TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

049- Hucurat

 

Medine'de inmiş ve onsekiz âyettir.

 

سورة الحجرات

 بسم الله الرحمن الرحيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ 1

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لا تَشْعُرُونَ 2

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ 3

إِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ أَكْثَرُهُمْ لا يَعْقِلُونَ 4

وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ 5

 

 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1.               Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasulünün önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

2.               Ey iman edenler! Seslerinizi, Nebi’nin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.

3.               Rasulullah’ın huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

4.               Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.

5.               Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

1. Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasulünün önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ Ey İman edenler! Allah'ın ve Rasûlünün huzurunda öne geçmeyin!

 

O zamanki Araplar gerek insanlara verdikleri lakaplarda çok katıydılar. Edep ve nezaket ölçülerine göre pek riayet etmezlerdi. Bu sûre; onların şahsında tüm müminlere üstün ahlakî kuralları, edep ve nezaketi öğretmektedir.

 

Dahhak ve Yakub Hadramî: Yani; bir konu hakkında Allah'ın koyduğu bir hüküm veya Rasûlünün bir sö­zü/fiili varsa, size bunları uygulamak düşer. Allah ve Rasulünden ileri gitmeyin.

 

Bu ayetin nüzulü:

 

1. Buhârî:

كادَ الخَيِّرانِ أن يهْلِكَا أبو بكرٍ وعمرُ رضي اللهُ عنهمَا ، رفعَا أصواتَهُمَا عندَ النبيِّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ حينَ قدِمَ عليهِ ركبُ بني تَمِيمٍ ، فَأَشَارَ أحدُهما بالأقْرعِ بنِ حابِسٍ أخِي بني مُجَاشِعٍ ، وأشارَ الآخرُ برجلٍ آخرَ ، قالَ نافعٌ : لا أحفظُ اسمهُ ، فقالَ : أبو بكرٍ لعمرَ :ما أردْتَ إلَّا خِلافِي ، قالَ : ما أردْتُ خلافَكَ ، فارْتَفَعَت أصواتُهُما في ذلكَ ، فأنزلَ اللهُ : يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ  . الآيةُ . قالَ ابنُ الزبيرِ : فمَا كان عمرُ يُسْمِعُ رسولَ اللهِ صلى اللهُ عليهِ وسلَّمَ بعدَ هذهِ الآيةِ حتى يَسْتَفْهِمَهُ . ولم يذْكُرْ ذلكَ عن أبيهِ ، يعنِي أبا بكرٍ .

الراويعبدالله بن أبي مليكة المحدثالبخاري المصدرصحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 4845 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

الراويعبدالله بن الزبير المحدثالبخاري المصدرصحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 4367 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

الراويعبدالله بن الزبير المحدثالطحاوي المصدرشرح مشكل الآثار - الصفحة أو الرقم: 1/310 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]الراويعبدالله بن الزبير المحدثابن العربي المصدرعارضة الأحوذي - الصفحة أو الرقم: 6/334 خلاصة حكم المحدثصحيح

الراويعبدالله بن الزبير المحدثالمباركفوري المصدرتحفة الأحوذي - الصفحة أو الرقم: 8/254 خلاصة حكم المحدثفي سنده مؤمل بن إسماعيل وهو صدوق سيئ الحفظ وأصله في البخاري

الراويعبدالله بن الزبير المحدثالألباني المصدرصحيح الترمذي - الصفحة أو الرقم: 3266 خلاصة حكم المحدثصحيح

جامع الأصول من أحاديث الرسول - (أحاديث فقط) المؤلف : أبو السعادات ابن الأثير 809

مسند أبي يعلى 6816

مسند البزار 2187

Buhârî: Bize Yesera İbn Safvân el-Lahmî'nin... İbn Ebu Müleyke'den rivayetine göre; o, şöyle anlatıyor: En hayırlı iki kişi, Ebubekir ve Ömer ra. neredeyse helak olacaklardı. Temîmoğulları binitlileri Rasulullah as.’a geldiklerinde Rasûlullah'ın yanında seslerini yükseltmişler; birisi Mücaşî oğulları kardeşi Akra' İbn Hâbis'e emir olmasını işaret etti. Diğeri bir başkasına işaret etti. -Nâfî bu diğer kişinin ismini ezberlememiş olduğunu söyler- Ebubekir, Ömer'e: Senin işin-gücün bana muhalefet etmek, dedi. Ömer de: Niyetim sana muhalefet etmek değildir, dedi. Derken sesleri yükseldi. Yüce Allah : يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لا تَشْعُرُونَ  ayetini indirdi. İbn Zübeyr der ki: Bu âyetin nüzulünden sonra Ömer ancak Rasulullah as.’ın anlayabileceği kadar sesini duyururdu. Râvî Abdullah ibn Zübeyr bunu babasından Hz. Ebubekir, Abdullah İbn Zübeyr'in ana tarafından dedesidir.

 

2- Rivayete göre: Rasulllah Hayber’e gittiği sırada Medi­ne'ye bir adamı yerine bırakmak istedi. Ömer ise bir başka adamı bırak­masını tavsiye etti. Bunun üzerine: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ  ayeti nazil oldu.

 

3- Katade: Bazı kimseler, keşke benim hakkımda şöyle bir vahiy inse, keşke benim hakkımda böyle bir vahiy inse, diyordu. Bunun üzerine bu âyet indi. Yani: Yüce Allah ne zaman, nerede ve kim hakkında ayet indireceğini kendisi bilir. Kişilerin isteğine bağlı olamaz.

 

4- İbn Abbas: Bu buyrukla Rasullah’tan önce bütün konuşmalar yasaklanmıştır. Mücahid ve Buhari: Allah, Rasûlü vasıtası ile hükmünü verinceye ka­dar siz Allah'ın ve Rasûlünün ününe geçerek yeni bir söz söylemeyin, demektir.

 

5- Hasen: Rasûlullah bayram namazını kılmadan ön­ce, kurbanlarını kesenler hakkında:يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ayeti nazil olunca yeniden başka kurban kestiler.

 

Ebu Bekr İbnu'l-Arabî: Hepsi de sahihtir ve genel buyru­ğun kapsamına girmektedir.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ Yani; iş, emir ve söz bakımından öne geçmeyin. Buradaki لا تُقَدِّمُوا hitabı iki şekilde yorumlanır:

1.   Hakiki: Yürüyerek öne geçirme,

2.   Mecazî: Sabırsızca ileri atılıp Rasulullah as.’dan önce görüş beyanlarda bulunmayın.

لا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ اللَّهِ وَرَسُولِهِ Burada Lafzatullah getirilmesi, Rasulullah as.’a saygı duymanın ve onun emirlerine boyun eğmenin farz olduğuna bir işarettir.

 

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلالاً مُبِيناً  36

Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. 33/Ahzab:36

 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لا تَشْعُرُونَ 2

 

2. Ey iman edenler! Sesinizi Nebi’nin sesinden fazla yükseltme­yin! Birbirinize yüksek sesle hitap ettiğiniz gibi, ona da yüksek ses­le hitap etmeyin! Yoksa haberiniz olmadan amelleriniz boşa gidiverir.

 

لا تُقَدِّمُوا Öne geçmeyin… ifâdesinden sonraki ayette; آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ Seslerinizi... yükseltmeyin!.. Emri gelmektedir. Sesini yükselten kimsenin durumu:

1.   Kendisini yükseklerde görür.

2.   Karşısındakini haksız ve değersizmiş duruma düşürür.

3.   Rasulullah as.’ın yanında susun ve çok konuşmayın.

4.   Rasulullah as.’ın makamını laubali hale getirmeyin.

5.   Rasulullah as.’ın şahsını ve makamını sıradanlaştırmayın… gibi.

 

أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ ifadesinde kapalı bir uyarı da mevcuttur:

Bir insan, hayatında hiç işlemediği bir günahı işlerse; içinde korku ve pişmanlık duyar. Başka bir insan da; aynı günahı tekrar tekrar işleğinde pişmanlığı azalır. Derken bu günaha kayış, kendisini irtidada kadar sürükleyebilir. Rasulullah as.’a karşı saygısı azalır ve isyana dönüşebilir.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ  Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltme­yin!

 

İbn Kesîr: Bu âyetin Şeyhayn olan Ebubekir ve Ömer hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir.

 

el-Mehdevî: Ali ra: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ ayeti benim, Cafer'in ve Zeyd b. Harise'nin sesi yükselmesi üzerine, bizim hakkı­mızda inmiştir. Biz Zeyd'in Mekke'den Hamza'nın kızını getirmesi üzerine tar­tışmaya koyulmuştuk. Rasûlullah as. da bu hususta Cafer'in lehine hüküm vermişti.

 

Buhari: Sabit İbn Kays hakkında nazil olduğunu rivayet eder.

أن النبيَّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ افْتَقَدَ ثابتَ بنَ قيسٍ ، فقالَ رجلٌ : يا رسولَ اللهِ ، أنا أعْلَمُ لكَ علْمَهُ ، فأتَاه فوجَدَهُ جالسًا في بيْتِهِ ، مُنَكِّسًا رأسَهُ ، فقالَ لهُ : ما شأنُكَ ؟ فقالَ : شَرٌّ ، كانَ يرفعُ صوتَهُ فوقَ صوتِ النبيِّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ ، فقدْ حَبِطَ عمَلهُ ، وهوَ منْ أهلِ النَّارِ . فأتى الرجلُ النبيَّ صلى اللهُ عليهِ وسلَّمَ فأَخْبرهُ أنَّهُ قالَ كذَا وكذَا ، فقالَ موسى : فَرَجَعَ إليهِ المرةَ الآخِرَةَ بِبِشَارَةٍ عظيمةٍ ، فقالَ : اذهَبْ إليهِ فقلْ لهُ : إنَّكَ لسْتَ من أهلِ النارِ ، ولكنَّكَ منْ أهلِ الجنةِ  .

الراوي: أنس بن مالك المحدث: البخاري - المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 4846 خلاصة حكم المحدث:  صحيح

الراوي: أنس بن مالك المحدث: البخاري - المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 3613 خلاصة حكم المحدث:  صحيح

الكتاب : جامع الأصول من أحاديث الرسول - (أحاديث فقط) المؤلف : أبو السعادات ابن الأثير 6640

معجم ابن عساكر 1096

  

Enes b, Malik'ten gelen rivayete göre Nebi aas. Sabit b. Kays'i göremeyince bir adam: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben senin için onun durumunu öğreneyim, dedi. Sabit'in yanına gitti, onu evinde başını önü­ne eğmiş oturuyor görünce, ona: Durumun nedir diye sordu. Sabit: Çok kö­tü dedi. O -kendisini kastediyor- sesini Nebi’nin sesinden yüksek çıkar­tıyordu. O bakımdan onun ameli boşa gitmiş bulunuyor. O cehennemlikler­dendir. Adam Nebi as.'a gelerek durum şöyle şöyledir, diye haber verdi. Senetteki ravilerden birisi olan Musa b. Enes dedi ki: İkinci bir de­fa ona pek büyük bir müjde ile geri döndü, dedi ki: Git ona: Sen cehennemliklerden değilsin, de. Hem de aksine cennetliklerdensin.

  

Ey Muhammed, ey Ahmed... gibi hitap etmeyin. Yâ Rasûlullah gibi saygı yüklü ifadeler kullanılmalıdır.

 

Münafıklar Rasulullah’ın huzurunda laubali konuşurlardı. Kötü örnek oluyorlardı. Bu üslup ve davranışlar Müslümanlara yasaklandı.

 

Gürültünüzle Rasulullah’ın sesini bastırmamalısınız, birbirine karışan seslerinizle onun konuşmasını gölgelemeyin.

 

Bazı ilim adamları Rasulullah as.'ın kabri yanında da sesi yükseltme­yi mekruh görmüşlerdir.

 

Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabî: Peygamber'ın saygınlığı hayat­ta iken nasılsa, vefatından sonra da öyledir. Ölümünden sonra ondan nak­ledilen sözler derece itibariyle ondan lafız olarak işitilen sözleri gibidir.

 

 

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ 3

Muhakkak ki Rasûlullah'ın huzurunda seslerini alçaltanlar, Al­lah'ın kalplerini takva için seçtiği kimselerdir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

 

1. Takva kalbten sudur eter. 

ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

Bu böyle; her kim de Allah’ın şeâirini yüceltirse, bilinmeli ki bu kalplerin takvasındandır. 22/Hacc:33

2. امْتَحَنَ  bildi, tanıdı manasınadır. Çünkü imtihan, bir şeyi tanıyıp, iyice anlamak için yapılır.

3. امْتَحَنَ  halis kıldı, saflaştırdı, arındırdı manasınadır. Nitekim altını posasından ayırıp saflaştırılmasına mümtehan denilir.

el-Ferra: Buradaki امْتَحَنَ ifadesi takva için halis kıldığı, an­lamındadır.

el-Ahfeş: امْتَحَنَ takva için özel olarak seçtiği, diye açıklamıştır.

İbn Abbas: أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى Allah'ın kalplerini takva için seçtiği kimselerdir. Her tür­lü çirkinlikten arındırıp, kalplerine Allah korkusunu ve takvasını yerleştirdi­ği kimselerdir, demektir,

Ömer ra.: امْتَحَنَ kalplerinden şehevî arzularını giderdiği kimselerdir, diye açıklamıştır.

 

Mücâhid: Ömer'e: Ey mü'minlerin emîri; ma'siyeti arzulamayan ve işlemeyen mi yoksa ma'siyeti arzulayıp ta onu işlemeyen mi daha faziletlidir? diye yazılmıştı. Ömer ra. şöyle yazdı: Ma'siyete arzulu olup ta onu işlemeyenler; Allah'ın gönüllerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

 

Ebu Hureyre: لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ ayeti nazil olunca, Ebu Bekir: Allah'a yemin ederim ki, iki kişinin kendi aralarında gizlice konuştukları kadardan fazla sesimi yükselt­meyeceğim, dedi.

 

Abdullah b. Zübeyr: لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ ayeti in­dikten sonra Ömer'in Nebi as.'ın huzurunda sesini kıstığından ötü­rü tekrar etmesini söylemedikçe sesi anlaşılmazdı. Daha sonra ...لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ ayeti nazil oldu.

 

 

إِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ أَكْثَرُهُمْ لا يَعْقِلُونَ 4

4. Muhakkak ki hücrelerin arkasından sana seslenenlerin çoğu­nun akılları ermez.

 

 

Nida-seslenme:

1.   Nida edilenin dikkatini çekmek için,

2.   Nida edilene, ihtiyacı olduğunu için yapılır.

 

Mücahid: Bu âyet-i kerime Temimoğuilanna mensub bedeviler hakkında inmiştir.

 

عنِ الأقْرَعِ بنِ حابسٍ أنَّهُ نادَى النَّبيَّ صلَّى اللهُ عليه وآلِه وسلَّم مِن وراءِ الحُجُراتِ: يا محمدُ ، فلمْ يُجِبْهُ ، فقالَ: يا محمدُ واللهِ إنَّ حمْدِي لزَيْنٌ وإنَّ ذَمِّي لشَيْنٌ ، فقالَ رسولُ اللهِ صلَّى الله عليه وآله وسلَّمَ: ذلكُمُ اللهُ

الراوي: الأقرع بن حابس المحدث: ابن حجر العسقلاني - المصدر: الإصابة - الصفحة أو الرقم: 1/58 خلاصة حكم المحدث: روي موصولاً ومرسلاً والمرسل أصح

الراوي: الأقرع بن حابس المحدث: السيوطي - المصدر: لباب النقول - الصفحة أو الرقم: 274 خلاصة حكم المحدث: إسناده صحيح

Yapıştırma kaynağı

Akra’ ibn Hâbis’den: Hücrelerin arkasında, Ey Nebi...  diye seslenmiş de Rasûlulİah ona cevab vermemişti. Akra': Yâ Muhammed... Allah'a yemin olsun ki; benim övgüm bir süs, kötülememse bir ayıptır/noksanlıktır, demişti. Bunun üzerine Allah Rasûlü as.: Sana karşı Allah yeter/o dediğin Allah’tır, buyurdu.

Hücrelerin arkasında olanların hepsi bağırmamıştır. Bunların bir kısmı bağırmıştır.  Bundan dolayı ayette أَكْثَرُهُمْ لا يَعْقِلُونَ/onların çoğu

 وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ 5

 5. Eğer onlar sen kendilerine çıkana kadar sabretmelerdi, kendile­ri için elbette daha hayırlı olurdu. Allah Gafurdur, Rahimdir.

 


Hücrelerin gerisinde bağırdılar. Rasulullah’ın yanlarına gelmesini bekleseydiler nezaketen daha hayırlı olurdu. Ama yine de; Allah Gafurdur, Rahimdir.

 

Said'in Katade'den rivayet ettiğine göre şudur: Peygamber el-Velid b. Ukbe'yi zekatlarını toplamak üzere Mustaltkoğullanna göndermişti. Onlar Velid'i görünce ona doğru yürüdüler, o da onlardan korktu. -Bir rivayete gö­re bu korkmasının sebebi (cahiliye döneminden kalma) aralarındaki bir hu­sumet idi. - Peygamber as.'a geri dönerek İslâm'dan irtidat ettiklerini ha­ber verdi. Bunun üzerine Peygamber as. Halid b. el-Velid'i göndererek ona işi iyice tesbit edip araştırmasını ve acele etmemesini emretti. Halid yola ko­yuldu, nihayet geceleyin onların yurduna vardı. Gözcülerini gönderdi, geri geldiklerinde Halid'e Mustalıkoğullarının İslâm'a sımsıkı sarılı oldukla­rını, ezan okuduklarını ve namaz kıldıklarını haber verdiler. Sa­bah olunca Halid onların yanına vardı ve gözcülerin söylediklerinin doğru­luğunu gözleriyle gördü. Allah'ın Peygamberine dönerek ona durumu haber verdi. Bunun üzerine bu âyet nazil oklu. Bundan dolayı yüce Allah'ın Peygamberi: Teenni Allah'tan, acele şeytandan, diye buyururdu.

التأني من الله ، و العجلة من الشيطان

الراوي : أنس بن مالك المحدث: الألباني - المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 3011 خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: أنس بن مالك المحدث: الألباني - المصدر: السلسلة الصحيحة - الصفحة أو الرقم: 1795 خلاصة حكم المحدث: إسناده حسن رجاله ثقات

Hadis yapıştırma kaynağı:

 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ 6

Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.

 

İbn Zeyd, Mukatil ve Sehl b. Abdullah: Fasık; çok yalan söyleyendir.

Ebu'l-Hasen el-Verrak: Fâsık; günahı açık­tan işleyen kimsedir.

İbn Tahir; Fâsık; Allah'tan utanmayan kimsedir.

Âlimlerden:

1.   Günahkâr olması ihtimali olan meçhul kimsenin rivayeti kabul edilmez.

2.   Günahkâr kişinin haberi ihtiyatla karşılayıp araştırılmalıdır.

3.   Adaletli olması halinde bir kişinin haberinin (haberu'l-vahid)'in kabul olunacağına delil vardır.

4.   Fâsık’ın haberi iyice araştırılması emredilmiştir.

5.   Fasıklığı sabit olan kim­senin verdiği haber batıldır, hükümsüzdür.

 

وَاعْلَمُوا أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللَّهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِي كَثِيرٍ مِنْ الأَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمْ الإِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمْ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ أُوْلَئِكَ هُمْ الرَّاشِدُونَ 7

Bilin ki!.. Aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirdi. Onu gönüllerinize de güzel gösterdi. Küfrü, fasıklığı ve isyanı da çirkin gösterdi. İşte bunlar olgunlaşmış kişileri ta kendileridir.

 

وَاعْلَمُوا أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللَّهِ: Bilin ki; Allah'ın Rasûlü sizin aranızdadır. İfadesinin muhtemel yorumları:

1. Yanlış yapmayın. Allah, Rasulüne haber verirse, rezil olursunuz.

2. Konu araştırılmadan Rasulullah size uyarsa, sıkıntıya düşersiniz.

 

لَعَنِتُّمْ / الْعَنَت / el-anetu: Zorluk, sıkıntı, günah demektir. Fücur ve zina anlamına da gelir.

 

وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمْ الإِيمَانَ Allah size imanı sevdirdi. Ya­ni inançların en güzeli olan Allah’ın dinine iman etmeyi size sevdirdi.

 

وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ Onu gönüllerinize de güzel gösterdi.

 

وَكَرَّهَ إِلَيْكُمْ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ Ve küfrü, fiskı ve isyanı sîze çirkin gösterdi.

 

الْفُسُوق

İbn Abbas ve İbn Zeyd: Bununla özellikle yalanı kastetmektedir.

 

 

فَضْلاً مِنْ اللَّهِ وَنِعْمَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ 8

Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Bu ayetin nüzulü hakkında pek çok nakil vardır:

1. Münafık Abdullah b. Ubeyy’in gevezeliği:

قيلَ للنبيِّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم : لو أتَيتَ عبدَ اللَّهِ بنَ أُبيٍّ، فانطلق إليهِ النبي صلَّى اللهُ عليه وسلَّم ورَكِب حِمارًا، فانطَلَق المُسلِمونَ يَمشونَ معهُ وهي أرضٌ سَبِخَةٌ، فلما أتاهُ النبي صلَّى اللهُ عليه وسلَّم قال : إليكَ عَنِّي، واللَّهِ لقدْ آذاني نَتْنُ حِمارِك، فقال رجلٌ من الأنصارِ منهُم: واللَّه لَحِمارُ رسول الله صلَّى اللهُ عليه وسلَّم أطْيَبُ ريحًا منكَ، فغَضِبَ لعبدِ اللَّهِ رجلٌ من قَومِهِ، فَشَتَمَهُ، فغَضِبَ لكُلِّ واحِدٍ منهُما أصْحابُهُ، فكان بينَهُما ضَرْبٌ بِالجَريدِ والأيْدي والنِّعالِ، فبلَغَنا أنَّها أُنْزِلَت : وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ المُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا .

الراوي: أنس بن مالك المحدث: البخاري - المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 2691 خلاصة حكم المحدث:  صحيح

الراوي: أنس بن مالك المحدث: مسلم - المصدر: صحيح مسلم - الصفحة أو الرقم: 1799 خلاصة حكم المحدث: صحيح

Hadisin yapıştırma kaynağı:

 

Nebi as’a Abdullah b. Ubeyy’e bir gitseniz, denildi. Nebi as. de bir eşeğe binerek yola çıktı. Müslümanlar da yürüyerek ona doğru gittiler. Gübreli ve boş bir arazide geçerek onun yanına geldiler. Abdullah b. Ubeyy: Benden uzaklaştırın. Vallahi eşeğinin pis kokusu beni rahatsız ediyor, dedi. Bunun üzerine ensardan olan Abdullah b. Ravaha: Allah'a yemin ederim ki Rasulullah’ın eşeğinin kokusu senden daha iyi kok­maktadır, dedi. Abdullah b. Ubeyy'in kavminden biri sinirlendi.  Abdullah b. Ravaha’ya sövdü. Her birine kendi arkadaşları arka çıkınca hurma dalları, elleri ve ayakkabılarıyla vuruşmaya başladılar. Bize ulaşan kaynaklara göre: وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ ayeti nazil oldu.

 

2. Ümmü Zeyd isimli ka­dın:

Suddi: Ensar'dan İmran isimli bir adam vardı. Bu zat Ümmü Zeyd isimli ka­dınla evliydi. Karısı ailesini ziyaret etmek istedi. Kocası ona engel oldu. Kadının ailesinden hiç kimse girmesin diye kadını bir odaya hapsetti. Kadın ailesine haber gönderdi. Bunun üzerine kadının kabilesi geldi ve onu götürmek istediler. Adam da kendi kavminden yardım istedi. Onlarda gelip kadını ailesinden ayırmak isteyince aralarında bir kavga başladı. İşte bu ayet nazil olunca, Rasulullah as. onlara elçi gönderdi. Aralarında sulh yaptı. Allah'ın hükmü­ne döndüler.

 

3. İki kabile

Hasan Basri: İki ka­bile arasında husumet meydana gelmişti. Allah'ın hükmüne çağırıldıkla­rında ona icabet etmekten yüz çevirdiler. Bunun üzerine وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا ayeti nazil olmuştur.

 

4. Alacak-verecekliler hakkında

Katade: Bize anlatıldı­ğına göre bu ayet aralarındaki bir hak sebebiyle husumetleşen Ensar'a mensup iki adam hakkında nazil olmuştur. Biri aşireti kalabalık olduğu için: Ben onu zorla alırım, demişti. Diğeri onu Rasulullah'ın as. hükmü­ne çağırınca bunu kabul etmemişti. Anlaşmazlık karşılıklı itişip kakışma­ya dönüştü. Birbirlerine elleriyle ve ayakkabılarıyla vurmuş­lardı. Fakat kılıç çekmemişlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu

 

وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَإِنْ بَغَتْ إِحْدَاهُمَا عَلَى الأُخْرَى فَقَاتِلُوا الَّتِي تَبْغِي حَتَّى تَفِيءَ إِلَى أَمْرِ اللَّهِ فَإِنْ فَاءَتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ 9

9. Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.

Tâife, bir insan topluluğu manasına gelir.

وَإِنْ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا ifadesinde katl-islâh ile tezat sanatı vardır.

 

وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa... İdareciler; iki tarafı dinledikten sonra sırasıyla:

1. Nasihatle ve irşadla,

2. Hakem tayin etmekle,

3. Tehditle,

4. Silahsız kuvvet kullanarak,

5. Silahlı savaşarak.

فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا aralarını düzeltin.

فَإِنْ بَغَتْ إِحْدَاهُمَا عَلَى الأُخْرَى Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa,

فَقَاتِلُوا الَّتِي تَبْغِي حَتَّى تَفِيءَ إِلَى أَمْرِ اللَّهِ Allah’ın emrine dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın.

َإِنْ فَاءَتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ  Eğer vazgeçerlerse, aralarını adaletle düzeltin.

وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ Adaletli olun!.. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.

 

Buhari: Ebû Bekre’den naklen: Rasulullah as. bir gün hutbe irad ediyordu. Hasan b. Ali de ya­nındaydı. Bir ona bir de insanlara baktı ve: Benim bu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah onun sebebiyle Müslümanlardan iki büyük zümreyi barıştırır, buyurdu. Uzun savaşlardan sonra yüce Allah onun vasıtasıyla Iraklılar ve Şamlıların ara­sını ıslah etmiştir.

فقالَ الحسَنُ : ولقدْ سَمِعْتُ أبَا بَكْرَةَ يقولُ : رأيتُ رسولَ اللهِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ علَى المنْبَرِ ، والحَسَنُ بنُ عليٍّ إلى جنبِهِ ، وهوَ يُقْبِلُ علَى الناسِ مَرَّةً وعليهِ أخْرَى ، ويقولُإنَّ ابنِي هذا سيدٌ ، ولعَلَ اللهَ أنْ يُصْلِحَ بهِ بينَ فِئَتَينِ عَظِيمَتَينِ من المسلمينَ.

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: البخاري - المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 2704 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: أبو داود - المصدر: سنن أبي داود - الصفحة أو الرقم: 4662 خلاصة حكم المحدث: سكت عنه

الراوي: علي بن أبي طالب المحدث: أبو داود - المصدر: سنن أبي داود - الصفحة أو الرقم: 4290 خلاصة حكم المحدث: سكت عنه

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: البزار - المصدر: البحر الزخار - الصفحة أو الرقم: 9/109 خلاصة حكم المحدث: أشهر وأحسن إسناداً

الراوي: الحسن البصري المحدث: النسائي - المصدر: السنن الكبرى - الصفحة أو الرقم: 10013 خلاصة حكم المحدث: أرسله داود

الراوي: الحسن البصري المحدث: النسائي - المصدر: السنن الكبرى - الصفحة أو الرقم: 10014 خلاصة حكم المحدث: أرسله هشام

الراوي: علي بن أبي طالب المحدث: ابن تيمية - المصدر: منهاج السنة - الصفحة أو الرقم: 8/255 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: [نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة] المحدث: ابن تيمية - المصدر: مجموع الفتاوى - الصفحة أو الرقم: 25/306 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: الحسن البصري المحدث: ابن حجر العسقلاني - المصدر: المطالب العالية - الصفحة أو الرقم: 4/262 خلاصة حكم المحدث: هو في صحيح البخاري من وجه آخر

الراوي: جابر بن عبدالله المحدث: الشوكاني - المصدر: در السحابة - الصفحة أو الرقم: 228 خلاصة حكم المحدث: إسناده رجاله رجال الصحيح

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: الألباني - المصدر: صحيح الترمذي - الصفحة أو الرقم: 3773 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: الألباني - المصدر: صحيح النسائي - الصفحة أو الرقم: 1409 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: عمرو بن عبدالله السبيعي أبو إسحاق المحدث: الألباني - المصدر: ضعيف أبي داود - الصفحة أو الرقم: 4290 خلاصة حكم المحدث: ضعيف

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: الألباني - المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 1528 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: علي بن أبي طالب المحدث: الألباني - المصدر: تخريج مشكاة المصابيح - الصفحة أو الرقم: 5390 خلاصة حكم المحدث: إسناده ضعيف

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: الألباني - المصدر: صحيح أبي داود - الصفحة أو الرقم: 4662 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: جابر بن عبدالله المحدث: الهيثمي - المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 9/181 خلاصة حكم المحدث: فيه عبد الرحمن بن مغراء وثقه غير واحد وفيه ضعف وبقية رجال البزار رجال الصحيح

الراوي: نفيع بن الحارث الثقفي أبو بكرة المحدث: البزار - المصدر: البحر الزخار - الصفحة أو الرقم: 9/111 خلاصة حكم المحدث: [فيه] مبارك بن فضالة ليس بحديثه بأس، وقد روى عنه قوم كثير من أهل العلم

 Hadisin yapıştırma kaynağı:

 

 

Zalim olsun, mazlum olsun kardeşinize yardım edin!.. Yâ Resulellah, mazlum olduğunda yardım ederim. Zâlim olduğunda ona nasıl yardım ederim? Rasulullah: Onu ayırırsın, tehdid edersin, zulmünden men edersin. İşte bu; ona yardım yerine geçer.

انصر أخاك ظالما أو مظلوما . فقال رجل: يا رسول الله، أنصره إذا كان مظلوما، أفرأيت إذا كان ظالما كيف أنصره ؟ قال : تحجزه ، أو تمنعه ، من الظلم فإن ذلك نصره

الراوي: أنس بن مالك المحدث: البخاري المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 6952 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

 الراوي: أنس بن مالك المحدث: البخاري المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 2444 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

الراوي: أنس بن مالك المحدث: ابن حبان المصدر: المجروحين - الصفحة أو الرقم: 1/491 خلاصة حكم المحدث: ليس من حديث الزهري عن أنس

الراوي: أنس بن مالك المحدث: أبو نعيم المصدر: حلية الأولياء - الصفحة أو الرقم: 3/111 خلاصة حكم المحدث: صحيح من حديث أنس غريب من حديث داود عنه تفرد به معلى عن أبي شهاب الراوي: - المحدث: ابن العربي المصدر: عارضة الأحوذي - الصفحة أو الرقم: 4/322 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: أنس بن مالك و الحسن المحدث: ابن عساكر المصدر: معجم الشيوخ - الصفحة أو الرقم: 1/276 خلاصة حكم المحدث: حسن صحيح

الراوي: أنس بن مالك المحدث: العراقي المصدر: التقييد والإيضاح - الصفحة أو الرقم: 471 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: عائشة المحدث: الهيثمي المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 7/267 خلاصة حكم المحدث: [فيه] إسماعيل بن عياش عن الحجازيين وفيها ضعف‏‏

الراوي: أنس بن مالك المحدث: البوصيري المصدر: إتحاف الخيرة المهرة - الصفحة أو الرقم: 8/30 خلاصة حكم المحدث: سنده صحيح وله شاهد

الراوي: جابر بن عبدالله المحدث: السيوطي المصدر: الجامع الصغير - الصفحة أو الرقم: 2739 خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: أنس بن مالك المحدث: أحمد شاكر المصدر: عمدة التفسير - الصفحة أو الرقم: 1/623 خلاصة حكم المحدث: [أشار في المقدمة إلى صحته]

الراوي: أنس بن مالك المحدث: الألباني المصدر: صحيح الترمذي - الصفحة أو الرقم: 2255 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: [أنس بن مالك بن النضرالمحدث: الألباني المصدر: غاية المرام - الصفحة أو الرقم: 306 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: جابر بن عبدالله المحدث: الألباني المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 1501 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: أنس بن مالك المحدث: الألباني المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 1502 خلاصة حكم المحدث: صحيح

Hadisin kaynağı yapıştırma:

 

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ 10

10. Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.

 

الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ Ancak mü’minler kardeştirler. Burada teşbih-i belîğ vardır.

Teşbihin unsurları          Türkçesi                                    benzetme durumları

         1. Müşebbeh:         benzeyen/benzetilen                    Müminler

         2. Müşebbeh bih:    bir edatla kendine benzetilen,       kardeş

         3. Vech-i şebeh:      benzetme yönü,                          dinde, sevmede
         4. Teşbih edatı:       ke, keenne...gibi.                        gibidirler.

Teşbih-i belîğ: Bu benzetmede; teşbih edatıyla teşbih yönü gizlenir.

إِنَّمَا- hasr edatı; ancak ve ancak, sadece anlamıyla

Yani;      Ancak müminler birbirinin kardeşidir.

              Kâfirler müminlerin kardeşi değillerdir.

              Müminle kâfir arasında kardeşlik yoktur.

              Dindeki kardeşlik daimi ve esastır.

 

Dinde kardeşlik; soy kardeşliği ve arkadaşlık bağından çok daha önemlidir. Dindeki kardeşlik ön plana geçmektedir.

 

İslah eylemi önemli ve değerlidir. Aynı zamanda risklidir. Hele hele normal şartlarda taraflar hakkı kabul etmiyorsa savaş bile gündeme gelmektedir.

       1. Müminlerin birbirine karşı ıslahı için savaş yapılabilir.

       2. Kâfirlerin birbirine karşı ıslahı için savaş yapılamaz.

       3. İslam toplumunda kâfirin emniyeti alınan vergiye karşılık sağlanır.

 

Terim olarak: Baği topluluk; zahiren caiz fa­kat gerçekte zannî olan bir yorum sebebiyle devlet başkanına muhalefet ve isyan eden fırka demektir.

 

Baği: Bir hazırlı­ğı, ordusu ve gücü olan bir topluluktur. Fert bazında olanlar baği değildir.

 

Ali ra.: Kardeşlerimiz bize karşı baği olmuşlardır. Fakat onlar yaptıkları işlerde ve sahip oldukları tevilde hataya düşmüşlerdir.

 

Ahmed ve Kütüb-i Süte sahiple­rinin İbni Mesud'dan rivayet ettikleri Müslümana sövmek fasıklık, onunla savaşmak ise küfürdür. hadisini delil göstererek Müslümanlar ile savaşılamayacağını söyleyen kişinin bu sözünün batıl olduğuna da bu ayet delâlet etmektedir. Ayetin metni bunu red hususunda sarihtir.

 

Onlar daha önce geçmiş bir ümmettir. Onla­rın kazandıkları kendilerine sizin kazandığınız size aittir. Siz onların yap­tıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz. 2/Bakara:34

 

Bir alim: Onlar öyle kanlar­dır ki Allah Tealâ elimi onlara bulaştırmamıştır. O halde dilimi de onlara bu­laştırmayayım.

 

İbn Abbas: Ayet Sabit b. Kays b. Şemmas hakkında inmiştir. Kulağında bir parça ağırlık vardı. Peygamber as'ın meclisine ondan önce gidenler o geldiği tak­dirde ona yer açarlardı ki, Peygamber Efendimizin yanında oturup söyledik­lerini duysun. Yine bir gün mescide geldiğinde, Peygamber (sav) ile birlik­te sabah namazının bir rekâtını kaçırmış bulunuyordu. Peygamber as. namazı bitirince ashabı onun yanında yerlerini aldılar. Her birisi olduğu yer­de oturdu, yerinden ayrılmadı. Öyle ki hemen hemen kimse kimseye yer aç­mıyordu. Hatta kimisi oturacak yer bulamadığı için ayakta kalmıştı. Sabit na­mazını bitirince insanların omuzları üzerinden atlayarak: Yer açın, yer açın, diyordu. Ona yer açtılar, nihayet Peygamber'in yanına kadar ulaştı. Pey­gamberle kendisi arasında sadece bir kişi kalmıştı. Ona da: Yer aç, dedi. Adam kendisine: Bir yer buldun otur, dedi. Sabit kızgın bir şekilde arkasına otur­du, sonra da: Bu kim diye sordu. Ona: Filan kişi dediler. Bu sefer Sabit: Fi­lan kadının oğlu diyerek annesi sebebiyle onu ayıpladı. O bu sözleriyle cahiliye döneminde annesinin adını söylemişti. Adam bundan utandı, bu âyet-i kerime nazil oldu.

 

Dahhak: Temimoğulları heyeti hakkında inmiştir. Onlar ashabın fakirleri ile alay etmiş­lerdi. Ammar, Habbab, İbn Füheyre, Bilal, Suheyb, Selman, Ebu Huzeyfe'nin azatlısı Salim ve diğerleri gibi. Onların üstlerinin başlarının berbat olduğu­nu görünce, onlarla alay etmişlerdi. İşte bu âyet-i kerime aralarından iman eden kimseler hakkında inmiştir.

 

Mücahid: Burada kastedilen zenginin fakirle alay etmesidir.

İbn Zeyd: Allah'ın günahlarını örtüp gizlediği bir kimse, günah­larını açığa çıkardığı bir kimse ile alay etmesin. Belki o kimsenin dünyada günahlarının açığa çıkarılması ahirette onun için bir hayırdır.

 

Ayetin Medine'ye Müslüman olarak geldiği sırada Ebu Cehil'in oğlu İkrime hakkında indiği de söylenmiştir. Müslümanlar onu gördüklerinde: İşte bu, bu ümmetin Firavununun oğludur, demişlerdi. O da bundan dolayı Rasûlullah'a şikâyette bulunmuş, bunun üzerine bu âyet inmişti.

 

Özetle söyleyecek olursak, herhangi bir kimsenin mümin bir kişiye,

1. Üs­tü başı berbat,

2. Bedeninde bir hastalık gördüğü,

3. Konuşmasında sıkıntı olan kimselerle alay etme cesaretini göstermemelidir.

 

Amr b. Şerahbîl: Ben bir adamın bir keçiden süt emmeye çalıştığını görsem ve onun bu ha­line gülsem, onun yaptığının bir benzeri başıma geleceğinden korkarım.

Abdullah b. Mesud: Bela söylenen söze bağlıdır. Bir köpekle alay etsem dahi, bir köpeğe dönüştürüleceğimden korkarım.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا يَسْخَرْ قَومٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَى أَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسَى أَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّ وَلا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلا تَنَابَزُوا بِالأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الإِيمَانِ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ 11

Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi –kötü- lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.11

 

1.    سخرية/Suhriyyet: Alaya almak. İnsanın; mümin kardeşini küçümseyerek ona değer vermemesidir. Onu olduğundan aşağı görmesidir. Bu, bir insanın sevmediği kimselerden bahsedildiğinde; o adam anılmaya bile değmez, gibi sözlere benzer. Alay etme:

1.    Sözle,

2.    Fiille,

3.    İşaretle de olabilir.

Fakirlik, acizlik ve zayıflığından dolayı herhangi bir kimseyi küçümseyen kişi; gün gelir alay ettiği adamın durumuna düşebilir. Daha beteri de olabilir.

2.    لمز/Lemz: İnsanın ayıplarını, onun hazır bulunmadığı bir yerde sayıp dökme manasınadır. Suhriyyetten daha hafif bir hakarettir.

3.    نبز/Nebz: Nebz, bir insana istemediği bir ad-lakab vermektir. İnsanın değerini düşüren ve sinirlendiren bir yakıştırmadır. Lemzden daha hafif bir hakarettir.

عَسَى أَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar.

Bu tıpkı İblis'in yaptığına benzemektedir. Çünkü İblis, Âdem’e iltifat etmemiş, Ben ondan daha hayırlıyım Araf:12 demiştir. Netice olarak Âdem ondan daha hayırlı konuma gelmiştir.

 

لا يَسْخَرْ قَومٌ مِنْ قَوْمٍ Bir kişi başka bir kişiyi alaya almasın denmemiştir. Aksine Bir kavim başka bir kavmi alaya almasın, buyrulmuştur. Çünkü:

a.    Toplumlarda alaycı kimseler çoktur.

b.    Alaycılık toplumu sarabilir.

c.    İfade genel olmasına rağmen kişisel de olabilir. Bir kimse başka birini alaya almasın gibi.

d.    Belli bir bölge ve ırkın insanları, diğer ırk ve bölgelerde yaşayan insanları alaya almasın.

 

وَلا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ Birbirinizi karalamayın hitabı iki şekilde izah edilebilir:

1. Kardeşin kusurunu, yine beriki kardeşi ilgilendirir. Binâenaleyh, birisi öbürünü ayıpladığında, adeta kendisinde kusur görmüş, kendisini ayıplamış olur...

2. Bütün insanlarda iyilikler de vardır, az-çok kusurlar da vardır. Birisi diğerini ayıplarsa, diğeri de onu ayıplar. Ayıplama kapısı açılırsa herkes birbirini ayıplayacak bir şeyler bulurlar. Nitekim bazı toplumlarda; lakap takılmayan insan yoktur.

Lemmâz; ayıplayıcı demektir. Birisi, başka birini ayıplarsa; karşı taraf da onu ayıplayacak bir şeyler bulmaya çalışır. Bunun peşini bırakmaz.

 

وَلا تَنَابَزُوا بِالأَلْقَابِ Birbirinizi lakaplarla çağırmayın.

Birisi, başka birine eşek derse; diğeri de ona eşek oğlu eşek, der. Karşılıksız kalmaz.

 

Ayetteki nebz kelimesi örfen kötü sayılan lakaplara mahsustur. Ey kâfir!, Ey fasık! gibi ifadeler çirkin lakaplardandır.

 

بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الإِيمَانِ İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.

Bir insan Müslüman olunca, aşağılamak için eski dini üzere çağrılamaz. Ey Gavur!..  Ey Kâfir!.. diye isimlendirilemez. Onun için; iman ettikten sonra onu kâfir diye adlandırmak ne kötüdür, demektir.

 

Bu izahlar şu ayeti kerimeyi hatırlatmaktadır: iman edip de, imanına zulmü karıştırmayan kimseler... Enam:82

 

وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. iki izah yapılabilir:

1. Bu yanlışlıklar küçük günahlardandır. Bir günahı bir defa işlemekle insan zalim, fasık olmaz. Bu yanlışı huy haline getirip iş edinirse Kim bunu terk etmezse o zalimdir... şeklinde anlaşılmaktadır.

2.  Bu hatırlatma ve ikazlar; insanların böyle hatalara gelecekte düşmemelerini hatırlatmaktadır.

 

وَمَنْ لَمْ يَتُبْ Kim de tövbe etmezse, ifâdesi; müminleri iyice sakındırmak içindir.

 

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنْ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلا تَجَسَّسُوا وَلا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ

 Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.12

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنْ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ  Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.

 

Zann; kesin ilimle şek veya vehim arasındaki orta yerdir.

 

Zann: Sebepleri pek fazla bilinmeyen olayları kişisel olarak yorumlamaktır. Olaylar iki şekilde yorumlanabilir:

1. Hüsn/zann, burada asıl olan iyi niyettir. Ama güvenin yanında tedbir şarttır. Berâeti zimmet asıldır.

2. Sûi/zann, burada asıl olan art niyettir. Fitne, fesat oluşturur. Şuyuu vukuundan beterdir.

 

Bu ayet; kendisinde hayır ve güzelliklerin bulunduğu zanları kenarlamıştır. Geriye kalan zararlı ve tehlikeli zanları konu edinmiştir.

 

Toplum ve fertlerin inanç, ahlak ve kültürel yapısına zarar verme ihtimali olan olaylara karşı daima tedbirli olunmalıdır. Aksi halde iyi niyet de zarar getirebilir.

 

وَلا تَجَسَّسُوا Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.

 

Yüce Allah, mü'minin bulunmadığı yerde, şerefinin korunmasına işaret etmek için de وَلا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاً buyurmuştur.

1. Burada yasaklanan şey, mü'minin gıybetinin yapılmasıdır.

2. Ama kâfire gelince, o deşifre edilebilir, ondaki ayıp ve kusurlar gündeme getirilebilir.

3. İhtiyaç duyulduğunda, fasık kimsedeki kusurların bile dile getirilmesi caizdir.

  

أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً  Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Cümle­sinde temsilî teşbih vardır. Gıybet eden kimse ölü insanın etini yiyen kim­seye benzetilmiştir. Burada benzetme işin çirkinli­ğini ortaya koymuştur.

 

Bu teşbih, insanın namus ve şerefinin tıpkı eti ve kanı gibi olduğunu ima etmektedir. Bu açık kıyas gibidir.

 

Ayetteki مَيْتاً /ölü ifadesi, şöyle bir vehmi bertaraf etmeye işarettir: Kişinin yüzüne karşı konuşmak, daha fazla elem verir, binâenaleyh haramdır. Gıybetini yapmaya gelince, o bundan habersiz olduğu için, bu ona elem vermez. İşte bu sebeple, أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً/ölü kardeşinizin etini yeme tabiri kullanılmıştır. Çünkü bu da, ölüye eziyet vermez. Ama buna rağmen gıybet son derece kötü birşeydir!

 

Ayetteki, "meyten" "ölü" kelimesi, ya lahm "et" kelimesinden, yahut da "ah" "kardeş" kelimesinden haldir.

 

Ayetteki, فَكَرِهْتُمُوهُ/İşte bundan tiksindiniz! Bu ayette, ardarda sıralanmış şu üç şeyden bahsetmiştir:

1. "Zarının çoğundan kaçınınız" buyurmuştur ki bu, "Mü'minler hakkında, işi zannınrza dayandırarak, onlarda olduğunu kesin bilmediğiniz şeyleri söylemeyiniz.

2. Sonra size o zannedilen-tahmin edilen şeyler sorulduğunda, "Biz onları ortaya dökmeden önce, iyice bilip anlayalım diye, "mü'minlerin işlerini araştıralım" da demeyin.

3. Sonra eğer, o işlerden bazılarını, tecessüs etmeden görmüş bilmiş iseniz, yine de bunları söyleyip yaymayınız ve bunlardan ötürü mü'minleri ayıplamayınız" demektir.

 

 

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ 13

"Ey insanlar! Doğrusu biz sızı bir erkekle bir dişiden yarattık. Tanış­manız için de sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Sızın Allah nezdinde en üstün olanınız şüphesiz takvaca en ileri olanınızdır. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilen ve her şeyden hakkıyla haberdar olandır.

 

 

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَتَسَاءَلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيباً 1

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.4/Nisa:1

 

Mücâhid: لِتَعَارَفُوا /Birbirinizle tanışasınız diye, âyeti hakkında der ki: Filan oğlu filan, şu şu kabiledendir, denildiği gibi.

fyân es-Sevrî : Himyerliler köylerine, Hicaz Arapları da kabilelerine nisbet edilirdi.

 

وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ Sizleri, kabilelere dağılmış cemiyetler kıldık, demektir. Çünkü "kabîle"nin altında "şuûb"; "şuûb"un altında butun (boylar; butûn'un altında efhâz (oymaklar); efhâz'ın altında "fesâil - sülaleler", fesâll'in altında da "ekarib - akrabalar, yakın kan akrabaları" bulunur.

 Cenâb-ı Hak burada, daha kapsamlı olanı zikretmiştir,

 

2. Ey insanlar hitabıyla da bazı hatırlatmalar yapılmaktadır:

1.   İnsanlar bir asıldan; erkek-dişiden yani ana-babadan yaratıldı

2.   İnsanlar aynı soyun devamıdır

3.   Aynı ana-babadan gelen insanların soyu ile övünmesi boştur

4.   Sizi millet ve kabilelere ayırdık ki tanışasınız

5.   İnsanlar yaratılış, soy-sop bakımından birbirine eşittir

6.   Allah indinde ekramınız en muttaki olanınızdır

7.   Allah insanları çok iyi bilmektedir. İçinizde açık-gizli düşünce ve yaptığınızdan haberdardır.

 

Ebu Davud Hz. Safiyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasulullah itikaf yapıyordu. Bir gece ziyaret etmek maksadıyla ona geldim. Bir müddet onunla konuştuktan sonra ayrılmak için ayağa kalktım. Beni ge­çirmek için Rasulullah da ayağa kalktı. Rasulullah as'ın kaldığı yer Üsame b. Zeyd'in eviydi. Bir müddet sonra Ensar'dan iki adam oradan geçtiler; Rasulullah’ı görünce hızlandılar. Bunun üzerine Rasulullah as: "Yavaş olun, o Safiyye b. Huyey'dir." deyince onlar da "Sübhanallah (Aklımıza herhangi bir şüphe gelmedi) ya Rasulallah! " diyerek cevap ver­diler. Rasulullah (s.a.) onlara hitaben şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz şeytan insan vücudunda kanın aktığı yerlerde cevelan eder. Bu yüzden kalbinize bir kötülük düşmesinden korktum."

 

Gıybette istisna olan konular:

1.   Nasihat etmek.

2.   Şahitlerin cerh ve tadili.

3.   Fasıklığı aleni olan kimsenin kusurunu ortaya koyma.

4.   Bidatçı ve sapık fikirleri tenkit.

5.   Gıybet konusu, gıybet yapan ve yapılan tarafında biliniyorsa

6.   Adli makamlara davacı olmak.

 

 Kütübü-ü Sitte'de rivayet edilen bir hadis­te şöyle buyurmuştur: "Bir kadınla malı, soyu, güzelliği ve dini için evleni­lir. Sen dindar olanını seç ki iki elin toprağa değsin." (bereketi ve hayrı bu­lasın).

 

أنَّ رسولَ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ علَيهِ وسلَّمَ خطبَ النَّاسَ يومَ فتحِ مَكَّةَ، فقالَ: يا أيُّها النَّاسُ، إنَّ اللَّهَ قد أذهبَ عنكم عُبِّيَّةَ الجاهليَّةِ وتعاظمَها بآبائِها فالنَّاسُ رجلانِ: برٌّ تقيٌّ كريمٌ على اللَّهِ، وفاجرٌ شقيٌّ هيِّنٌ على اللَّهِ، والنَّاسُ بنو آدمَ، وخلقَ اللَّهُ آدمَ من الترابِ، قالَ اللَّهُ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

الراوي: عبدالله بن عمر المحدث: الألباني المصدر: صحيح الترمذي - الصفحة أو الرقم: 3270خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: عبدالله بن عمر المحدث: ابن العربي المصدر: عارضة الأحوذي - الصفحة أو الرقم: 6/337خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: أبو هريرة المحدث: ابن تيمية المصدر: اقتضاء الصراط المستقيم - الصفحة أو الرقم: 1/247خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: عبدالله بن عمر المحدث: الزيلعي المصدر: تخريج الكشاف - الصفحة أو الرقم: 3/349خلاصة حكم المحدث: له طريق آخر

الراوي: أبو هريرة المحدث: الألباني المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 1787خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: عبدالله بن عمر المحدث: الألباني المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 7867خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: أبو هريرة المحدث: الألباني المصدر: صحيح الترغيب - الصفحة أو الرقم: 2922خلاصة حكم المحدث: حسن صحيح

الراوي: عبدالله بن عمر المحدث: البغوي - المصدر: شرح السنة - الصفحة أو الرقم: 6/506خلاصة حكم المحدث: غريب

الراوي: عبدالله بن عمر المحدث: الألباني  المصدر : السلسلة الصحيحة - الصفحة أو الرقم: 6/451خلاصة حكم المحدث: فيه عبد الله بن جعفر ضعيف ولكن تابعه موسى بن عبيدة وهو ضعيف أيضا فلعل أحدهما يتقوى بالآخر

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

 سُئِل رسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم أيُّ الناسِ أكرَمُ ؟ قال : أكرَمُهم عِندَ اللهِ أتقاهم  . قالوا : ليس عن هذا نَسأَلُك ، قال : ( فأَكرَمُ الناسِ يوسُفُ نبيُّ اللهِ ، ابنُ نبيِّ اللهِ ، ابنِ نبيِّ اللهِ ، ابنِ خليلِ اللهِ ) . قالوا : ليس عن هذا نَسأَلُك ، قال : ( فعن مَعادِنِ العربِ تَسأَلونَني ) . قالوا : نعمْ ، قال : ( فخِيارُكم في الجاهليةِ خِيارُكم في الإسلامِ ، إذا فَقُهوا ) .

الراوي: أبو هريرة المحدث: البخاري - المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 4689خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

الراوي: أبو هريرة المحدث: الألباني - المصدر: صحيح الأدب المفرد - الصفحة أو الرقم: 96خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: نهار العبدي المحدث: ابن حجر العسقلاني - المصدر: الإصابة - الصفحة أو الرقم: 3/575خلاصة حكم المحدث: بغير إسناد

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

ما من امرئٍ يخذلُ امرأً مسلمًا في موطنٍ يُنتَقَصُ فيهِ مِنْ عرضِهِ، ويُنتهكُ فيهِ مِنْ حُرمَتِهِ، إلَّا خَذَلَهُ اللهُ تعالى في موطنٍ يُحبُّ فيهِ نُصرتَهُ، ومَا منْ أحدٍ ينصرُ مسلمًا في موطنٍ يُنتَقَصُ فيهِ منْ عرضِهِ، ويُنتَهكُ فيهِ منْ حُرمَتِهِ، إلَّا نصرَهُ اللهُ في مَوْطِنٍ يُحبُّ فيهِ نُصرَتَهُ

الراوي: جابر بن عبدالله و أبو طلحة بن سهل المحدث: السيوطي المصدر: الجامع الصغير - الصفحة أو الرقم: 8002خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: جابر بن عبدالله و أبو أيوب الأنصاري المحدث: الهيثمي المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 7/270خلاصة حكم المحدث: إسناده حسن

الراوي: جابر بن عبدالله و أبو طلحة بن سهل و أبو أيوب الأنصاري المحدث: الألباني المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 5690خلاصة حكم المحدث: حسن

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

إن الله لا ينظر إلى صوركم وأموالكم. ولكن ينظر إلى قلوبكم وأعمالكم

الراوي: أبو هريرة المحدث: مسلم المصدر: صحيح مسلم - الصفحة أو الرقم: 4651خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: أبو هريرة المحدث: أبو نعيم المصدر: حلية الأولياء - الصفحة أو الرقم: 7/139خلاصة حكم المحدث: غريب من حديث الثوري

الراوي: أبو هريرة المحدث: البيهقي المصدر: الأسماء والصفات - الصفحة أو الرقم: 2/234خلاصة حكم المحدث: صحيح محفوظ فيما بين الحفاظ

الراوي: أبو هريرة المحدث: البيهقي المصدر: الأسماء والصفات - الصفحة أو الرقم: 2/234خلاصة حكم المحدث: لم يبلغنا من وجه يثبت مثله، وهو خلاف ما في الحديث الصحيح

الراوي: أبو هريرة المحدث: ابن القيسراني المصدر: ذخيرة الحفاظ - الصفحة أو الرقم: 1/599خلاصة حكم المحدث: [فيه] عبيد الله بن أبي حميد

الراوي: [أبو هريرةالمحدث: ابن تيمية المصدر: مجموع الفتاوى - الصفحة أو الرقم: 11/130خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: جابر بن عبدالله المحدث: السبكي (الابن) المصدر: طبقات الشافعية الكبرى - الصفحة أو الرقم: 6/349خلاصة حكم المحدث: [لم أجد له

الراوي: - المحدث: ابن كثير المصدر: تفسير القرآن - الصفحة أو الرقم: 3/256خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: جابر بن عبدالله المحدث: العراقي المصدر: تخريج الإحياء - الصفحة أو الرقم: 3/339خلاصة حكم المحدث: غير معروف من حديث جابر

الراوي: أبو هريرة المحدث: الألباني المصدر: صحيح ابن ماجه - الصفحة أو الرقم: 3359خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: أبو هريرة المحدث: الألباني المصدر: غاية المرام - الصفحة أو الرقم: 415خلاصة حكم المحدث: صحيح

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

أنه صلَّى اللَّهُ عليهِ وسلَّمَ قالَ لَهُ أي لأبي ذرٍّ: انظر فإنَّكَ لَستَ بخيرٍ من أحمرَ ولا أسودَ إلَّا أنْ تفضُلَهُ بتقوى

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: العراقي - المصدر: تخريج الإحياء - الصفحة أو الرقم: 3/216خلاصة حكم المحدث: رجاله ثقات

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: السيوطي - المصدر: الجامع الصغير - الصفحة أو الرقم: 2740خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: الألباني - المصدر: صحيح الترغيب - الصفحة أو الرقم: 2963خلاصة حكم المحدث: حسن لغيره

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: الألباني - المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 1505خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: الألباني - المصدر: غاية المرام - الصفحة أو الرقم: 308خلاصة حكم المحدث: حسن

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: المنذري - المصدر: الترغيب والترهيب - الصفحة أو الرقم: 4/61خلاصة حكم المحدث: رواته ثقات مشهورون إلا أن بكر بن عبد الله المزني لم يسمع من أبي ذر

الراوي: أبو ذر الغفاري المحدث: الهيثمي - المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 8/87خلاصة حكم المحدث: رجاله ثقات إلا أن بكر بن عبد الله المزني لم يسمع من أبي ذر‏ ‏

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

إن أباكم واحد وإن دينكم واحد أبوكم آدم وآدم خلق من تراب

الراويأبو سعيد الخدري المحدثالهيثمي - المصدرمجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم8/87خلاصة حكم المحدثرجاله رجال الصحيح

الراويأبو سعيد الخدري المحدثالألباني - المصدرالسلسلة الصحيحة - الصفحة أو الرقم6/451خلاصة حكم المحدثصحيح

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

يا أيها الناسُ ! إنَّ ربَّكم واحدٌ ، و إنَّ أباكم واحدٌ ، ألا لا فضلَ لعربيٍّ على عجميٍّ ، و لا عجميٍّ على عربيٍّ ، و لا لأحمرَ على أسودَ ، و لا لأسودَ على أحمرَ إلا بالتقوى إنَّ أكرمَكم عند اللهِ أتقاكُم ، ألا هل بلَّغتُ ؟ قالوا : بلى يا رسولَ اللهِ قال : فيُبَلِّغُ الشاهدُ الغائبَ

الراويجابر بن عبدالله المحدثالألباني - المصدرالسلسلة الصحيحة - الصفحة أو الرقم2700خلاصة حكم المحدثإسناده صحيح

Hadisin yapıştırma kaynağı

 

İbn Abbas: Ayet Sabit b. Kays b. Şemmas hakkında inmiştir. Kulağında bir parça ağırlık vardı. Peygamber (sav)'ın meclisine ondan önce gidenler o geldiği tak­dirde ona yer açarlardı ki, Peygamber Efendimizin yanında oturup söyledik­lerini duysun. Yine bir gün mescide geldiğinde, Peygamber (sav) ile birlik­te sabah namazının bir rekâtını kaçırmış bulunuyordu. Peygamber (sav) namazı bitirince ashabı onun yanında yerlerini aldılar. Herbirisi olduğu yer­de oturdu, yerinden ayrılmadı. Öyle ki hemen hemen kimse kimseye yer aç­mıyordu. Hatta kimisi oturacak yer bulamadığı için ayakta kalmıştı. Sabit na­mazını bitirince insanların omuzlan üzerinden atlayarak: Yer açın, yer açın, diyordu. Ona yer açtılar, nihayet Peygamber'in yanına kadar ulaştı. Pey­gamberle kendisi arasında sadece bir kişi kalmıştı. Ona da: Yer aç, dedi. Adam kendisine: Bir yer buldun otur, dedi. Sabit kızgın bir şekilde arkasına otur­du, sonra da: Bu kim diye sordu. Ona: Filan kişi dediler. Bu sefer Sabit: Fi­lan kadının oğlu diyerek annesi sebebiyle onu ayıpladı. O bu sözleriyle ca-hiliye döneminde annesinin adını söylemişti. Adam bundan utandı, bu âyet-i kerime nazil oldu.

 

ed-Dahhak: Temimoğulları heyeti hakkında inmiştir. Onlar ashabın fakirleri ile alay etmiş­lerdi. Ammar, Habbab, İbn Füheyr'e, Bilal, Suheyb, Selman, Ebu Huzeyfe'nİn azatlısı Salim ve diğerleri gibi. Onların üstlerinin başlarının berbat olduğu­nu görünce (onlarla alay etmişlerdi). İşte bu âyet-i kerime aralarından iman eden kimseler hakkında inmiştir.

 

Mücahid: Burada kastedilen zenginin fakirle alay etmesidir.

İbn Zeyd: Allah'ın günahlarını örtüp gizlediği bir kimse, günah­larını açığa çıkardığı bir kimse ile alay etmesin. Belki o kimsenin dünyada günahlarının açığa çıkarılması ahirette onun için bir hayırdır.

 

Ayetin Medine'ye Müslüman olarak geldiği sırada Ebu Cehil'in oğlu İkrime hakkında indiği de söylenmiştir. Müslümanlar onu gördüklerinde: İşte bu, bu ümmetin Firavununun oğludur, demişlerdi. O da bundan dolayı Rasûlullah'a şikayette bulunmuş, bunun üzerine bu âyet inmişti.

 

Özetle söyleyecek olursak, herhangi bir kimsenin mümin bir kişiye,

1. Üs­tü başı berbat

2. bedeninde bir hastaiık gördüğü

3. konuşmasını mun­tazam görmediği gördüğü kimselerle alay etme cesaretini göstermemelidir.

Amr b. Şerahbîl: Ben bir adamın bir keçiden süt emmeye çalıştığını görsem ve onun bu ha­line gülsem, onun yaptığının bir benzerini yapacağımdan korkarım.

Abdullah b. Mesud: Bela söylenen söze bağlıdır. Bir köpekle alay etsem dahi, bir köpeğe dönüştürüleceğimden korkarım.

 

قَالَتْ الأَعْرَابُ آمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِنْ قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلْ الإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِنْ تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لا يَلِتْكُمْ مِنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئاً إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ 14

Bedevî Arablar: İman ettik, dediler. De ki: İman etmediniz. Fakat teslim olduk, deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Rasulüne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Bedevî: Şehir hayatından uzak çölde yaşayan arablardır.

İmân: Allah'a, meleklerine, kitabına, ona kavuşacağına, Rasûllere, tekrar dirilişe iman etmendir, buyurdu.  

İslâm: Teslim olmak, zahiren boyun eğmek, açıkta Şahadet getirmektedir.

İslâm: Allah'a ibadet etmen ve ona bir şeyi ortak koşmaman, namazı kılman, farz kılınmış zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutmandır, buyurdu.

İçinizdeki şirki bırakarak Eğer Allah’a ve Rasulüne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah iman edenlerin kusurlarını çok bağışlayıcı ve onlara karşı çok merhametlidir.

 

لَمْ تُؤْمِنُوا ifadesi sözü geçen Arapların sadece geçmişte mümin olmadıklarını haber verdiği gibi imansızlıklarının hala da devam ettiğini bildirmektedir.

 

Saîd İbn Cübeyr, Mücâhid ve İbn Zeyd: وَلَكِنْ قُولُوا أَسْلَمْنَا Fakat biz öldürülme ve esir edilme korkusundan dolayı teslim olduk, deyin.

 

 

المؤمنون في الدنيا على ثلاثة أجزاء الذين آمنوا بالله ورسوله ثم لم يرتابوا وجاهدوا بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله والذي يأمنه الناس على أموالهم وأنفسهم ثم الذي إذا أشرف له طمع تركه لله عز وجل

الراوي: سعد بن مالك بن سنان المحدث: الهيثمي المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 1/57  خلاصة حكم المحدث: فيه دراج وقد وثق وضعفه غير واحد

الراوي: أبو سعيد الخدري المحدث: الألباني المصدر: تخريج مشكاة المصابيح - الصفحة أو الرقم: 3777 خلاصة حكم المحدث: إسناده ضعيف

Hadisi Yapıştırma kaynağı

Ebu Saîd: Nebi as: Dünyada mü'minler üç sınıf üzeredir:

1.                Allah'a ve Rasûlüne îmân etmiş, sonra şüpheye düşmemiş ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihâd etmiş olanlar.

2.                İnsanların malları ve canlarını emniyet ettiği kimseler.

3.                Bir tamahla karşı karşıya kaldığı zaman onu Allah için terkedenler. De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? (İçlerinizdeki imanı) Halbuki Allah, göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah, her şeyi bilendir.

 

İbn Abbas: Âyet-i kerime hicret etmeden önce muhacir adını al­mak isteyen bedevi Araplar hakkında inmiştir.

Süddî: Bunlar Muzeyne, Cuheyne, Eşlem, Gıfar, Dîl ve Eşcalılara mensub bedevi Araplardır. Malları ve canları güvenlik altında olsun­lar diye: iman ettik, demişlerdi. Mekkelilere karşı Medine'yi müdafaaya çağrıldıklarında gelmemişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.

 

Yüce Allah'ın: Fakat teslim olduk deyin buyru­ğu, biz öldürülmek ve çoluk çocuğumuz esir alınmak korkusuyla teslimiyet gösterdik, demektir. İşte bu münafıkların niteliğidir. Çünkü onlar kalpleri iman etmediği halde zahiren iman etmiş görünmekle, ölüm ve esaretten kurtuldu­lar.

 

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمْ الصَّادِقُونَ 15

15. Müminler ancak; Allah’a ve Rasulüne iman eden sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar sâdık kimselerdir.

 

Yoksa korkusundan veya çıkar sağlamak için âmennâ demekle mümin olunmaz. Ülke topraklarını savunmaya davet edildiklerinde gelmemişlerdi. 

 

وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالاً لاتَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْواهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ 167

Onlara gelin; ya Allah yolunda savaşın veya topraklarınızı müdafaa edin denildiğinde; Harp etmeyi bilseydik elbette sizin peşinizden gelirdik, dediler. 3/Aliimran:167

 

Ayet nazil olunca bedevi arablar hem içte, hem de açıkta mümin olduklarına dair yemin ettiler ve bu yeminlerinde yalan söylediler. Bunun üze­rine şu buyruk indi:

 

قُلْ أَتُعَلِّمُونَ اللَّهَ بِدِينِكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ 16

16. De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Hâlbuki Allah gök­lerde ve yerde bulunanları bilir. Allah her şeyi çok iyi bilendir.

 

Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? İman ettik sözünüzü O'na mı bildiriyorsunuz? Hâlbuki Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Bu ifade ile onların cehaleti ortaya konulmuş ve azarlanmışlardır.

 

Sanki: Ey Peygamber! De ki: Ey bedeviler, İslâm dinine girmeyi bana yapılmış bir iyilik sayma­yın. Zira imanın faydası yine size dönecektir. İslâm dinini kabule sizi muvaffak kılması sebebiyle asıl size nimet verip minnet eden Allah'tır.

 

 

يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا قُلْ لا تَمُنُّوا عَلَيَّ إِسْلامَكُمْ بَلْ اللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَدَاكُمْ لِلإِيمَانِ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ 17

17. Onlar İslâm'a girdiler diye sana minnet ediyorlar. De ki: "Müs­lüman oldunuz diye bana minnet etmeyin. Bilakis sizi imana mu­vaffak etti diye Allah size minnet eder. Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz."

 

Mücâhid: Bu ayet Esed İbn Huzeyme oğulları hakkında nazil oldu, der.

 

جاءَتْ بنو أسَدٍ إلى رَسولِ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليه وسلَّم فقالوا يا رسولَ اللَّهِ أسلَمنا وقاتلَتْكَ العربُ ولم نقاتِلْكَ فقالَ رسولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليه وسلَّم إنَّ  فقهَهم  قليلٌ وإن الشَّيطانَ ينطِقُ على ألسنتِهم ونزلَت الآيةُ  يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا قُلْ لَا تَمُنُّوا عَلَيَّ إِسْلَامَكُمْ بَلِ اللَّهُ... الآيةَ

 الراوي: عبدالله بن عباس المحدث: البزار المصدر: الأحكام الشرعية الكبرى الصفحة أو الرقم: 4/211 خلاصة حكم المحدث: لم [يرو] هذا الحديث إلا من هذا الوجه وأبو عون هو محمد بن عبيد الله

Yapıştırma kaynağı

 

Hafız Ebu Bekr el-Bezzâr: İbn Abbâs'tan rivayetine göre o, şöyle anlatıyor: Esed ibn Huzeyme oğullarından bedevi olan Araplar hak­kında inmiştir. Bunlar Rasulullah'ın huzuruna bir kıtlık yılında gelmiş ve zahiren şahadet kelimelerini getirdiler. Ancak içten içe mümin değillerdi. Medine yollarını pisliklerle berbat etmişler. Pazardaki alış-veriş fiyatlarını yükseltmişlerdi. Rasulullah'a: Ya Rasulullah!.. Biz Müslüman olduk.  Arap seninle savaştı. Ama biz seninle savaşmadık, diyerek zekâttan bir şeyler vermesini ima ettiler. Rasulullah as:  Bunların anlayışları ne kadar da azmış, şeytan bunların dilleriyle konuşmaktadır, buyurdu. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştu.

 

 

إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 18

18. Muhakkak Allah göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yapmak­ta olduklarınızı çok iyi görendir.

 

Rasulullah'ın Huneyn günü Ensar'a söylediği şu sözler de buna benzer: Ey Ensar! Sizi dalâlet içinde bulmuştum Allah benim sayemde sizi hidayete ulaştırmadı mı? Darmadağınık bir haldeydiniz. Benim sayemde Allah sizi s mi? Ensar: Evet ya Rasulullah! Allah ve Rasulü en çok nimet verendir, demişlerdi.

  

لما أفاءَ اللهُ على رسولِه صلى الله عليه وسلم يومَ حنينٍ ، قَسَمَ في الناسِ في المؤلفةِ قلوبُهم ، ولم يُعطِ الأنصارَ شيئًا, فكأنهم وجدوا إذ لم يُصبْهم ما أصابَ الناسَ ، فَخَطبَهم فقال: يا معشرَ الأنصارِ، ألم أجِدْكم ضُلاَّلاً فهداكم اللهُ بي، وكنتم متفرِّقين فألَّفَكم اللهُ بي، وكنتم عالةً فأغناكم اللهُ بي. كلما قال شيئًا قالوا: اللهُ ورسولُه أَمَنُّ ، قال: ما يمنَعُكم أن تجيبوا رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم . قال: كلما قال شيئًا قالوا اللهُ ورسولُه أَمَنُّ ، قال:لو شئِتُم قلتم: جئتَنا كذا وكذا، أترضَوْن أن يذهبَ الناسُ بالشاةِ والبعيرِ، وتذهبون بالنبيِّ صلى الله عليه وسلم إلى رحالِكم، لولا الهجرةُ لكنتُ امْرءًا من الأنصارِ، ولو سلكَ الناسُ واديًا وشِعْبًا لسلكتُ واديَ الأنصارِ وشِعَبِها, الأنصارُ شِعارٌ والناسُ دِثارٌ ، إنكم سَتلْقوْن بعدي أَثَرَةً ، فاصبروا حتى تَلْقوْني على الحوضِ

الراوي: عبدالله بن زيد المحدث: البخاري المصدر: صحيح البخاري - الصفحة أو الرقم: 4330 خلاصة حكم المحدث: [صحيح]

الراوي: عبدالله بن زيد المحدث: الألباني المصدر: صحيح الجامع - الصفحة أو الرقم: 7970 خلاصة حكم المحدث: صحيح

Yapıştırma kaynağı

 

 

 قام رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم وهو على المنبر فقال يا رسول الله أي الناس خير قال خير الناس أقرؤهم وأتقاهم وآمرهم بالمعروف وأنهاهم عن المنكر وأوصلهم للرحم

الراوي: درة بنت أبي لهب المحدث: الهيثمي المصدر: مجمع الزوائد - الصفحة أو الرقم: 7/266 خلاصة حكم المحدث: رجاله ثقات وفي بعضهم كلام لا يضر

الراوي: درة بنت أبي لهب المحدث: السيوطي المصدر: الجامع الصغير - الصفحة أو الرقم: 4032 خلاصة حكم المحدث: صحيح

الراوي: درة بنت أبي لهب المحدث: الألباني المصدر: ضعيف الجامع - الصفحة أو الرقم: 2897 خلاصة حكم المحدث: ضعيف

Yapıştırma kaynağı

 

Allah en iyi bilendir.

 

 

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

www.diniyol.com

 

Not: Bu yazımız, aşağıdaki tefsir tercümelerinden derlenerek hazırlanmıştır.

01.  Fahruddîn RâziMefâtihu'I Gayb,

02.  Muhammed Kurtubî, el-Câmi'u li Ahkâmi'l-Kur'ân,

03.  İbn KesîrTefsîru'l-Kur’ani'l-Azîm,

04.  MevdudîTefhîm'ul Kur'ân,

05.  Süleyman Ateş, Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri,

06.  Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili,

07,  Vehbe ZuhayliTefsîrü'l-Münîr,

08.  Muhammed Ali es-SâbunîSafvetü't-Tefâsîr,

09.  Komisyon, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir,

10  Ebu'l Leys SemerkandîTefsîru'l Kur'ân,

11. Seyid Kutub zilâli’l Kur’ân,

12. Hüseyin b. Mes'ûd el-Bagavî, Meâlimu't Tenzîl,

13. İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l Beyân an Tefsîri'l-Kur'ân,