlık ve inkâr üzerinde yürütüyorsunuz. Akıl-mantığı bırakıp atalarınızdan gördüğünüz yanlış yaşantıya devam ediyorsunuz. Bu da yetmiyormuş gibi size tebliğ edilen İslâm’ı yalanlıyorsunuz.

 

Tekzîb-yalanlama: Muhalefet yöntemlerinden biridir. Karşılıklı kapışan/yarışan unsurlar birbirlerine saldırır. Zaman zaman saldırılar normal zeminin dışına çıkar. Karşıyı karalamak, çökertmek ve hatta yok etmek için şu hususları icra ederler:

1.         Geleneksel saldırıları yapar.

2.         Yanıltıcı manevralar yapar.

3.         Karşıyı kamuoyunda gözden düşürmek için iftira atar.

4.         İftira-yalanları kampanyaya dönüştürür.

5.         Hesabına gelen habbeyi kubbe, kubbeyi de habbe yapar.

6.         Gerçekleri gizler hatta inkâr eder.

7.         Kendi uyduruklarını gerçek olarak takdim eder.

8.         İnkâr, yalan ve iftiralarını sürekli ve her yerde tekrarlar.

9.         Karşıyı sürekli baskı altında tutmaya çalışırlar

10.    Karşıdaki Emin-Güvenilir kimseleri yalancılıkla itham eder.

11.    İftira eder, karşıyı itibarsızlaştırır.

12.    Kendi zalimini mazlum, karşı mazlumu da zalim gösterir.

13.    Karşının bütün düşmanlarını dost edinir.

 

Ey kâfirler!.. Dîn Günü’ü ne kadar yalanlasanız da alehinize kesin kanıtlar vardır. Bu kanıtları muhafaza edenler mevcuttur. Ellerindeki kanıtlarla hesaba çekileceksiniz.

 

وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ 10

10. Oysa üzerinizde hâfızlar/koruyucular var.

 

Hafaza Melekleri: Koruyucu meleklerdir.

 

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ

İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. 13/Rad:11

 

Görevli koruyucular:

1.   Bütün insanların üzerinde sadece iki tane vardır.

2.   Her insanın üzerinde ikişer görevli vardır.

3.   Bir insan için; iki gece, iki de gündüz olmak üzere dört görevli vardır… gibi görüşler ileri sürülmüştür.

 

Koruyucu murakıpların özellikleri: Onlar;

1.   Hâfız/murakıp koruyucudurlar,

2.   İnsanların yaptıklarını bilirler.

3.   Kirâm sahibi, zulmetmezler.

4.   Az veya çok yazmazlar, gerçekçidirler.

5.   Kendileri şerefli, görevleri de kutsaldır.

6.   Kâtibîn/yazıcıdırlar.

7.   Kaydettiklerinin tümü kanıt hükmündedir.

 

كِرَاماً كَاتِبِينَ 11

11. Şerefli kâtipler,

 

İnsanın etratında Hafaza/Koruyucu Melekler vardır. Ayrıca; Kirâmen Kâtibîn: Yazıcı melekleri vardır.

 

 

إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنْ الْيَمِينِ وَعَنْ الشِّمَالِ قَعِيدٌ 17

Sağında-solunda oturan, iki tane de onun amellerini tesbit eden olan iki de melek vardır. 50/Kaf:17

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلاَّ لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ 18

Her ne söz teleffuz ederse mutlak yanında hâzır bir murakabeci/gözetleyici vardır.  50/Kaf:18

 

 

Rasûlullah as:

أكرِمُوا الكرامَ الكاتِبِينَ الذين لا يُفارقونكم إلا عندَ إحدى حالتيْنِ الجنابةُ والغائطُ فإذا اغتسلَ أحدُكم فليستَتِرْ بجِذْمِ حائطٍ أو بعيرِه أو يستُرُه أخوهُ

الراويمجاهد بن جبر المكي | المحدثابن كثير | المصدرالبداية والنهاية الصفحة أو الرقم: 1/45 | خلاصة حكم المحدثمرسل من هذا الوجه [وروي موصولا بسند فيه من فيه مقال]

 الراويمجاهد بن جبر المكي | المحدثابن حجر العسقلاني | المصدرتحفة النبلاء الصفحة أو الرقم: 88 | خلاصة حكم المحدثمرسل

Sizden ancak ya büyük abdest bozmak, ya cima hallerinde ayrılan Kirâmen Kâtibin'e gereken ikramı yapınız -onlara saygılı olun-. Herhangi biriniz gusledecek olursa; bir duvar çırpısı yahut devesiyle kendisini perdelesin yahut da kardeşi onu perdelesin.

 

يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ 12

12. Her yaptığınız şeyi onlar bilirler.

 

Yüce Allah; zalimlerin zulmünü kaydeden Kirâmen Kâtibîn meleklerini zikrettikten sonra insanların genel amelleri için:

13. ayette Hiç kuşkusuz ki iyiler Naîm’deler.

14. ayette Kötüler de Cehîm’dedirler, buyurdu.

 

إِنَّ الأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ 13

13- Hiç kuşkusuz ki iyiler nimet içindedirler.

 

Cennete nimetlere kavuşanlar: mutlu bir yolcunun evindeki çoluk-çocuğuna varması gibi olacak.

Cehenneme varavaklar: Kaçak asi bir kölenin efendisine geri dönmesi gibi olacaktır.

 

Lutfedilen ebrâr/iyiler Naîm cennetindedir.

نَعِيمٍ /Na'îm; kendisinden tad ve lezzet alınan her türlü nimet anlamına gelir.

 

Ebrâr/iyiler, kötülerin hilâfına nimetler içinde olacaklardır. Nimetlerin bulunduğu yer de İlliyyîn'dir.  İlliyyîn, Siccîn'in tersidir.

 

Kitâbu’l Ebrâr:

1.   İyilerin amellerini bir araya toplayan Kitâb veya Sicil Defteridir.

2.   Cennet’in yüksek makamlarından birinin adıdır.

 

Hilâl: Bulunduğum bir mecliste Abdullah İbn Abbâs, Kâ'b'a Siccîn'i sordu. O da: Yedinci yerdir ve orada kâfirlerin ruhları bulunmaktadır, demişti. Illiyyîn'i sorduğunda da o, yedinci göktedir ve orada mü'minlerin ruhları bulunmaktadır, demişti.

 

 

 

Cafer es-Sâdık:

Naîm; Allah'ın cemalini, nimetlerini müşahede etmektir.

Cahîm; şehvet ve tutkuların zulumâtı, karanlıklarıdır.

 

 

وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ 14

14- Kötüler de ateş içindedirler.

 

Cennete nimetlere kavuşanlar: mutlu bir yolcunun evindeki çoluk-çocuğuna varması gibi olacak.

Cehenneme varavaklar: Kaçak asi bir kölenin efendisine geri dönmesi gibi olacaktır.

 

الفجر/el fecru: Bir nesneyi geniş bir biçimde yarmak. Gecenin yarılıp sabahın ortaya çıktığı zamana fecr denir.

وَفَجَّرْنَا الأَرْضَ عُيُوناً 12

Yeryüzünü kaynak-pınar olarak yardık. 54/Kamer:12

 

وَفَجَّرْنَا خِلالَهُمَا نَهَراً 33

Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık. 18/Kehf:33

 

الفجور/El fucûru: İman ve takva sınırının yırtılmasından ortaya çıkan,türeyen olumsuzluk. Fâcir türediler.

أُوْلَئِكَ هُمْ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ 42

İşte onlar, kefere ve feceredir. 80/ Abese:42

 

فاجر جالفُجَّار/ fâcir’in çoğulu fuccâr gelmektedir.

أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ

Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa muttakileri fâcirler gibi bir mi tutacağız? 38/Sad:28

 

يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ 15

15- Ceza günü oraya girerler.

 

Elmalı: O din günü, yani yalanladıkları o ceza günü ona yaslanacaklardır.

 

Onlar, din gününde oraya/Cahîm’e girecekler.

Onlar, din gününde ona/Cahîm’e yaslandırılacaktır.

 

Kur’ânı Kerîm’de يوم الدين ifadesi 13 yerde zikredilmektedir.

مالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ

 Din gününün mâlikidir. 1/Fâtiha:4

وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ

Ve gerçekten de din gününe dek lanet sana. 15/Hicr:35

وَالَّـذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ

 'Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;'Şu’arâ 82

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ

 Derler ki: 'Eyvahlar bize; bu, din günüdür.'Sâffât 20

وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ

 'Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir.'Sâd 78

يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ

Ve alay edercesine sorarlar: “Ne zaman gelecek ceza ‎günü?” Zâriyât 12‎

هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ

İşte budur kıyamet günü, onlara yapılacak ağılama ziyafet ‎ve ikramı.  Vâkı’a 56‎

‎‎وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ

Onlar, din gününü tasdik etmektedirler. Me’âric 26‎

‎‎وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ

Din (hesap) gününü de yalanlardık.  Müddessir 46

يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدّ۪ينِ

Ceza günü oraya yaslanacaklardır. İnfitâr 15‎

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۙ

Din Gününün ne olduğunu bilir misin?  İnfitâr 17‎

  مَّ مَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۜ

Evet, bilir misin nedir acaba o ceza günü?  İnfitâr 18‎

الَّذ۪ينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۜ

Onlar Din Gününü yalanlar. Mutaffifîn 11‎

 

 

وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ 16

16- Oradan bir daha ayrılmazlar.

 

O fâcirler orada kaybolmazlar.

 

Onlar, orada ebedî kalıcıdırlar. Yanıp kül olup yok olmayacaklar. Oraya buraya kaçıp kaybolmayacaklar. Dünyada olduğu gibi başkaları da gelip onlara sahiplenemeyecekler. Hepsi birbirinden beter olacaktır.

 

 

وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ 17

17- Ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?

 

Buradaki hitab:

1.   Fâcirler olursa; yanlış yol için ikazdır.

2.   Muhammed as. olursa; önceden konu hakkında bilgi sahibi değilsin.

3.   Geneldir: Bütün insanlar için ikaz ve gaybî olan bilginin akılla bilinemeyeceğini hatırlatmaktadır.

 

ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ 18

18- Evet, ceza gününün ne olduğunu nereden bileceksin?

 

Ayetin tekrarlanması:

Kıyametin azametini vurgulamak,

Ayetlerin hedefi farklıdır:

1. ayet Cehennemlikleri hedef alır.

2. ayet Cennetlikleri hedef alır.

 

يَوْمَ لا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئاً وَالأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ 19

19- Öyle bir gündür ki kimse kimseye sahip olamaz. Emir-hüküm o gün yalnız Allah'ındır.

 

O günde icra edilecek emir; sadece o günün Mâlik’i olan Allah'ındır.

 

O gün, hiç kimse başka birine:

1.   Arka çıkamayacak,

2.   Torpil yapamayacak,

3.   Himaye edemeyecek,

4.   Zulüm edemeyecek,

5.   Rüşvet veremeyecek,

6.   İstismar edemeyecek,

7.   Baskı yapamayacaktır.

8.   Başka birileri devreya giremeyecek,

9.   Sadece adalet tahakkuk edecektir.

 

Katâde: O, öyle bir gündür ki; kimse kimseye hiç bir şeyle fayda sağlamaz. Ve o gün, emir ‎Allah'ındır, âyeti hakkında: Allah'a andolsun ki o gün, emir Allah'ındır. Ama hiç bir ‎kimse orada O'nunla tartışma cesaretini gösteremez.  

Elmalı: Hiç kimse ne mümin ne kâfir, ne iyi ne kötü hiç kimsenin hesabına zerre kadar bir şey yapamaz. O gün emir yalnız Allah'ındır. O ne emrederse ancak o olacaktır.