TEFSİRLERDE KISA SÛRELER

2- Bakara Sûresi 255

 

İbn Abbas: Kur'ân-ı Kerim'de en şerefli âyet, Âyetü'l-Kürsî'dir. Ki­mi Bu âyette  yüce Allah'ın adı, kimi yerde zamir kimi yerde zahir olarak onsekiz defa tekrarlanmaktadır.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لا بَيْعٌ فِيهِ وَلا خُلَّةٌ وَلا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمْ الظَّالِمُونَ 254

Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.

 

اللَّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ وَلا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ 255

Allah, kendisinden başka ilâh yoktur. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.

الْحَيُّ الْقَيُّومُ

Hayydır, Kayyûmdur. Bunlar aziz ve celil olan Allah lafzına sıfattır. O’ndan bedel de olabilir, haberden sonra bir haber daha olabilir. Mahzuf bir mübteda takdir de edilebilir. Kur'ân-ı Kerim'in dışında övgü kastıyla nasbedilmesi de mümkündür.

 

Hayy yüce Allah'a ad olarak verilen güzel isimlerdendir. Allah'ın İsmiazamı olduğu da söylenir.

Rivayete göre Meryem oğlu Hz. İsa (a.s) ölüleri diriltmek istediğinde: Ya Hayy ya Kayyûm, diye dua edermiş.

 

الْحَيُّ

Yüce Allah kendisini Hayy diye adlandırması, iş­leri uygun yerlerine göre idare ettiğinden ve eşyayı miktarlarıyla takdir et­tiğinden dolayıdır. Katade: Hayy ölmeyen demektir.

es-Süddî: Hayy, baki kalan demektir.

 

الْقَيُّومُ

Katade: Kayyûm kalktı anlamına gelmektedir. Yani yarattığı şeyleri idare eden demektir.

el-Hasen: Amelinin karşılığını vermek üzere her nefsin kazandığını gözeten demek­tir. Çünkü O, onu bilendir ve onun yaptıklarından hiçbir şey O'na gizli kal­maz.

İbn Abbas: Asla değişmeyen ve zeval bulmayan demektir.

el-Kelbî: Kayyûm başlangıcı olmayan kimse demektir. Bunu da Ebu Bekr el-Enbarî zikretmiştir.

 

لا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلا نَوْمٌ

Daha sonra yüce Allah O'nu ne bir uyuklama alır, ne de bir uyku buy­ruğunda, zatını uykunun ve uyuklamanın almayacağını belirtmektedir.

Kurtubi: es-Sine: Herkesin açıklamasına göre uyuklama demektir. Uyuklama ise gözde olan bir haldir. Kalpte söz konusu oldu mu ona uyku denilir.

el-Mufaddal:

1.    Sine uykunun baştaki etkisi,

2.    Nuâs gözdeki etkisi,

3.    Nevm ise kalpteki etkisidir.

es-Süddî: Sine: Yüzde etkisini göste­ren uyku rüzgarıdır.

Kurtubi: Özetle; sine/uyuklama insanı bürüyen bir füturdur. Fakat ki­şi bu hal ile birlikte de büsbütün aklını kaybetmez. Bu âyet-i kerîme ile an­latılmak istenen de şudur: Şanı yüce Allah'a, hiçbir durumda herhangi bir halel, herhangi bir usanç ve takatsizlik gelip çatmaz. Nevm/uyku ise insanlar hakkında zihni gücün ortadan kalktığı ağır hal­dir.

 

لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız O'nundur. Yani O'nun mül­küdür. O hepsinin mutlak maliki ve Rabbidir. Göklerde ve yerde bulunan­lar arasında akıl sahibi varlıklar da bulunmakla birlikte (akıl sahibi olmayan varlıklar hakkında kullanılan) edatın kullanılması maksadın genel ve bütün varlıklar oluşundan dolayıdır.

Taberî: Bu âyet-i kerîme kâfirler: Biz bunlara ancak bizleri Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. 39/Zumer:3 demeleri üzerine nazil olmuştur.

 

مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ

İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?

 

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ

O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir buyruğunda zamirler yü­ce Allah'ın: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız O'nundur buyruğu­nun ihtiva ettiği aklı eren bütün varlıklara aittir.

es-Süddî ve Mücahid: Önlerindekini dünyayı, arkalarındakini de ahireti bilir demektir.

İbn Atiyye: Bütün bunlar özü itibariyle doğrudur, bir mahzuru yoktur. Çünkü önde insanın önünde olan her şey arka ise ondan sonra gelen herşey demektir.

 

وَلا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ

O'nun ilminden kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar buyruğunda geçen ilim malum (bilinen şey) anlamındadır. Yani onlar Allah'ın bildiklerinden hiçbir şeyi kuşatamazlar.

 

وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ

O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.

Kürsî ve Kirsî de denilebilir. Çoğulu kerâsî gelir.

İbn Abbas: Allah'ın Kürsîsi onu ilmi demektir.

Taberî: İlmi ihtiva eden el-kürrâse (yazılı kâğıt) da burdan gelmektedir. İlim adamlarına el-Kerâsî denilmesi de burdan gelmekte­dir. Çünkü bu konuda kendilerine güvenilen kimseler bunlardır. Nitekim evtadu'l arz (yeryüzünün kazıkları) da denilmektedir.

 

Allah'ın Kürsîsi kendisiyle gökleri ve yeri tuttuğu kud­reti demektir. Bu da İbn Abbas'ın: Onun Kürsîsi kuşatmıştır buyruğuna dair açıklamalarına ya­kındır.

 

İbn Abbas'tan ve başkalarından gelen sair rivayetler de bununla Arş ile be­raber ün kazanmış Kürsî'nin kastedildiğine delalet etmektedir.

 

Ebu İdris el-Havlanî, Ebu Zerr: Ey Al­lah'ın Rasûlü dedim. Sana indirilen hangi buyruk daha büyüktür. O: Âyetül-Kürsî, dedi. Daha sonra şöyle buyurdu: Ey Ebu Zerr, yedi göğün Kürsî'ye göre oranı ancak geniş düzlük bir arazide bırakılmış bir halka gibidir. Arşın Kürsî’ye üstünlüğü ise bu geniş düzlük arazinin halkaya olan üstünlü­ğü gibidir.

 

Mücahid: Gökler ve yer Kürsî içerisinde ancak geniş düzlük bir ara­zide bırakılmış bir halka durumundadır.

 

وَلا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.

 

Bu âyet-i kerîme yüce Allah'ın mahlukatının büyüklüğünü haber vermek­tedir. Bundan ise aziz ve celil olan Allah'ın kudretinin azameti anlaşılır. Çün­kü bütün bu büyük şeyleri  korumak, O'na ağır gelmez.

 

Onları koruması O'na ağır gelmez.

İbn Abbas ve Katade: O'na zor gelmez, meşakkat vermez.

 

O Alîydir. Bununla kadir ve kıymetinin yüksekliği anlatılmak istenir. Me­kân itibariyle yükseklik değil. Çünkü yüce Allah mekân tutmaktan münez­zehtir.

Taberî: O me­kânının yaratıklarının mekânlarından yüceliği ile bütün yarattıklarından alî/yücedir.