73/Müzemmil: سورة المزمل

 

Yirmiyedi âyettir.

el-Hasen, İkrime, Ata ve Câbir: Hepsi Mekke'de inmiştir.

İbn Abbas ve Katade: 10 ve11. Ayetler müstesna surenin geriye kalan hepsi Mekkîdir.

Sa'lebî: 20. âyetten itibaren sûrenin sonuna kadarı Medenîdir.

 

اجتَمَعَتْ قُرَيشٌ في دارِ النَّدوةِ فذكَروا النَّبيَّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فقال بعضُهم ساحرٌ قالوا ليس بساحرٍ وقال بعضُهم كاهنٌ قالوا ليس بكاهنٍ وقال بعضُهم مجنونٌ قالوا ليس بمجنونٍ قالوا يُفرِّقُ بَيْنَ الحبيبِ وحبيبِه فصدَر المُشرِكونَ على ذلكَ فبلَغ النَّبيَّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فزُمِّل في ثيابِه ودُثِّر فأنزَل اللهُ عزَّ وجلَّ {يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ} و{يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ}

الراوي: +%D9%85%D9%88%D9%82%D8%B9+%D8%A7%D9%84%D8%AF%D8%B1%D8%B1+%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%86%D9%8A%D8%A9+-+%D8%A7%D9%84%D9%85%D9%88%D8%B3%D9%88%D8%B9%D8%A9+%D8%A7%D9%84%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB%D9%8A%D8%A9+-+%D9%85%D9%86+%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB+%D8%AC%D8%A7%D8%A8%D8%B1+%D8%A8%D9%86+%D8%B9%D8%A8%D8%AF%D8%A7%D9%84%D9%84%D9%87 جابر بن عبدالله المحدث: الطبراني - المصدر: المعجم الأوسط - الصفحة أو الرقم: 2/319
خلاصة حكم المحدث: لم يرو هذا الحديث عن ابن عقيل إلا شريك تفرد به معلى

أنَّ الوليدَ بنَ المغيرةِ صنعَ لقريشٍ طعامًا فلمَّا أكلُوا قال ما تقولونَ في هذا الرجلِ فقال بعضُهم ساحرٌ وقال بعضُهم ليس بساحرٍ وقال بعضُهم كاهنٌ وقال بعضُهم ليس بكاهِنٍ وقال بعضُهم شاعرٌ وقال بعضُهم ليس بشاعرٍ وقال بعضُهم سحرٌ يؤْثَرُ [ وأجمعَ رأيُهم على أنه سحْرٌ يُؤْثَرُ ] فبلغ ذلِكَ النبيَّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فحَزِنَ وقنَّعَ رأسَهُ وتدَثَّرَ فأنزل اللهُ عزَّ وجلَّ يا أيُّهَا المدثِّرُ قمْ فأنذِرْ وربَّكَ فكبِّرْ وثيابَكَ فطَهِّرْ والرُّجْزَ فاهْجُرْ ولا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرْ وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

الراوي: +%D9%85%D9%88%D9%82%D8%B9+%D8%A7%D9%84%D8%AF%D8%B1%D8%B1+%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%86%D9%8A%D8%A9+-+%D8%A7%D9%84%D9%85%D9%88%D8%B3%D9%88%D8%B9%D8%A9+%D8%A7%D9%84%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB%D9%8A%D8%A9+-+%D9%85%D9%86+%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB+%D8%B9%D8%A8%D8%AF%D8%A7%D9%84%D9%84%D9%87+%D8%A8%D9%86+%D8%B9%D8%A8%D8%A7%D8%B3 عبدالله بن عباس المحدث: الهيثمي - المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 7/134
خلاصة حكم المحدث: فيه إبراهيم بن يزيد الخوزي وهو متروك

الراوي: +%D9%85%D9%88%D9%82%D8%B9+%D8%A7%D9%84%D8%AF%D8%B1%D8%B1+%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%86%D9%8A%D8%A9+-+%D8%A7%D9%84%D9%85%D9%88%D8%B3%D9%88%D8%B9%D8%A9+%D8%A7%D9%84%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB%D9%8A%D8%A9+-+%D9%85%D9%86+%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB+%D8%B9%D8%A8%D8%AF%D8%A7%D9%84%D9%84%D9%87+%D8%A8%D9%86+%D8%B9%D8%A8%D8%A7%D8%B3 عبدالله بن عباس المحدث: السيوطي - المصدر: لباب النقول - الصفحة أو الرقم: 318 خلاصة حكم المحدث: إسناده ضعيف

 

 

بسم الله الرحمن الرحيم

يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ 1

1.  Ey örtünüp-bürünen!

 

الْمُزَّمِّلُ /müzemmil ifadesinin anlamı:

1.  Yük yüklenmiş,

2.  Sarınıp bürünen veya başkası tarafından örtülelen anlamlarına gelmektedir.

 

 

İbn Abbâs, Dahhâk ve Süddî: Ey uyuyan demektir.

Katâde: Elbisesine bürünen.

İbrâhîm en-Nehaî Rasûlullah'ın bir kadifeye bürünmüş olduğu sırada nazil oldu.

İbn Abbâs: Ey Muhammed, sen Kur'ân'a büründürüldün.

Suheylî: el-Müzzemmil Rasulullah’ın isimlerinden de­ğildir. el-Müzzemmil vahye muhatab olduğu için bu isim kullanılmıştır.

 

 

قُمْ اللَّيْلَ إِلاَّ قَلِيلاً2 

3.  Geceleyin kalk, birazı hariç;

 

قُمْ اللَّيْلَ /Geceleyin kalk! İfadesindeki gece; güneşin batışından sabahleyin tan yerinin ağırmasına kadar olan zaman dilimidir.

 

Gece namazı kesin bir farz mıdır? Farklı görüşler vardır:

Deliller gece namazı kılmanın kesin bir farz olduğu kanaatini pekiştirmektedir.

Eğer farz ise; kimlere farzdır:

1.  Rasulullah’a,

2.  Rasulullah’a ve önceki rasullere de,

3.  Rasulullah’a ve ümmetine de farz mıydı?

 

İbn Abbas: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ baş tarafları nazil olunca, yaklaşık rama­zan ayında kıldıkları kadar gece namazı kılıyorlardı. Nihayet onun son bö­lümleri nazil oldu. Sûrenin baş tarafları ile son taraflarının inişi arasında bir seneye yakın bir zaman vardı.

 

Said b. Cübeyr: Rasulullah ve ashabı on yıl boyunca gece namazı kıldı. On yıl sonra Allah 73/Müzzemmil:20 ayeti ile yükümlülükleri hafifletti.

 

إِلاَّ قَلِيلاً / birazı müstesna; ifadesi: Gecenin tümünü namazla geçir ama birazı müstesnadır. Bu emir önceki durumu bir hafifletmedir. Çünkü bundan önce namaz kılma zamanı sınırlandırılmamış. İnsanlar da ayakları şişinceye kadar na­maz kıldılar. O, sizin bunu sayamayacağını­zı bildiği için 73/Müzzemmil:20 ayeti ile nesh olmuştur.

 

Zeccac: Sen ya gecenin üçte ikisini yahut yarısını ya da üç­le birini namazla geçir, demiş gibidir.

 

Vehb b. Münebbih: قَلِيلا/az onda birden ve altıda birden da­ha az olana denilir.

Kelbî ile Mukatil: Üçte birdir.

 

Nesâî: Rasûlullah: "Aziz ve celil olan Allah, gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir. Son­ra bir münâdîye emir vererek şöyle der: Dua eden yok mu duası kabul olu­nacak, mağfiret isteyen yok mu ona mağfiret edilecek, dilekte bulunan yok mu ona istediği verilecek?

 

İbn Mâce: Rasûlullah: "Şanı yüce ve mübarek Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında iner ve şöyle buyurur: Kim Benden istekte bulunuyor, ona istediğini vereyim? Kim Bana dua edjyor, duasını kabul edeyim? Kim Ben­den mağfiret diliyor, ona mağfiret edeyim? Ta ki tan yeri ağarıncaya kadar.

 

Gece namazının neshi konusunda görüşler:

İbn Abbas ile Âişe'den gelen rivayete göre, Şüphe yok ki Rabbin senin... gecenin üçte ikisinden az... ayakta durduğunu(zu) bilir. 73/Müzzemmil:20 ve surenin sonuna kadar de­vam eden ayetlerdir. Sadece 73/Müzzemmil:20 ayet de olabilir.

İbn Abbas: Allah sizden hastalananlar olacağı­nı... bilir. 73/Müzzemmil:20 ayetidir.

Âişe, Şafii, Mukatil ve İbn Keysân: Beş vakit namaz ile nesh olmuştur.

 

 

Allah'ın: O halde ondan kolayınıza geleni okuyun ayeti de olabilir. 

 

Gecenin bir kısmında da sana has nafile olmak üzere onunla Kur'ân ile gece nama­zı kıl. 17/İsra:79.

 

Hasen ve İbn Sîrîn: Gece namazı kılmak, bir koyun sağımlığı kadar dahi olsa, her Müslümana farzdır.

 

Hasen: Farzdan sonra nafileden söz eden Allah'a hamd olsun.

 

Âişe: Rasulullah'a geceleyin üzerinde namaz kılmak üzere bir hasır bırakırdı. İnsanlar bunu işittiler. Onların gece namazı için toplandıkla­rını görünce bundan hoşlanmadı. Kendilerine gece namazı kılmanın farz kı­lınacağından korktu. Kızmış gibi bir halde eve girdi. Onlar da öksürmeye, tü­kürür gibi yapmaya başladılar. Yanlarına çıktı ve şöyle dedi; "Ey insanlar! Amellerden güç yetirebildiğiniz şeylerin altına giriniz. Şüphesiz ki Allah mükâfat vermekten, siz amel etmekten usanmadığınız sürece usanmaz. Şüp­hesiz en hayırlı amel, az dahi olsa devamlı olandır." Bunun üzerine: "ey sa­rınıp, bürünen" âyeti nazil oldu ve gece namazı onlara yazıldı ve farz se­viyesine getirildi. Öyle ki onlardan herhangi bir kimse bir yere bir ip bağlar ve ona asılırdı. Sekiz ay bu şekilde kaldılar. Yüce Allah onlara merhamet buyurdu: Şüphe yok ki Rabbİn... gecenin üçte ikisinden az... ayakta dur­duğunu bilir. Ayeti ile indirdi. Gece namazının farziyeti kaldırıldı.

 

Kurtubî: Âişe'nin; sekiz ay süreyle bu şekilde gece namazı kılmaya de­vam ettiklerine delil teşkil etmektedir.

Yine Âişe'den: Bir sene ve onaltı ay nakilleri de mevcuttur.

 

 

نِصْفَهُ أَوْ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلاً 3

3. Yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.

Buradaki, نِصْفَهُ kavli geceden bedeldir.

Biz sana gecenin yarısından biraz fazla, biraz eksik kalkmanı ve ibâdet etmeni emrettik. Bunda senin için bir sıkıntı yoktur.

 

أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلْ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً 4

4. Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı da ağır-ağır, tane-tane oku.

 

تَرْتِيلاً /Tertîl güzel bir şekilde sıralamak, uyumlu bir şekilde dizmek ve güzel bir şekilde düzenlemek anlamlarına gelir.

 

İbn Kesîr: Yavaş yavaş oku. Çünkü bu okuyuş Kur'ân'ı düşünüp anlamana yardımcı olur. Rasûlullah Kur'ân'ı böyle okurdu. Çünkü:

Âişe: Rasûlullah Kur'ân'ı yavaş-yavaş okurdu. Öyle ki o, bulunduğu uzunluktan daha uzardı.

Enes: Rasulullah as’ın Kur'ân okuyuşu sorulduğunda: besmeleyiالرحمن الرحيم  بسم الله’i uzatarak okudu. بسم الله ‘yi, الرحمن’i, الرحيم’i tek tek uzatarak okudu.

 

Abdullah İbn Mes'ûd: Kur'ân'ı kum saçar gibi saçmayın. Şiir okur gibi hızlı hızlı okuyup geçmeyin. Hârikaları karşısında durun ve onunla kalbleri harekete geçirin. Sizden hiçbirinizin amacı sûrenin sonuna gelmek olmasın.

Dahhâk: Onu harf harf oku.

Mücahid: İnsanlar arasında Allah'ın Kur'ân okuyuşlarını en sevdiği kimseler onu okurken en çok anlayanlardır

Alkâme; Birisinin güzelce Kur’an okuduğunu duyunca: Andolsun bu kimse Kur'ân'ı tertîl ile okuyor. Anam babam ona fe­da olsun, dedi.

 

إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَقِيلاً 5

5.    Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.

 

ثَقِيلاً /ağır ifadesinin anlamı:

Hasan: Kendisiyle amel etmek zor olan bir sözdür.

Katade: Farzları ve hududu ağırdır.

Ebu'l Âliye: Vaad-tehditleri ve helâl-haramı ile ağır bir sözdur.

Muhammed b. Ka'b: Münafıklara ağır gelen bir sözdür.

Süddî: sakîl/ağır, kerîm anlamındadır. Araplar sevdiği ve övdüğü kimselere: Filan kişi benim için ağırdır. Yani benim için kerimdir, şeref­lidir, değerlidir, delerdi.

Ferrâ: sakîl/ağır; hafif ve değersiz, saçma sapan olmayan; aksine ağırlıklı, oturaklı demektir. Çünkü bu, Rabbimizin kelâmıdır.

İbn Zeyd: Allah'a andolsun ki o ağırdır, mübarektir. Dünyada ağır geldiği gibi, kıyamet gününde de mizanda da ağır basacaktır.

 

Âişe: Ben oldukça soğuk günde ona vahyin indiğini, vah­yin kesilmesinden sonra da alnından ter boşaldığını gördüm.[1]

 

Zeyd ibn Sabit: Rasûlullah as’a bir âyet indirildiğinde onun baldırı benim baldırım üzerindeydi. Sanki baldırım eziliyor gibiydi.

 

İmâm Ahmed İbn Hanbel: Abdullah İbn Amr: Ben Rasûlullah'a: Ey Allah'ın Rasûlü, vahyi hisseder misin? diye sordum. Rasûlullah şöyle buyurdu: Ben sesler duyarım, sonra duyar duymaz susarım. Bana vahiy indirilen her seferinde, ruhumun çıkıp gittiğini sanmışımdır

 

Buhârî: Haris Rasûlullah as’a: Sana vahiy nasıl gelir? diye sormuş. Rasûlullah: Zaman zaman çan sesi gibi gelir. Bu bana en ağır olanıdır. İçime sirayet eder ve ben onun ne söylediğini ezberlerim. Bazen da bana melek bir adam şeklinde görünür ve konuşur. Ben onun söylediklerini ezberlerim, buyurdu.

 

Âişe: Rasûlullah as’a bineğinde iken vahiy geldiği zaman bineğini olduğu yerde durdururdu ve yürütemezdi.

 

Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eşlem: O, dünyada ağır olduğu gibi âhirette mizanda da ağır olur.

İbn Cerîr Taberî: Bu  sözün ağırlığı her iki anlama da gelmektedir.

 

إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئاً وَأَقْوَمُ قِيلاً 6

6. Muhakkak ki gece kalkışı, daha te'sîrli ve o zamanki okumak daha kuvvetlidir.

 

نَاشِئَةَ / gece vakitleri ve gecenin her anıdır.

وَطْئاً / daha te'sîrlidir.

وَأَقْوَمُ قِيلاً / söz bakımından daha kuvvetlidir.

 

İbn Abbâs: نَاشِئَةَ kelimesi Habeş dilinde kalkmak anlamınadır.

 

 

نَاشِئَةَ اللَّيْلِ/ ifadesi: farklı şekillerde yorumlanmaktadır:

Yatsı yani gecenin başlangıcıdır.

İbn Ömer ve Enes b. Malik: نشأ  fiilinin baş­ladı anlamına dayanarak; نَاشِئَةَ  ifadesi, ak­şam ile yatsı arasıdır, yani gecenin ilk başlangıcı akşam-yatsı arasıdır.

Ali b. el-Huseyn: Akşam ile yatsı arasında namaz kılar ve: نَاشِئَةَ اللَّيْلِ / işte budur, der.

Ata ve İkrime: Gecenin başlangıcıdır.

 

Gecenin tamamı.

Ömer, İbn Abbâs, Mücahid ve İbn Zübeyr: Gecenin tamamıdır.

 

Gece uyuduktan sonraki kalkış.

Âişe, İbn Abbas: نَاشِئَةَ اللَّيْلِ /  uykudan sonra geceleyin kalkıp namaz kılmaya denir. Uyumadan önce gecenin ilk saatlerinde namaz kılan bir kimse نَاشِئَةَ اللَّيْلِ / ‘i gerçekleştir­miş olamaz.

 

Gecenin son vakitleri.

Yemân ve İbn Keysân: Gecenin son vakit­lerinde kalkmaktır.

 

Yatsı-sabah namazı arası.

Hasen ve Mücahid: Bu yatsı namazından sonra sabah namazına ka­dar devam eden bir vakittir.

Hasen: Yatsıdan sonraki her vakit نَاشِئَةَ اللَّيْلِ ‘dır.

Katâde, Salim:نَاشِئَةَ اللَّيْلِ /Geceleyin kalkmak: Gecenin herhangi bir vaktinde kalkmaktır. Gecenin her anı için bu kelime kullanılır.

 

 

İbn Abbas: Onlar namazlarını gecenin ilk saatle­rinde kılarlardı. Çünkü insan uyudu mu ne zaman uyanacağını bilemez.

 

Geceleyin kalkmak; kalp-lisân arası uyum sağlanır ve okuma için en müsait anıdır.

Gündüz okumaktansa, geceleyin okumak; anlamaya daha müsaittir. Çünkü gece sessiz-sedasızdır, dikkatler fazla dağılmaz.

 

هِيَ أَشَدُّ /o daha etkili ifadesinin anlamları:

Çeşitli kıraatlere göre: Gece kalkışı namaz kılana gündüzün saat­lerinden daha ağır gelir. Çünkü gece uyuma, rahat etme ve dinlenme zaman­larıdır. Bu vakitleri ibadetlerle geçiren bir kimse, büyük bir meşakkate kat­lanmış olur.

Mücahid, İbn Ebî Müleyke ve İbn Abbas: Böylesi kalb, göz, kulak ve dil arasındaki uyumu, muva­fakati daha ileri derecede sağlar. Çünkü bu vakitte sesler ve hareketler ke­silmiş olur.

Bu zaman, düşünmek ve tefekkür için daha uygun bir vakittir.

Ahfeş: Kıyamı itibariyle daha sağlamdır.

Ferrâ: Kı­raat ve kıyamı itibarı ile daha sağlamdır. Yani daha çok ibadet etmek iste­yen kimse için amelini daha sağlam ve daha sürekli hale getirebilir.

Kelbî: Kişinin geceleyin dinlenmiş halinde ibadeti ve namaz arzusu yüksek olur.

Ubade: Namaz kılan kişi kıraatini daha sağlam yapar.

 

إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحاً طَوِيلاً7 

7.  Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.

 

سَبْحاً /meşguliyet anlamına geldiği gibi başka anlamları vardır:

سَبْحاً ifadesindeki son harf ح olarak okunmuş­tur. Yani ihtiyaçlarını görmek için meşgul olma, gidip-gelme, işlerin ar­kasından koşuşturma, demektir.

سَبْحاً ifadesi/ yürümek geri dönmek anlamınadır.

سَبْحاً ifadesi/ boş kalma ve zamanı olma anlamınadır. İhtiyaçları karşılamak için zamanı olmaktır.

سَبْحاً ifadesi/ Halîl: Gece namaz kılındığında uykusuz kalınca gündüz uyuyacak zaman vardır, anlamına da gelir.

İbn Abbas ve Ata: Uyuman ve dinlenmen için boş kalacağın bolca vaktin vardır,

Zeccâc: Eğer geceleyin yapamadığın bir ibadet olursa, gündüzün senin boş kalacağın ve bunları te­lâfi edeceğin zaman çoktur.

 

سَبْحاً ifadesini  son harf خ olarak okunmuş­tur. Uyumak için bol vaktin var anlamına gelir. Mehdevî: Bu uyuma anlamına gelir. Uykusuzluğun verdiği ağırlığı giderecek hafiflik, genişlik ve dinlen anlamını ifade eder.

Sa'lebi: سَبْحاً ifadesi خ ile okunursa; Gidip-gelmek demektir.

Ebû Amr: Uyumak ve boş kalmak, demektir.

İbn Abbâs, İkrime, Ata İbn Ebu Müslim; Boşluk ve uyku anlamına gelir.

Ebu'l-Aliye, Mücâhid, Dahhâk, Hasan, Katâde, Re-bî İbn Enes ve Süfyân es-Sevrî: Uzun boşluk anlamındır.

Katâde: سَبْحاً /boşluk, gidiş-geliş ve istekler anlamına gelir.

Süddî: Çok nafile ibâdet anlamına gelir.

 

Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eslem: Gündüzü geçim ihtiyaçlarına, geceyi dinî ibadetlerine ayırt. Bu emir; gece namazının farz olduğu zamanlara aittir. Sonraları vakit namazlarının farziyeti, gece ibâdetini hafifleterek farz olmaktan çıkarmıştır.

 

Katâde’den Âişe: Ben, Rasulullah için geceleyin üzerinde namaz kılacak bir hasır hazırladım. Bunun farkına varanlar da cemaatle namaz kılmak için toplandılar. Rasûlullah gece ibadetinin farz olacağından korktu da: Ey insanlar; amellerden gücünüzün yettiği omuzlayın. Çünkü siz yapmaktan bıkmadıkça Allah sevâb vermekten bıkmaz. Amellerin en hayırlısı; az da olsa sürekli olandır, buyurdu.

 

وَاذْكُرْ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلاً 8

1.    Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.

 

وَاذْكُرْ اسْمَ رَبِّكَ ifadesi:

Kurtubî: وَاذْكُرْ اسْمَ رَبِّكَ /Rabbinin ismini an!.. Her şeyde güzel sonuç alabilmen için Rabbinin ismini an.

Sehl: Namaza baş­ladığın vakit بسم الله الرحمن الرحيم de.

Kelbî: Gündüzün Rabbine namaz kıl, demektir.

Kurtubî: Kelbinin bu açıklaması güzel bir açıklamadır. Çünkü yüce Allah, geceyi söz konusu ettikten sonra gündüzü söz konusu etmektedir.

 

 

 

وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلاً ifadesi:

İbn Abbâs, Mücâhid, Ebu Salih, Atıyye, Dahhâk ve Süddî: وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلاً Yalnız ona yönel, ifadesini: Samimi ve ihlâslı ol.

Hasan: Onun için çalış ve kendini Ona ada.

 

İbn Cerîr Taberî: Âbid kişiye Kendisini Allah'a adayan âbid kişiye بًتُولٌ denir.

 

Kurtubî: Yalnızca yüce Allah'a yönelmesi sebebiyle Meryem'e بًتُولٌ denilmiştir.

 

Mücahid: İbadeti Allah'a halis kıl, demektir.

 

1.    Kur’a’daki tebettül: Allah'a ibadeti halis kılmaktır

2.    Sünnetteki tebettül: Evlenmeyi terketmek, manastırlarda ibadete çekilerek rahiplik yapmaktır.

 

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلاً 9

9.     O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle ise O’nu vekil edin.

 

Doğularda ve Batılarda yegâne hüküm ve tasarruf sahibi O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Nasıl O, yalnız başına ibâdete lâyık ise; tevekkül edilmeye, dayanılıp güvenilmeye de yalnızca O lâyıktır.

 

Kurtubî: Allah’ın; doğuların ve batıların Rabbi olduğunu bilen bir kimse, ameliyle sa­dece O'na yönelir ve yalnızca O'ndan ümit eder.

 

 

وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ 10

10.   Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.

 

وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ /Onların sözlü, fiilî ve densiz tavırlarından nübüvvet görevinden bıkıp usanma. Sen sabırla işine devam et.

 

Yahya b, Sellâm: Bunlar Muğîre'nin oğullarıdır.

 

İbn Kesîr: Allah, nebisine; kavminden beyinsizlerin kendisini yalanlayıp söyledikleri sözlere sabretmesini ve onların yanından güzellikle ayrılmasını emrediyor.

 

وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَمِيلاً / onlardan güzellikle ayrıl.

Onlara taarruz etme. Onlarla gereksiz uğraşmalara girecek zamanın yoktur.

 

Katade: Bu durum, savaş emri verilmeden önceydi. Daha son­ra Kital-savaş âyetleri indi.

 

Ebu'd-Derdâ; Biz bazı kimselerin yüzüne gülümsüyoruz ama aslında kalplerimiz onlara lanet okumaktadır.

 

وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلاً11

 

11.   Nimet sahibi olan o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.

 

وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ/ Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak.

Başkalarından ziyade nimet verilenler itaat etmeleri gerekirken; yalanlamanın öncülüğünü yapanları bana bırak.

 

 

 عنْ عائشةَ رضي الله عنها قالَتْ لمَّا نزلَتْ وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلَيلًا لم يكنْ إلَّا يَسِيرًا حتَّى كانتْ وقعةُ بدرٍ

الراوي: [عباد بن عبدالله بن الزبيرالمحدثالهيثمي المصدرمجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 7/133 خلاصة حكم المحدثفيه جعفر بن مهران وعبد الله بن محمد بن عقيل وفيهما ضعف وقد وثقا‏‏ ‏‏

الراويعباد بن عبدالله بن الزبير المحدثالبوصيري المصدرإتحاف الخيرة المهرة - الصفحة أو الرقم: 6/295 خلاصة حكم المحدثإسناده ضعيف

 

 

أُولِي النَّعْمَةِ/O nimet sahipleri; varlık, bolluk ve zevk-sefa içe­risinde olanlar demektir.

 

وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلاً / ve onlara azıcık mühlet ver. Dünya hayatı sona erinceye kadar onla­ra mühlet ver.

 

إِنَّ لَدَيْنَا أَنكَالاً 12

12,   Çünkü bizim yanımızda boyunduruklar ve Cehîm/cehennem vardır,

وَجَحِيماً /Yakıcı, şiddetlendirilmiş alev ve azap vardır.

 

İbn Abbâs, İkrime, Tâvûs, Muhammed İbn Kâ'b, Abdullah İbn Büreyde, Ebu İmrân, Ebu Miclez, Dahhâk, Hâmmâd İbn Ebu Selmân, Katâde, Süddî, Abdullah ibn Mübarek, Sevrî:  نكَالاً/ifadesini ağır boyunduruklar ve bağlar, anlamına geldiğini söylemişlerdir.

Kelbî: Koyunlara vurulan tasma ve zin­cirlerdir.

Mukatil: Bu, şiddetli azaplardan biridir.

Hasen ve Mücahid: Bukağılar; her türlü hareketlerin yapılmasına engel olan zincirler demektir.

Şa'bî: Bukağıların vurulması;  cehennemliklerin kaçmamaları için değildir. Allah'a ye­min olsun ki; onlar azabın daha hafif olduğu yukarı taraflara çıkmak isteyecekler. Ama ağır bukağılar onların yerinde kımıldamalarına bile engel olacaktır.

 

وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً أَلِيماً13 

13. Boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır.

İbn Abbâs: Bu yiyecek boğaza takılıp kalır. Ne girer ne de çıkar. Gıslîn, zakkûm ve darî gibi şeylerdir.

ez-Zeccâc: Yani onların yiyecekleri darîdir. Yüce Allah: Onlar için darîden başka bir yiyecek yoktur. 88/Gâşiye:6

Mücahid: O zakkum­dur demiştir. Yüce Allah şöyle: Şüphesiz ki Zakkum ağacı o büyük günahkârın yiyeceğidir. 44/Duhan:43-44

 

 

يَوْمَ تَرْجُفُ الأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتْ الْجِبَالُ كَثِيباً مَهِيلاً 14

14.   Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü hatırla.

 

Ya­ni yerin ve dağların sarsılacağı o günde yalanlayıcılarla, beni başbaşa bırak. Sen tebliğ işine bak.

 

يَوْمَ تَرْجُفُ الأَرْضُ وَالْجِبَالُ / O gün yeryüzü ve dağlar sarsılır.

Yani yeryüzü üzerlerindekilerle birlik­te hareket eder ve çalkalanarak titrer.

 

وَكَانَتْ الْجِبَالُ كَثِيباً مَهِيلاً / dağların akıp giden kum yığını olacağı günü hatırla.

مَهِيلاً /bir araya getirilmiş kum yığını.

 

İbnu Kesîr: Önceden katı birer kaya parçası iken yumuşak kum yığını haline dönüşür. Sonra onları öyle bir atışla atar ki hiç bir parçası kalmamak üzere hepsi kaybolup gider. Ve neticede yeryüzü dümdüz bir ova gibi tesviyeli olur. Yüksek-alçak, hiç bir şey kalmaz.

Dahhak ve Kelbî: Ayak ile üzerine bastığın takdirde ayağın altından kayıp gider. Altını boşalttığın takdirde de çöküp giden demektir.

İbn Abbas: Bu, akan ve dağılan kum anlamındadır.

 

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولاً15 

15. Şüphesiz biz siz Mekkelilere ve insanlığ’a üzerinize şahitlik edecek bir rasûl gönderdik. Firavun’a da bir rasûl göndermiştik.

 

Ey Mekkeliler!.. Aynı zamanda ey insanlar!..

Biz azgın Firavun’a rasûl olarak Musa’yı gönderdik. Musa’ya iman etmedi. Onu aşağıladı.

Size de Muhammed’i rasûl olarak gönderdik. O size, yaptıklarınıza, söylediklerinize şahittir. 

Mukatil: Musa ve Firavun'un zikredilmesi Mekkelilerin Muhammed as’ı aralarında doğup büyüdüğü için küçümsemeleridir. Tıpkı Firavun'un Musa'yı aşağılaması gibi: Sen ço­cuk iken yanımızda seni beslemedik mi? 26/Şuarâ:18

 

Katâde: Allah'a yemin ederim ki, Allah'ı inkâr eden bir kimse o gün hiçbir şey ile kendisini koruyamayacaktır.

 

 

 

فَعَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذاً وَبِيلاً 16

16.   Ama Firavun o rasûle isyan etti, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik.

 

وَبِيلاً / ağır, çetin, şiddetli, müthiş… demektir. Ağır ve şiddetli azabı ifade eder..

 

İbn Abbâs, Mücâhid, Katâde, Süddî ve Sevrî وَبِيلاً ifâdesine; şiddetli bir yakalayış. Ayetin mânâsı şöyle olmaktadır: Siz, bu Rasulü yalanlamaktan kaçının. Sonra Firavun'un başına gelen sizin de başınıza gelir.

 

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيباً17 

17.   Hâl böyle iken inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden nasıl korunursunuz?

 

Yani küfür ve inkâr edecek olursanız, azaptan nasıl korunacaksınız!

 

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ / Nasıl korunursunuz?

 

İbn Cerîr Taberî: Ayetin anlamı:

1.    Küfrederseniz; bu büyük dehşet gününden emîn olma imkânınız nasıl olur?

2.    İnkâr ederseniz; sizin için takva nasıl gerçekleşir?

 

Katâde: Allah'a yemin ederim ki, Allah'ı inkâr eden bir kimse o gün hiçbir şey ile kendisini koruyamayacaktır.

 

الْوِلْدَانَ/ ifadesi küçük çocuklar demektir.

Süddî: Bunlar zina çocuklarıdır.

 

الْوِلْدَانَ/ ifadesi ibaresinin izahı:

1.    Zina çocukları

2.    Müşriklerin çocukları,

3.    Geneldir, bütün çocuklar.

4.    Mecâzîdir. Çünkü kıyamet gününde çocuk olmayacaktır. O gün dehşetli bir gündür. Eğer orada küçük çocuk bulunsaydı, o dehşetten dolayı saçları ağa­rırdı, anlamınadır. 

 

Kıyametin sadece o anki yorumu olabilir: O günün dehşeti ve sıkıntısı çok uzun sürecektir. O günün uzunluğu insan ömrüne bedeldir. Küçük çocukların ihtiyarlayıp saçlarının ağarması kadar uzun ve sıkıntılı seneler olacaktır.

 

 

كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً 18

18.   O günle gök bile yarılır, onun va’di gerçekleşir.

 

Hasan ve Katâde: O kıyametin şiddetinden ve dehşetinden dolayı gök yarılır.

 

السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ

Ebu Ali: Bu ifade; çatlak sahibi sema anlamındadır. Burada nisbet gibi kullanılmış olmaktadır.

 

İbn Abbâs ve Mücâhid: zamir Allah'a âittir.

 

بِهِ / ifadesindeki ه/o zamiri kime aittir:

1.    ه/o zamiri, يَوْماً / gün’e ait olursa:

O kıyamet gününde gök bile yarılır, onun va’di gerçekleşir.

2.    ه/o zamiri, Allah’a  ait olursa:

Allah’ın hükmüyle gök yarılır ve onun va’di gerçekleşir.

 

 

 

فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلاً19 

19.   Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

 

إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ

هَذِهِ /işte bu;

1.    Bu sûre,

2.    Bu ayetler,

3.    İşte bu Kur'ân gerçekten bir öğüttür.

 

Kurtubî: Yani kim iman eder ve bu şekilde Rabbine yani O'nun rıza ve rahmetine giden yolu edinmek isterse bu­nu yapsın. Çünkü ona böyle bir imkânı vermiş bulunmaktadır. Zira o kim­seye delil ve belgelen açık bir şekilde göstermiştir.

 

إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِنْ ثُلُثَي اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِنْ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْ الْقُرْآنِ عَلِمَ أَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً وَمَا تُقَدِّمُوا لأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْراً وَأَعْظَمَ أَجْراً وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ 20

20.   (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

 

 

إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِنْ ثُلُثَي اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِنْ الَّذِينَ مَعَكَ

Ey Muhammed!..Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor.

 

İbn Kesir ve Kûfeliler: Gecenin üçte ikisinden azını, yarısını ve üçte birini namaz kılarak ayakta geçirdiğini bilir.

 

İbnu Kesîr: Kimi zaman böyle, kimi zaman öyle kalkarsınız. Hiçbirinizin bu kalkışta farklı bir maksadı yoktur. Ancak siz, size bildirilen geceleyin kıyama durma emrini, tâm olarak yerine getirmeye güç yetiremezsiniz. Çünkü bu, size ağır gelir. Bu sebeple Allah Teâlâ buyuruyor ki:

وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ

Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder.

 

İbnu Kesîr:Bazen ikisi eşit olur, bazen birisi fazla, diğeri eksik, bazen da diğeri fazla öbürü eksik olur.

 

عَلِمَ أَنْ لَنْ تُحْصُوهُ

Sizin buna gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete gücünüzün yetmeyeceğini bildi.

İbnu Kesîr: Size farz kıldığı namazı sayamayacağınızı bildiği için;

 

Yani, gece ve gündüzlerin farklı şekillerde uzamasını siz tam hesaplayamayacağınızı bilmiştir. Çünkü belirtilen vakte bir şeyler ilave edecek olursanız, size ağır gelir. Çünkü: Farz olan süreye ilave etmiş ve gereksiz yere kendinizi sorumlu tutmuş olursunuz. Eğer daha az kılacak olursanız, bu defa da farzı yerine getirmemiş olursunuz.

 

فَتَابَ عَلَيْكُمْ

Sizi bağışladı yükünüzü hafifletti.

 

Size gece namazı farz kılındı. Bunu yerine getirmekten aciz kaldınız. Allah da farz kılmaktan tevbeetti/vazgeçti. Tevbe’nin asıl anlamı dönmektir. Yükümlülüğü hafifletti.

 

فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْ الْقُرْآنِ

Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.

 

Namazda Fatiha’yı okuma kesin olarak belirtilmemiştir. Ama hadislerde gerekliliği ifade edilir. Âlimler arasında:

1.    Namazda Fâtiha şart değildir,

2.    Namazda Fatiha okumak şarttır.

 

فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْ الْقُرْآنِ / Artık Kur'ân'dan kolay(ınıza) geleni okuyun ibaresi ile ilgili iki görüş vardır.

1.    Geceleyin kıldığınız namazlarda kolayınıza geleni okuyun.

Süddî: Yüz âyet,

Hasen: Her kim bir gecede yüz âyet okuyacak olursa, Kur'ân onunla tartışmayacaktır.

Ka'b: Bir gecede yüz âyet okuyan bir

Saîd: elli âyet demiştir.

 

2.    Kolayınıza gelecek kadar namaz kılın, demektir. Nitekim namaza da; Kur'ân denildiği olur. Yüce Allah'ın: Sabah Kur'ân'ını da 17/İsra:78 ifadesi; sabah namazını da, demektir.

İbnu'l-Arabî: Daha sahih olan budur. Çünkü yüce Allah gece namazından haber vermektedir. Söylenenler de namazla ilgilidir.

Kurtubî: Hitabı lafzın zahirine göre yorumlayarak birinci görüş daha sa­hihtir. İkinci görüş ise mecazdır. Çünkü bu, bir şeye onun amellerinden bir bölümünün adını vermek kabilindendir.

 

 

Kuşeyrî Ebu Nasr: Meşhur olan görüş; gece namazı ümmet üzerinden kaldırılmıştır. Rasulullah üzerinde farziyet devam etmiş olabilir. Ama mutemelen Rasulullah’a da farz değildi. Çünkü:

 وَمِنْ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ Geceleyin sana has nafile olmak üzere 17/İsra:79 zikredilmektedir.

 

 

عنِ ابنِ عباسٍ قال في المُزمِّلِ قُمِ الّليْلَ إِلَّا قَلِيلًا نِصْفَهُ  نسخَتها الآيةُ التي فيها  عَلِمَ أَن لَّنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآَنِ  و نَاشِئَةَ الَّليْلِ أولُه وكانت صلاتُهم لأولِ الليلِ يقول هو أجدرُ أن تُحصوا ما فرض اللهُ عليكم من قيامِ الليلِ وذلك أنَّ الإنسانَ إذا نام لم يدرِ متى يستيقظُ وقوله  أَقْوَمُ قِيلًا هو أجدرُ أن يفقَه في القرآنِ وقوله  إِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا يقول فراغًا طويلًا

الراوي: +%D9%85%D9%88%D9%82%D8%B9+%D8%A7%D9%84%D8%AF%D8%B1%D8%B1+%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%86%D9%8A%D8%A9+-+%D8%A7%D9%84%D9%85%D9%88%D8%B3%D9%88%D8%B9%D8%A9+%D8%A7%D9%84%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB%D9%8A%D8%A9+-+%D9%85%D9%86+%D8%AD%D8%AF%D9%8A%D8%AB+%D8%B9%D9%83%D8%B1%D9%85%D8%A9+%D9%85%D9%88%D9%84%D9%89+%D8%A7%D8%A8%D9%86+%D8%B9%D8%A8%D8%A7%D8%B3 عكرمة مولى ابن عباس المحدث: أبو داود - المصدر: سنن أبي داود - الصفحة أو الرقم: 1304 خلاصة حكم المحدث: سكت عنه وقد قال في رسالته لأهل مكة كل ما سكت عنه فهو صالح

 

 

عَلِمَ أَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

Allah içinizde;

1.    Hastaların bulunacağını,

2.    Bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını,

3.    Diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir.

 

فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ

O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun.

 

Hasan el-Basrî: Kur'ân'ı az da olsa ezberlemiş olanlar, geceleyin Kur'ân okumaları gereklidir.

 

İbn Abbas, İkrime, Hasan, Katade: Bu ayet, daha önce Müslümanların üzerine farz kılınmış olan gece ibadetiyle ilgili hükmü neshetmiştir.

 

وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ

Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.

 

Bu ayet, zekat farizasının Mekke’de nazil olduğunu ifade etmektedir. Ancak zekâtın nisab miktarı ve nasıl verileceği Medine’de açıklanmıştır.

 

وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً

Allah’a güzel bir borç verin.

 

مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَا فاً كَثِيرَةً وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 245

Kimdir o ki, Allah’a güzel bir borç versin de Allah, onu kat kat fazlasıyla ödesin. Allah, hem darlaştırır, hem de bollaştırır. 2/Bakara:245

 

وَمَا تُقَدِّمُوا لأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْراً وَأَعْظَمَ أَجْراً

Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz.

 

İbn Kesîr: Önceden kendiniz için takdim ettiğiniz her şey, o gün sizin olacaktır. Dünyada kendiniz için sakladığınız şeylerin en hayırlısı bunlardır.

 

وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ 20

Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

 



[1][26] Buhârî, I, 4; Tirmizî, V, 597;  Muvatta, I, J02; Müsned, VI, 1 (.4) Müsned, V, 266