TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

2- Bakara Sûresi 284-286

 

وَإِنْ كُنتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تجِدُوا كَاتِباً فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضاً فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللَّهَ رَبَّهُ وَلا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ (283)

Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.

 

لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (284)

Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

Göklerde ve yerde bulunan her şey kayıtsız şartsız Allah'ındır. Siz de bunlara dâhil olduğunuz için sizin de içinizde ve dışınızda ne varsa, ne yaparsanız onu da bilir.

İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker buyruğu hakkında beş ayrı görüş ileri sürülmüştür:

1.   Bazılarına göre bu âyet neshedilmiştir. Bunu İbn Abbas, İbn Mes'ud, Âişe, Ebu Hureyre, eş-Şa'bî, Ata, Muhammed b. Şîrîn, Muhammed b. Ka'b, Mûsâ b. Ubeyde, ashab ve tabiinden bir grup ileri sürmüştür.

İbn Mes'ud, Aişe, Ata, Mu­hammed b. Sirîn, Muhammed b. Kab’a göre: Bir sene sonra; Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğin­den başkasını yüklemez 2/Bakara:286 ile bu zor durum so­na ermiştir.

 

Müslim: İbn Abbas: Yüce Allah'ın: İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker buyruğu nazil olunca ashabın kalplerine öyle bir duygu yerleşti ki, hiçbir şeyden dolayı benzeri bir duygu kalplerine girmiş değildir. Bunun üze­rine Rasûlullah: Dinledik, itaat ettik ve teslim olduk, deyiniz, buyur­du. Allah kalplerine imanı yerleştirdi daha sonra da yüce Allah şu buyruk­ları indirdi: Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Kazandığı kendisine yaptığı da onun aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme Yüce Allah: Ben de bunu yaptım, der. "Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme. Yüce Allah: Ben de yaptım, buyurur. Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet ey­le. Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et. Yüce Allah da: Yaptım, buyurur.

 

2.   İbn Abbas, İkrime, eş-Şabî ve Mücahid: Bu âyet-i kerime muh­kem ve tahsis edilmiştir. Bu âyet gizlenmesi yasak kılınmış şahitlik ile ilgilidir. Yüce Allah bu âyette şahitliği gizleyip bunu içinde sak­layanın hesaba çekileceğini bildirmiştir.

1.   Müminlerden kâfirleri dost edinip, onları taklid edenler hakkında nazil olmuştur.

2.   Âyet nefislerde baş gösteren şüphe ve yakîn hakkındadır. Bu­nu da yine Mücahid söylemiştir.

3.   Bu âyet muhkemdir, umumîdir, neshedilmemiştir. Yüce Allah, insanları yaptıkları, söyledikleri ve takındıkları tavırlarından dolayı hesaba çekecektir. Aynı zamanda yapamayıp da içlerinde gizlediklerinden de hesaba çekileceklerdir. Ancak Allah müminleri bağışlayacaktır. Münafıklar ise yapamadıklarından sorumlu tutulacaktır.

Taberî: Bu âyet muhkem olup mensuh olmadığı görüşünü ter­cih etmektedir.

Taberî: İbn Abbas: İçten ge­çen ve insanın düşüncesinde yer eden şeylere ceza olarak verilen azap, dün­ya musibetleri, acıları ve sair hoşlanılmayan şeyleriyle gerçekleşir.

en-Nehhas: Ayet hakkında söylenen en güzel ve âyetin zahirine en yakın açıklama İbn Abbas'ın ayetin umumî olduğunu söylemesidir.

İbn Atiyye: İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Ayetin anlamı; sizin gücünüzün yettiği ve kalpte gizli kalmış konular hakkındadır. Sahabenin korkusu; insanın iradesi dışında kalpte geçen düşüncelerdi. Yüce Allah ise; diğer âyetle konuyu tahsis ederek hiçbir kimseye ta­katinden fazlasını yüklemeyeceğini ifade etmiştir.

 

İbn Ömer: Rasûlullah'ı şöyle buyururken dinledim: Kıyamet günü mü'min aziz ve celil olan Rabbine yaklaştırılır. Nihayet Allah onu ken­di gölgesi/rahmeti  altına alır. Ona günahlarını tek tek söyletir. Biliyor musun? der. O: Evet Rabbim biliyorum, der. Allah: Dünyada iken bunları Ben senin için gizledim. Bugün de bu günahları Ben sana bağışlıyorum, der. Daha sonra ona ha­senatının yazılı olduğu sahife verilir. Kâfirlerle münafıklara gelince bütün insanların önünde onlar hakkında: İşte bunlar Allah'a iftira eden, yalan söyle­yenlerdir, diye seslenilir.

 

Süfyan b. Uyeyne: Bana ulaştığına göre, bütün peygamberler ka­vimlerine: Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açık­lasanız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Kime dilerse mağfiret eder, kimi dilerse de azaplandırır, âyetini tebliğ ederlerdi.

 

Benzer ayetler:

1.   De ki: Göğüslerinizin içinde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Gökler­de olanı da yerde olanı da O bilir. Allah her şeye gücü yetendir. 3/Âliimran:29

2.   Şüphesiz ki o gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da. 20/Tâhâ:7

3.   O gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediklerini bilir. 40/Mü'min:19

 

Allah'ın kullarını hesaba çekmesi:

1.   Kulun bütün amellerini kendisine hatırlamaı,

2.   Daha sonra da: Bu yanlış işleri neden yaptın, diyen sormasıdır.

 

Allah insanın bütün fiillerine muttalidir. Bütün amellerini hesaba çekecektir. Allah'ın hesaba çekeceğini bildirmekle; aynı zamanda insanın işleyeceği amellere ince ayar vermesidir. İnsanı ahirette rezil olmaması için uyarıyor. Cehennemle tehdit ediyor. Güzele yönlendirmek için Cennetle müjdeliyor.

 

 

لما نزلت على رسول الله صلى الله عليه وسلم : لله ما في السماوات وما في الأرض وإن تبدوا ما في أنفسكم أو تخفوه يحاسبكم به الله فيغفر لمن يشاء ويعذب من يشاء والله على كل شيء قدير ، اشتد ذلك على أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فأتوا رسول الله صلى الله عليه وسلم ، ثم جثوا على الركب ، وقالوا : يا رسول الله ، كلفنا من الأعمال ما نطيق : الصلاة والصيام والجهاد والصدقة ، وقد أنزل الله عليك هذه الآية ولا نطيقها . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أتريدون أن تقولوا كما قال أهل الكتابين من قبلكم : سمعنا وعصينا ؟ بل قولوا سمعنا وأطعنا ، غفرانك ربنا وإليك المصير . فلما أقر بها القوم وذلت بها ألسنتهم ، أنزل الله في أثرها : آمن الرسول بما أنزل إليه من ربه والمؤمنون كل آمن بالله وملائكته وكتبه ورسله لا نفرق بين أحد من رسله وقالوا سمعنا وأطعناغفرانك ربنا وإليك المصير } فلما فعلوا ذلك نسخها الله فأنزل : لا يكلف الله نفسا إلا وسعها لها ما كسبت وعليها ما اكتسبت ربنا لا تؤاخذنا إن نسينا أو أخطأنا ، إلى آخرها

الراوي: أبو هريرة المحدث:أحمد شاكر - المصدرعمدة التفسير - الصفحة أو الرقم1/344
خلاصة حكم المحدث: [أشار في المقدمة إلى صحته]

İmâm Ahmed: Rasûlullah’a: Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Içinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azâblandırır. Ve Allah her şeye Kâdir'dir âyeti nazil olunca bu ashaba ağır geldi. Rasûlullah’ın yanına gelerek diz çöktüler: Ey Allah'ın Rasûlü, biz gücümüzün yete­ceği namaz, oruç, cihâd ve sadaka gibi ameller ile mükellef tutulduk. Şimdi ise, sana bu âyet nazil oldu ve bizim buna gücümüz yetmez, de­diler. Rasûlullah: Sizden önceki ehlkitâb'ın dediği gibi İşittik ve isyan ettik demek mi istiyorsunuz. Bilakis siz: İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz ey Rabbımız, dönüş ve varış sanadır, deyiniz. Kavim böyle söyleyip dilleri alı­şınca Allah bu âyetin peşinden: Rasûl de, iman edenler de ona indirilene inandı. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitâblanna, pey­gamberlerine îmân etti. O'nun rasullerden hiçbirinin arasını tef­rik etmeyiz. İşittik ve itaat ettik, affını dileriz ey Rabbımız, dönüş Sa­nadır, dediler âyetini indirdi. Böyle yaptıklarında Allah Teâlâ bu âyeti neshetti: Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Kazandığı lehine yüklendiği aleyhinedir âyetini indirdi.

 

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ (285)

Rasûl de, iman edenler de ona indirilene inandı. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitâblanna, pey­gamberlerine îmân etti. O'nun rasullerden hiçbirinin arasını tef­rik etmeyiz. İşittik ve itaat ettik, affını dileriz ey Rabbımız, dönüş Sa­nadır.

 

لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ (286)

Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.

 

 

Yüce Allah kullarına şu duayı öğretmektedir:

 

Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme! Yani unutarak bir farzı terk eder yahut bir haram işler veya şer*î yönünü bilmediğimiz için ameli­mizde doğru olanın hangisi olduğunu yanılarak tespit edemezsek, bundan dola­yı bizi cezalandırma! Bunu İbni Mace, Beyhakî, Taberanî ve Hâkim'in Ebu Zerr, İbni Abbas ve Sevbân'dan rivayet ettikleri Resulullah'ın şu buyruğu da desteklemektedir: Muhakkak Yüce Allah ümmetimin yanılmasını, unutma­sını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bana bağışlamıştır.

 

Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme!

Yani İsrailoğullan gibi bizden önce geçmiş ümmetlere yüklediğin gibi -güç yetirecek olsak dahi- ağır işler yapmayı bize yükleme. Cabir: Resulullah şöyle bu­yurmuştur: Ben müsamahakâr, Hanîf dini ile gönderilmiş bulunuyorum.

 

Rabbimiz güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme.

Yani altından kalka­mayacağımız sorumluluklarla musibet ve belâlarla bizi yükümlü tutma. Güç yetiremeyeceğimiz fitnelere bizi müptelâ kılma.

Bizi affet! Senin bildiğin bi­zimle senin arandaki kusur ve yanılmalarımızı affet!

Bize mağfiret buyur! Bi­zimle senin kulların arasındaki günahları bağışla! Onları kusurlarımıza ve çir­kin amellerimize muttali kılma.

Bize merhamet eyle! Gelecekte karşılaşacağı­mız hallerde sen tevfikinde bizleri bir diğer günaha düşmekten koru!

Sensin bizim Mevlâmız! İşlerimizin maliki ve yardımcımız sensin. Sana güvenip dayandık. Yardımı senden isteriz. Dayanağımız sensin. Bütün güç ve takatimiz ancak seninledir.

 

Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!

Senin dinini reddeden, vahdaniyetini ve peygamberinin risaletini inkâr eden, senden başkasına ibadet eden, seninle birlikte kullarının bir kısmını sana ortak koşanlara karşı bizlere yardım et, bizi onlara karşı muzaffer kıl! Dünya ve ahirette onlara karşı güzel akıbet bizim olsun.

 

 

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ

Resûl, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler

 

ed-Dahhak, el-Hasen, Mücahid ve İbnü Sirin'den İbnü Abbas: Bu âyetin nüzulü Miraç kıssasında söz konusu olmuştur. Bundan dolayı Bakara Sûresi bu iki âyet müstesna Medine’de nazil olmuştur.

İbnü Abbas, İbnü Cübeyr, Dahhak ve Ata: Bunlar da Medine'de Cibrîl ile nazil oldu, demişlerdir.

ez-Zeccac: Yüce Allah bu sûrede namazın ve zekâtın farz olduğunu zikredip haccın hüküm­lerini, ay halinin, boşamanın, ilânın hükümlerini beyan edip peygamberle­rin kıssalarını anlatıp faizin de hükmünü açıkladıktan sonra: Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır diyerek kendi azametini sözkonusu etti. Daha son­ra Peygamberinin tasdikini, arkasından da mü'minlerin bütün bunları tasdi­kini söz konusu ederek: Resûl kendisine Rabbinden indirilene iman etti... diye buyurdu. Yani Allah'ın Rasûlü sözü geçen bütün bunları tas­dik etti. Aynı şekilde mü'minlerin hepsi de Allah'ı, meleklerini, kitaplarını ve rasûllerini tasdik etti.

 

Rasulullah’a şöyle denilmiş: Sa­bit b. Kays b. Şemmas'ın evi her gece kandillerle aydınlatılıyor. O: Herhal­de Bakara Sûresi'ni okuyor olmalıdır diye buyurdu. Sabit'e durum sorulun­ca şöyle dedi: Bakara Sûresi'nden Amenerrasûlü... okudum. Bu buyruk, Peygamber'ın ashab-ı kiramı, Allah'ın kendilerine vedettiği şekilde iç­lerinde gizlediklerinden dolayı hesaba çekilecekleri bildirilince, bunun ken­dilerine ağır gelmesi üzerine nazil oldu. Onlar bunun kendilerine ağır gel­diğinden Peygamber'a şikâyette bulununca o da şöyle dedi: Galiba siz­ler İsrailoğullarının söylediği gibi işittik ve isyan ettik diyeceksiniz. Onlar, hayır işittik ve itaat ettik, dediler. Bunun üzerine yüce Allah onları övmek üze­re: O Rasûl kendisine Rabbinden indirilene iman etti... buyruğu­nu indirdi. Peygamber da: Zaten onlara iman etmek yaraşır diye bu­yurdu.

 

Bu âyetin anlamı: Mü'minler bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr eden Yahudi ve Hıristiyanlar gibi değildir.

 

 

لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ (286)

Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.

 

Teklif-i lâ yutak:

Ebu Leheb iman ile yükümlüydü. Onun iman etmeyeceği de ayetle sabitti. Ama hakkında iki elinin kuruması ve Cehenneme atılacağı hükmü verilmiştir. Bu ise onun iman etmeyeceği anlamına gelir. Bir taraftan o iman etmekle mükellef tutulurken, diğer taraftan etmemekle mükellef tu­tulmuştur. İbn Atiyye: Alevli bir ateşe girecek­tir. 111/Tebbet:3 buyruğu eğer bu haliyle ölürse böyle olacaktır, anlamın­dadır.

 

لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا

Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.

 

el-Cevherî: Teklif; İnsana zor ve ağır gelen şeyi emretmek, demektir. Tekellüf zor olan bir işin altına girmek, onu omuzlamaya çalışmak demektir.

 

لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ

Kazandığı kendisine yaptığı da onun aleyhinedir

 

Sorumluluk; onu yüklenecek olanın kapasitesi ile orantılıdır. Herkesin kesbettiği/kazandığı kendi lehinedir. İktisap ettiği de kendi aleyhine zararınadir.

Rağıb İsfehanî:

Kesib; Kazanç hem kendisi, hem de başkası menfaatlenir. Buradaki kazanç helal sınırları içindedir.

İktisab Kazanç kârı-zararı sadece kendisinedir. Buradaki kazanç ise; helal-haram sınırı belli değildir.

 

Süddî: Hasenat ve seyyiâtı kastetmektedir.

 

Benzer ayetler:

1.   وَلا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا  Hiçbir yük yüklenici bir diğerinin yükünü yüklenmez... 6/Enam:164

2.   وَلا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى Herkesin kazandığı yalnız kendi aleyhinedir 6/Enam:164

 

Hasenat: İnsanın kazandığında sevindiği şeylerdir.

Seyyiât: Ağırlıklar, ağır yükler ve zor taşınabi­lir şeyler oldukları için Aleyhinedir, tabiri kullanılmıştır.

 

İbn Atiyye: Hasenat, herhangi bir zorlanma ve sıkıntı olmaksızın kazanılan şeyler arasında yer alır. Çün­kü bunları kazanan kimse, yüce Allah'ın tesbit ettiği yolun ve şeriatinin çiz­gisi üzerindedir. Seyyiât, zor­lukla kazanıldığına işaret eder. Çünkü bu günahları kaza­nmak için yüce Allah'ın yasak sınırlarını aşması lazımdır.

 

رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Rabbimiz, unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya çek­me

 

Bu iki halde veya birisine göre işleyeceği­miz günahları affet. Hz. Peygamber'in şu buyruğunda olduğu gibi: Ümme­timden hata, unutma ve yapmak için zorlandıkları şey(in sorumluluğu) kal­dırılmıştır.

 

Unutulan veya hata:

1.   Hakkullah olan konular.

2.   Hakkulibad olan konular. Mağduriyet varsa; kısmen düşebilir.

 

رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا

Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimi­ze ağır yük yükleme!

 

 

Malik b. er-Rabi: Isr, ağır yük: Oldukça zor ve ağır emir demektir.

Said b. Umeyr: Zor amel demektir. İsrailoğullarına ağır gelen sidik vesair şeylere dair hükümlerdir.

ed-Dahhâk: İsrailoğullarına oldukça zorlu işler yükletilirdi.

İbn Zeyd ve Ata: Isr, maymun ve domuzlara dönüştürülmektir.

İbn Zeyd: Tevbe ve keffareti söz-konusu olmayan günahtır. Isr, sözlükte söz ve ahid demektir.

 

Isr; darlık, günah ve ağırlık anlamındadır.

İsr: Esaret ve hapis mânâsıyla ilgilidir. Altındakini ezen ve yerinden kıpırdatmayan ağır yük ve bağ demektir.

رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ

Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme.

 

 

Katade: Bizden öncekilere işi zorlaştırdığın gibi bize de zorlaştırma.

ed-Dahhak: Altından kalkamayacağımız, güç yetiremeyeceğimiz amelleri işlemekle bi­zi yükümlü tutma.

İbn Cüreyc: Bizleri maymun ve domuzlara çevirme.

Mücahid, Ata ve Selam b. Sâbûr: Bizim takat getiremeyeceğimiz iş, şehvetin aşırı derecede kabarmasıdır.

Ebu'd-Derda: Hazırlığı bulunmayan bir şehvet taş­kınlığından Sana sığınırım!

Süddî: Burada kasıt, takat getirileme­yen şeyler, İsrailoğullarına yükletilmiş bulunan ağır yükler ve prangalardır, 7/A'raf:157

 

Muaz b. Cebel; bu sûreyi okuyup bitirince amin dermiş.

Ali b. Ebi Talib: Bu iki âyeti okumaksızın uyuyan bir kim­senin İslâm'ı akledip idrâk etmiş olduğunu sanmıyorum.

 

وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.

 

Bizi yani günahlarımızı affet. Terkedip ceza verilmediği vakit bu ke­lime kullanılır.

Bize mağfiret et, yani günahlarımızı ört. Çünkü el-ğafr: Örtmek demektir.

Bize merhamet eyle. Sen üzerimize lütfunla rahmetini gönder!

Sensin bizim mevlamız bizim velimiz, dostumuz, yardımcımız sensin.

 

Bu ve benzeri ayetler, bizim için örnek dua durumundadır. İnsanlara nasıl dua edeceklerini öğretir.